ALS Terimleri
Sözlüğü
Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) ve motor nöron hastalıkları ile ilgili tıbbi terimleri, semptomları, tanı yöntemlerini ve tedavi kavramlarını kolayca inceleyin.
18 kDa translatör protein (TSPO)
Mikroglial aktivasyonla ilişkili, PET görüntülemede hedef alınan bir protein belirteci.
18F-FDG-PET
Beyindeki glikoz metabolizmasını ölçerek nöronal aktiviteyi ve hücre hasarını (nörodejenerasyon) gösteren nükleer tıp görüntüleme yöntemi.
3-nitro-tyrosine (nitroTyr)
Oksidatif stres sırasında tirozin amino asidine bir nitro grubunun eklenmesiyle oluşan, ALS gibi hastalıklarda sıkça görülen bir protein modifikasyonu.
5-Azaindol
İlaç tasarımında kullanılan, azot atomları içeren halkalı bir kimyasal yapı iskeleti.
5-Hydroxytryptamine (5-HT)
5-Hidroksitriptamin (5-HT), genellikle serotonin olarak bilinen, ruh hali, uyku, iştah ve iştah gibi birçok fizyolojik süreçte rol oynayan bir monoamin nörotransmiterdir.
504 Planı
Engelli öğrencilerin eğitim ortamına eşit erişimini sağlamak için gerekli düzenlemeleri ve değişiklikleri belirleyen bir plan.
6 Dakikalık Yürüme Testi (6MWT)
Bireyin fonksiyonel egzersiz kapasitesini ve dayanıklılığını ölçmek için kullanılan klinik bir değerlendirme testi.
7 Tesla fMRI
Standart MR cihazlarından çok daha yüksek manyetik alan gücüne sahip, beyin dokusunu ve fonksiyonlarını çok yüksek çözünürlükte görüntüleyen fonksiyonel manyetik rezonans tekniği.
7T Manyetik Rezonans Görüntüleme (7T MRG)
7 Tesla gücünde manyetik alan kullanan, yüksek çözünürlüklü görüntüleme sağlayan tıbbi görüntüleme teknolojisi.
8-oxodG (8-oxo-2'-deoxyguanosine)
Oksidatif stres nedeniyle DNA'da meydana gelen hasarın derecesini gösteren kritik bir modifiye nükleozid ve biyobelirteç.
AAA+ ATPase
Hücresel süreçlerde kimyasal enerjiyi (ATP) mekanik işe dönüştürerek proteinlerin yapısını değiştiren veya onları ayrıştıran geniş bir enzim ailesi.
AAV-aracılı (AAV-mediated)
Gen tedavisinde, hedef genetik materyali hücre içine taşımak için hastalık yapıcı özellikleri temizlenmiş Adeno-İlişkili Virüslerin (Adeno-Associated Virus) taşıyıcı (vektör) olarak kullanılması.
Abatacept (Orencia)
T-hücrelerinin tam olarak aktive olmasını engelleyen ve bağışıklık sistemini modüle eden biyolojik bir ilaç.
Aberan RNA
Hatalı sentezlenmiş, yapısı bozulmuş veya hücre için toksik olabilecek işlevsiz RNA molekülleri.
Acceptability
Bir tedavinin veya sağlık müdahalesinin hastalar ve bakım verenler tarafından ne ölçüde uygun ve tatmin edici bulunduğu.
AChR (Asetilkolin Reseptörü) Antikoru
Sinir-kas kavşağındaki reseptörleri bloke ederek kas kasılmasını engelleyen ve Miyasteni Gravis hastalarının çoğunda pozitif çıkan otoantikor.
ACKR3
CXCL12 seviyelerini dengeleyen, sinyal iletimini modüle eden ve 'çöpçü reseptör' olarak görev yapan atipik bir kemokin reseptörü.
Acoustic-Biomechanical (Akustik-Biyomekanik)
Ses dalgalarının fiziksel özellikleri (akustik) ile ses üretimi sırasında ses telleri ve çevre dokuların mekanik hareketlerinin (biyomekanik) birlikte incelenmesi.
ACSL4 (Acyl-CoA Synthetase Long Chain Family Member 4)
Çoklu doymamış yağ asitlerinin hücre zarına yerleşmesini sağlayarak hücreyi ferroptozise (hücre ölümüne) duyarlı hale getiren bir enzim.
ACT for ALS
Amerika Birleşik Devletleri'nde ALS hastaları için araştırma, tedavi geliştirme ve destek mekanizmalarını hızlandırmayı amaçlayan bir yasa.
Active-placebo (Aktif Plasebo)
İncelenen ilacın bazı yan etkilerini taklit eden ancak tedavi edici ana maddeyi içermeyen, klinik çalışmalarda körleme işleminin kalitesini artırmak için kullanılan kontrol maddesi.
Acute Intermittent Hypoxia (AIH)
Kısa süreli ve tekrarlayan düşük oksijen seviyelerine maruz kalma durumu; solunumsal plastisiteyi tetiklemek için kullanılır.
Adaptif Deneme Platformları (Adaptive Trial Platforms)
Klinik araştırma devam ederken elde edilen verilere dayanarak, çalışmanın tasarımında (örneğin hasta sayısı veya dozaj) önceden belirlenmiş kurallar dahilinde değişiklik yapılmasına izin veren esnek araştırma yöntemleri.
Adaptif Moda (Adaptive Fashion)
Fiziksel engelleri, hareket kısıtlılıkları veya tıbbi cihaz kullanımı olan bireylerin giyinme sürecini kolaylaştırmak amacıyla özel olarak tasarlanmış işlevsel giysiler.
Adiponectin
Yağ dokusu tarafından salgılanan, anti-inflamatuar, insülin duyarlılığını artıran ve nöroprotektif özelliklere sahip bir hormon (adipokin).
Adjustment Disorder (Uyum Bozukluğu)
Belirgin bir stres kaynağına (örneğin ciddi bir hastalık teşhisi) yanıt olarak gelişen, kişinin sosyal veya mesleki işlevselliğini bozan duygusal ve davranışsal tepkiler bütünü.
ADMET
Bir ilaç adayının vücuttaki Emilim, Dağılım, Metabolizma, Atılım ve Toksisite özelliklerini tanımlayan farmakokinetik kriterler.
ADMET Profili
Bir ilacın veya bileşiğin Vücuda Alınımı (Absorption), Dağılımı (Distribution), Metabolizması (Metabolism), Atılımı (Excretion) ve Toksisitesi (Toxicity) özelliklerinin değerlendirilmesi.
Admixture
Genetik olarak birbirinden farklılaşmış iki veya daha fazla popülasyonun karışması sonucu oluşan yeni genetik kompozisyon.
Advers Event (AE)
Bir klinik araştırma sırasında hastada ortaya çıkan, araştırma ilacıyla nedensel bir ilişkisi olması şart olmayan, istenmeyen her türlü tıbbi/klinik gelişme.
Advers Olay (Adverse Event)
Klinik bir çalışma sırasında katılımcıda görülen, tedaviyle ilişkili olması zorunlu olmayan her türlü istenmeyen tıbbi belirti veya semptom.
AFO (Ayak-Bilek Ortezi)
Ayak bileğini desteklemek, düşük ayağı kontrol altına almak ve yürüyüşü stabilize etmek için kullanılan medikal cihaz.
Age of onset
Başlangıç yaşı, bir hastalığın ilk semptomlarının ortaya çıktığı yaştır.
Agency (Eylemlilik)
Bireyin kendi kararlarını verme, eylemlerini kontrol etme ve çevresi üzerinde etki yaratma kapasitesi.
Agonistic Antibody (Agonist Antikor)
Belirli bir reseptöre bağlanarak onu aktive eden ve vücudun doğal moleküllerinin etkisini taklit eden yapay antikor.
Agregasyon
Proteinlerin normal çözünürlüklerini kaybederek hücre içinde işlevsiz ve zararlı yığınlar oluşturması süreci.
Agrezom
Hücre içinde hatalı katlanmış proteinlerin birikmesiyle oluşan ve hücre savunmasında rol oynayan yapılar.
Akamprosat
Normalde alkol bağımlılığı tedavisinde kullanılan, ancak bu çalışmada nöroprotektif etkileri araştırılan bir ilaç.
Akson Dejenerasyonu
Aksonların ilerleyici olarak hasar görmesi ve kaybı.
Akson uzaması
Sinir hücrelerinin (nöronların) akson adı verilen uzantılarının büyüme ve uzama süreci.
Akustik tabanlı çerçeve
Ses sinyallerinin analizi ve işlenmesine dayanan bir sistem veya metodolojidir; bu bağlamda konuşma seslerinin özelliklerini inceleyerek bilgi çıkarmayı ifade eder.
Akış Sitometrisi (Flow Cytometry)
Sıvı bir akışkan içinde asılı haldeki hücrelerin veya mikropartiküllerin fiziksel ve kimyasal özelliklerini, lazer ışığı kullanarak yüksek hızda tek tek analiz eden cihaz ve yöntem.
Alfa-interneksin (Alpha-internexin)
Erken nöronal gelişim ve merkezi sinir sistemi olgunlaşması sırasında yoğun olarak eksprese edilen bir tip IV ara filaman proteini.
Alfa-sinüklein (α-synuclein)
Özellikle Parkinson hastalığında beyinde anormal şekilde katlanıp birikerek Lewy cisimcikleri oluşturan ve nörotoksisiteye yol açan bir protein.
Allosteric modulation (Allosterik modülasyon)
Bir ligandın, proteinin aktif (ortosterik) bölgesi dışındaki bir alana bağlanarak proteinin fonksiyonunu veya şeklini değiştirme süreci.
Allosterik Destabilizasyon
Bir molekülün bir bölgesine bağlanmanın, molekülün başka bir bölgesindeki yapısal kararlılığı veya düzeni değiştirmesi durumu.
AlphaFold (AF)
Yapay zeka kullanarak proteinlerin üç boyutlu yapılarını amino asit dizilimlerinden tahmin eden bir sistem.
ALS
Klinik TerimBeyin ve omurilikteki motor sinir hücrelerinin kaybıyla karakterize, kas erimesi ve güç kaybına yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık.
ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz)
Beyin ve omurilikteki motor sinir hücrelerinin kaybıyla karakterize, kas erimesi ve güç kaybına yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık.
ALS (Amyotrophic Lateral Sclerosis) / Amiyotrofik Lateral Skleroz
Beyin ve omurilikteki motor nöronların (hareket sağlayan sinir hücrelerinin) harabiyetiyle seyreden, kas erimesi, güçsüzlük ve yutma/solunum yetmezliğine yol açan ilerleyici nörodejeneratif bir hastalık.
ALS Functional Rating Scale-Revised (ALSFRS-R)
ALS hastalarının fonksiyonel durumunu değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan bir ölçektir.
ALS mimics
Klinik belirtileri yönünden ALS hastalığını taklit eden ancak farklı (ve genellikle tedavi edilebilir) nedenlerden kaynaklanan nörolojik durumlar.
ALS-FTD
Amyotrofik Lateral Skleroz ile Frontotemporal Demansın (kişilik ve dil bozukluğu ile giden bunama türü) aynı hastada bir arada görülmesi durumu.
ALS-FTDSD
Amyotrofik Lateral Skleroz ve Frontotemporal Demansın bir arada görüldüğü, hem motor sinirlerin hem de bilişsel fonksiyonların etkilendiği hastalık spektrumu.
ALS-FTSD (frontotemporal spectrum disorders of ALS)
ALS ve FTD'nin klinik ve genetik özelliklerini bir arada gösteren bir hastalık spektrumu.
ALS/FTD Spektrumu
Amyotrofik Lateral Skleroz ve Frontotemporal Demans hastalıklarının benzer genetik ve patolojik mekanizmaları paylaştığını ifade eden hastalık grubu.
ALSAQ-40 (ALS Assessment Questionnaire)
ALS hastalarına özgü, fiziksel hareketlilik, günlük yaşam aktiviteleri, yeme, iletişim ve duygusal durum gibi alanları kapsayan 40 maddelik yaşam kalitesi anketi.
ALSFRS-R (Amyotrophic Lateral Sclerosis Functional Rating Scale-Revised)
ALS hastalarının konuşma, yutma, el yazısı ve solunum gibi günlük yaşam aktivitelerindeki fonksiyonel durumunu ölçen revize edilmiş derecelendirme ölçeği.
Alt Motor Nöron (LMN)
Beyin sapı ve omurilikte bulunan, kaslara doğrudan sinyal göndererek kasılmayı sağlayan sinir hücreleri.
Alt Tip ve Evre Çıkarımı (SuStaIn)
Hastalıkların heterojenliğini modellemek ve bireysel hastalar için alt tipleri ve hastalık evrelerini belirlemek için kullanılan bir hesaplama modeli.
Alternatif Ekleme (Splicing)
Pre-mRNA'dan intronların çıkarılıp ekzonların birleştirilmesi süreci; bu süreçteki hatalar farklı protein izoformlarının oluşmasına veya fonksiyon kaybına yol açabilir.
Amiloid
Alzheimer hastalığında beyin hücreleri arasında plaklar oluşturarak sinir iletişimini bozan protein parçacıkları.
Amiloid Fibril
Hatalı katlanmış proteinlerin bir araya gelerek oluşturduğu, çözünmeyen ve dokularda birikerek hasara yol açan lifli yapılar.
AMPAR (alfa-amino-3-hidroksi-5-metil-4-izoksazolpropiyonik asit Reseptörü)
Merkezi sinir sisteminde hızlı sinaptik iletimi sağlayan ana glutamat reseptörlerinden biri.
Amyloid Aggregates (Amiloid Agregatları)
Nörodejeneratif hastalıklarda görülen, yanlış katlanmış ve kümelenerek dokularda biriken patolojik protein yapıları.
Amyloid Fibrils (Amiloid Fibriller)
Proteinlerin hatalı katlanarak oluşturduğu, çözünmeyen ve nörodejeneratif hastalıklarda hücre ölümüne yol açan ipliksi patolojik yapılar.
Amyloid-beta agregasyonu
Alzheimer hastalığında görülen, protein parçacıklarının beyinde birikerek kümelenmesi ve plak oluşturması süreci.
Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS)
Klinik TerimAmyotrofik lateral skleroz (ALS), beyin ve omurilikteki motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybı sonucu gelişen, kaslarda güçsüzlük, erime (atrofi) ve istemli hareket kaybına yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır.
Amyotrophic lateral sclerosis type 8 (ALS8)
VAPB genindeki p.Pro56Ser mutasyonu ile ilişkili, genellikle yavaş ilerleyici özellik gösteren nadir bir kalıtsal motor nöron hastalığı alt tipi.
Anaesthetist
Anestezi uzmanı; cerrahi işlemler sırasında hastanın ağrı duymasını engelleyen, hayati fonksiyonlarını izleyen ve yöneten uzman hekim.
Ancestral heterogeneity
Bir popülasyonun genetik yapısında farklı coğrafi ve etnik kökenlerden gelen genetik çeşitliliklerin bulunması durumu.
Anonymized (Anonimleştirilmiş)
Kişisel verilerin, veri sahibi olan kişinin kimliğini doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanamayacak hale getirilmesi işlemi.
Antagonistic pleiotropy (Antagonistik pleiotropi)
Bir genin yaşamın erken dönemlerinde hayatta kalma ve üreme üzerinde olumlu etkiler gösterirken, yaşlılık döneminde organizmaya zarar veren (nörodejenerasyon gibi) etkiler ortaya çıkarması teorisi.
Anti-glikolipid antikorlar
Glikolipid yapılarına karşı bağışıklık sistemi tarafından üretilen proteinler (IgG ve IgM).
Antibiotic conditioning
Nakil yapılacak yeni mikrobiyomun yerleşmesini kolaylaştırmak için mevcut bağırsak bakterilerini antibiyotiklerle temizleme işlemi.
Anticholinergic (Antikolinerjik)
Asetilkolin adlı nörotransmitterin etkisini bloke ederek tükürük salgısı gibi vücut salgılarını azaltan ilaç sınıfı.
Antigen presentation
Bağışıklık hücrelerinin, yabancı veya zararlı maddeleri (antijenleri) T hücrelerine tanıyabilmeleri için sunma işlemi.
Antipsikotik
Şizofreni, bipolar bozukluk ve diğer psikotik tabloların tedavisinde kullanılan, genellikle beyindeki dopamin ve serotonin reseptörleri üzerinden etki gösteren ilaç grubu.
Antisens Oligonükleotid (ASO)
Belirli bir RNA dizisine bağlanarak gen ifadesini değiştirmek veya protein üretimini durdurmak için tasarlanmış kısa, sentetik nükleik asit dizileri.
Antisens Oligonükleotidler (ASO'lar)
Belirli bir mRNA'yı hedefleyerek protein üretimini engelleyen sentetik nükleik asit molekülleridir.
Antisens Oligonükleotit (ASO)
Belirli bir RNA molekülüne bağlanarak gen ekspresyonunu değiştiren sentetik bir DNA veya RNA dizisidir.
Antisense Oligonucleotide (ASO)
Belirli bir genin ifadesini değiştirmek, protein üretimini durdurmak veya hatalı proteinleri düzeltmek için tasarlanmış kısa, sentetik nükleik asit dizileri.
Antisense Oligonucleotides (Antisens Oligonükleotidler - ASO)
Hedef RNA dizilerine bağlanarak gen ifadesini değiştirebilen, tedavi amaçlı kullanılan kısa, tek zincirli sentetik nükleik asit dizileri.
Antisense oligonükleotid (ASO)
Hücre içindeki RNA'ya bağlanarak protein üretimini düzenleyen veya durduran, genetik hastalıkların tedavisinde kullanılan kısa nükleotit dizileri.
Antisense Oligonükleotidler (ASO)
Hücre içine girerek hatalı mRNA dizilerine bağlanan ve protein üretim sürecini değiştiren kısa, sentetik RNA dizileri.
Antisense Oligonükleotit
Belirli bir mRNA'ya bağlanan ve protein üretimini engelleyen kısa bir tek sarmallı DNA veya RNA parçasıdır. Gen ifadesini modüle etmek için kullanılır.
Apathy
Apati; bireyin duygusal tepkisizlik, motivasyon kaybı ve çevresindeki olaylara karşı belirgin bir ilgisizlik göstermesi durumu.
APOE ε4 Alleli
Apolipoprotein E (APOE) geninin belirli bir varyantı veya formudur. APOE, vücutta yağların taşınmasında rol oynayan bir proteindir ve özellikle beyin sağlığı ile ilişkilendirilmiştir. ε4 alleli, Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklara yatkınlığı artırabilen bir risk faktörü olarak bilinir.
Apolipoprotein B (ApoB)
Kanda kolesterol taşıyan lipoproteinlerin yapısında bulunan ve lipid metabolizmasında anahtar rol oynayan bir protein.
Apolipoprotein E (APOE) ε4
Lipid metabolizmasında rol oynayan bir genin alelik varyantıdır. Özellikle Alzheimer hastalığı için en güçlü genetik risk faktörü olarak bilinir, ancak diğer nörodejeneratif hastalıklardaki rolü de araştırılmaktadır.
Apoptosis (Apoptoz)
Hücrenin genetik olarak programlanmış bir şekilde kendi kendini imha etmesi süreci.
Apoptoz
Hücrenin genetik olarak programlanmış bir şekilde kendi kendini yok etmesi; ALS'de motor nöron kaybının ana mekanizmalarından biridir.
Appendicular Skeletal Muscle Mass Index (ASMMI)
Kollar ve bacaklardaki toplam iskelet kası kütlesinin, boyun karesine bölünmesiyle hesaplanan bir vücut kompozisyonu göstergesi.
Arginase (Arginaz)
Arjinin amino asidini ornitin ve üreye dönüştüren, azot metabolizmasında ve hücresel dengede kritik rol oynayan bir enzim.
Ascending dose
Güvenli doz aralığını belirlemek amacıyla, katılımcı gruplarına kademeli olarak artan dozlarda ilaç verilmesi stratejisi.
Asetilasyon (Acetylation)
Bir moleküle asetil grubunun eklenmesiyle gerçekleşen; proteinlerin işlevini, yapısını, stabilitesini ve hücre içindeki konumunu değiştirebilen post-translasyonel modifikasyon.
ASF1A
DNA'nın paketlenmesi ve tamiri sırasında histon proteinlerini taşıyan, CHK1 ile birlikte çalışan bir moleküler şaperon.
Aspirasyon
Yiyecek, içecek veya yabancı maddelerin soluk borusuna ve akciğerlere kaçması durumu.
Assistive Devices
Hareket kısıtlılığı olan bireylerin günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmelerine ve bağımsızlıklarını artırmalarına yardımcı olan teknolojik araçlar.
Asthenia
Genel halsizlik veya yorgunluk hissi.
Astrocyte ramification
Merkezi sinir sistemindeki destek hücreleri olan astrositlerin dallanarak daha karmaşık bir yapı alması.
Astroglia (Astrositler)
Merkezi sinir sisteminde nöronlara yapısal ve metabolik destek sağlayan, kan-beyin bariyerini koruyan yıldız şekilli hücreler.
Astrogliyozis
Merkezi sinir sistemindeki hasara veya hastalığa yanıt olarak astrosit hücrelerinin sayısının artması ve yapısal değişikliğe uğraması; genellikle nöroinflamasyonun bir işaretidir.
Astrosit
Merkezi sinir sisteminde nöronlara yapısal ve metabolik destek sağlayan, kan-beyin bariyerinin korunmasında rol oynayan yıldız şekilli hücreler.
Astrosit reaktivite belirteçleri
Beyindeki destek hücreleri olan astrositlerin bir uyarana veya hasara tepki verdiğini gösteren moleküler işaretleyiciler.
Astrositik disfonksiyon
Nöronları destekleyen glial hücreler olan astrositlerin işlev bozukluğu.
Asymptomatic
Bir hastalığa veya genetik mutasyona sahip olmasına rağmen henüz klinik belirti göstermeyen kişi.
Atalante
Özellikle nörolojik rehabilitasyon için geliştirilmiş, hastanın ellerini serbest bırakarak dengede kalmasını ve yürümesini sağlayan gelişmiş bir robotik dış iskelet modeli.
Ataletsel sensörler
Hareket ve yönelim verilerini ölçmek için kullanılan sensör teknolojisi.
Ataxin-2 (ATXN2)
RNA işlenmesi ve stres granülü dinamiklerinde rol oynayan, mutasyonları ALS riskini artıran bir protein.
ATF4 (Activating Transcription Factor 4)
Hücresel stres yanıtlarında, amino asit metabolizmasında ve inflamasyon süreçlerinde rol oynayan bir transkripsiyon faktörü.
ATG8ylation (ATG8ilasyon)
ATG8 ailesi proteinlerinin, hedef membranlardaki lipidlere (özellikle fosfatidiletanolamin) kovalent olarak bağlanması süreci.
Atrofi
Hücre veya dokuların hacimce küçülmesi; bu metinde kas erimesi anlamında kullanılmıştır.
AUC (Area Under the Curve)
Bir tanı testinin veya modelin doğruluğunu gösteren istatistiksel ölçüm; 1.0 mükemmel ayrımı ifade eder.
Autologous (Otolog)
Tıbbi bir işlemde kullanılan hücre veya dokunun, hastanın kendisinden elde edilmiş olması durumu.
Autonomic Dysfunction
Kalp atış hızı, kan basıncı, sindirim ve terleme gibi istemsiz vücut fonksiyonlarını düzenleyen otonom sinir sisteminin işlev bozukluğu.
Autonomic Nervous System (Otonom Sinir Sistemi)
İç organların çalışması, kalp hızı ve terleme gibi istemsiz vücut fonksiyonlarını kontrol eden sinir sistemi bölümü.
Autophagy (Otofaji)
Hücrenin hasarlı bileşenlerini ve atık proteinlerini parçalayarak geri dönüştürdüğü hücresel temizlik ve yenilenme mekanizması.
Axon
Sinir hücresinin (nöron), elektriksel sinyalleri diğer hücrelere veya kaslara ileten uzun uzantısı.
Axonal Dying Back
Bir nöronun aksonunun (uzantısının) distal ucundan başlayarak geriye doğru dejenere olması süreci.
Axonal Homeostasis
Sinir hücrelerinin uzantıları olan aksonların yapısal ve işlevsel bütünlüğünün korunması durumu.
Axonal Transport (Aksonal Transport)
Nöronun gövdesi ile akson uçları arasında protein, organel ve diğer maddelerin taşınmasını sağlayan hücresel süreç.
Ayak Düşüklüğü
Ayak bileğini ve parmakları yukarı kaldırmakta zorlanma veya yetersizlik durumu, genellikle sinir hasarından kaynaklanır.
Ayırıcı tanı
Benzer semptomlara sahip olabilecek farklı hastalıklar arasında doğru teşhisi koymak için yapılan karşılaştırmalı değerlendirme süreci.
Azot Dioksit (NO2)
Genellikle trafik ve sanayi kaynaklı yanma süreçlerinden açığa çıkan, hava kirliliğinin temel bileşenlerinden biri olan gaz.
Açık Etiketli Uzatma (Open Label Extension)
Kontrollü çalışma bittikten sonra hem doktorun hem de hastanın ilacı bildiği ve tüm katılımcıların aktif ilacı alabildiği süreç.
Açık Kaynak (Open-Source)
Yazılım, veri veya diğer içeriklerin herkes tarafından erişilebilir, kullanılabilir, değiştirilebilir ve dağıtılabilir olmasını ifade eden bir model.
Ağ homeostazisi
Bir nöral ağ içindeki kararlı fonksiyonel özelliklerin sürdürülmesi.
Ağ Meta-Analizi (Network Meta-Analysis)
Birden fazla tedaviyi hem doğrudan hem de dolaylı kanıtlar kullanarak aynı anda karşılaştıran, tedaviler arasında bir etkinlik sıralaması yapılmasına olanak tanıyan ileri düzey istatistiksel yöntem.
Aşı Tereddüdü
Aşıların mevcudiyetine rağmen aşılamayı geciktirme veya reddetme davranışı.
BAC (Bacterial Artificial Chromosome)
Büyük DNA dizilerini taşımak ve organizmalara aktarmak için kullanılan yapay bir kromozom vektörü.
Bakıcı Tükenmişliği (Caregiver Burnout)
Uzun süreli bakım verme sürecinin getirdiği fiziksel, duygusal ve zihinsel yıpranma ve tükenme durumu.
Bakım Hizmetleri (Care Services)
Kronik veya ilerleyici hastalığı olan bireylerin yaşam kalitesini artırmak, semptomları yönetmek ve destek sağlamak amacıyla sunulan tıbbi ve sosyal hizmetler bütünü.
Bakım Koordinasyonu
Hastaların sağlık hizmetleri sisteminde doğru tedaviye ve desteğe ulaşmasını sağlamak amacıyla farklı sağlık profesyonelleri, hizmetler ve kaynaklar arasında iletişimi ve işbirliğini düzenleme süreci.
Bakım Veren (Caregiver)
Kronik hastalık, yaşlılık veya engellilik durumlarında bireyin günlük yaşam aktivitelerine ve tıbbi ihtiyaçlarına destek sağlayan kişi.
Batch Effect (Parti Etkisi)
Deneylerin farklı zamanlarda, farklı laboratuvarlarda veya farklı cihazlarda yapılması sonucu verilerde oluşan, biyolojik olmayan teknik varyasyonlar.
Bayes istatistikleri
Yeni veriler elde edildikçe bir hipotezin olasılığını güncelleyen, klinik araştırmalarda esneklik sağlayan istatistiksel bir yaklaşım.
Bayesian interval-censored mixed-effects models
Belirli zaman aralıklarında gözlemlenen ve kesin gerçekleşme zamanı tam olarak bilinmeyen (sansürlenmiş) verileri analiz etmek için Bayesyen istatistiksel yöntemleri kullanan gelişmiş bir karma etkiler modelleme yöntemi.
Baz Eksizyon Onarımı (BER)
DNA üzerindeki küçük, sarmal yapıyı bozmayan baz hasarlarının tamir edildiği hücresel mekanizma.
Bağırsak-Beyin Aksı (Gut-Brain Axis)
Sindirim sistemi ile merkezi sinir sistemi arasındaki çift yönlü biyokimyasal iletişim yolu.
Bağırsak-beyin ekseni
Bağırsak ve beyin arasındaki iki yönlü, karmaşık iletişim sistemi.
BCI (Beyin-Bilgisayar Arayüzü)
Beyin sinyallerini doğrudan bilgisayar komutlarına veya harici cihaz kontrollerine dönüştüren teknolojik sistem.
BDNF (Brain-Derived Neurotrophic Factor)
Beyin türevli nörotropik faktör; sinir hücrelerinin büyümesini, hayatta kalmasını ve yeni bağlantılar kurmasını destekleyen bir protein.
Behavioural impairment
Davranışsal bozukluk, kişinin sosyal etkileşimlerini, duygusal tepkilerini ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen davranış kalıplarındaki değişiklikleri ifade eder.
Beta-amyloid pathology
Alzheimer hastalığında beyin hücreleri arasında birikerek plaklar oluşturan ve sinir iletimini bozan protein bozukluğu.
Beta-Tabakası (β-sheet)
Proteinlerin ikincil yapılarından biri olan ve anormal agregasyonda (kümelenmede) artış gösteren katlanma biçimi.
Beta2-mikroglobulin (β2m)
MHC sınıf I moleküllerinin hafif zincirini oluşturan ve hücre yüzeyinde antijen sunumunda görev alan bir protein.
Betasiyaninler
Kırmızı ejder meyvesi ve pancar gibi bitkilerde bulunan, güçlü antioksidan ve iltihap önleyici özelliklere sahip doğal pigmentler.
Beyin Omurilik Sıvısı (CSF/BOS)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, merkezi sinir sistemindeki biyokimyasal değişiklikleri yansıtan berrak sıvı.
Beyin Sapı (Brainstem)
Beyni omuriliğe bağlayan ve hayati fonksiyonları (nefes alma, yutma vb.) kontrol eden bölge.
Beyin-Bilgisayar Arayüzü (BCI)
Beyin sinyallerini alıp bilgisayar veya protez gibi harici cihazları kontrol etmek için komutlara dönüştüren teknoloji.
Beşeri Tıbbi Ürün
İnsanlardaki hastalıkları tedavi etmek, önlemek, teşhis etmek veya fizyolojik fonksiyonları düzeltmek amacıyla uygulanan her türlü madde veya maddeler kombinasyonu.
Bi-allelic excision
Bi-allelik eksizyon; bir genin her iki kopyasından (allellerinden) birden hedeflenen DNA dizisinin kesilerek çıkarılması işlemi.
Biallelic loss-of-function variants
Bir genin hem anneden hem de babadan gelen her iki kopyasında birden meydana gelen ve genin işlevini tamamen veya büyük oranda kaybetmesine yol açan mutasyonlar.
Bilişsel Alanlar (Cognitive Domains)
Bellek, dikkat, dil yeteneği, karar verme ve yürütücü işlevler gibi zihinsel süreçlerin her bir alt kategorisi.
Bilişsel Gerileme
Zihinsel süreçlerde (hafıza, düşünme, akıl yürütme vb.) kademeli olarak kötüleşmedir.
Bioavailability (Biyoyararlanım)
Bir ilacın veya bileşiğin değişime uğramadan sistemik dolaşıma ulaşan ve etki bölgesinde kullanılabilir olan oranı.
Bioelectrical Impedance Analysis (BIA)
Vücut dokularının elektrik akımına karşı gösterdiği direnci ölçerek vücut yağ, kas ve su oranını belirleyen yöntem.
Bioenergetics (Biyoenerji)
Canlı organizmalardaki ve hücrelerdeki enerji akışını ve dönüşümünü inceleyen biyokimya alanı.
Biomarker (Biyobelirteç)
Bir hastalığın varlığını, evresini veya tedaviye yanıtını ölçmek için kullanılan biyolojik ölçüt veya molekül.
Biomarkers (Biyobelirteçler)
Bir biyolojik durumu, hastalığı veya tedaviye verilen yanıtı objektif olarak ölçmek ve değerlendirmek için kullanılan biyolojik göstergeler.
BiPAP (Bilevel Positive Airway Pressure)
Solunum yetmezliği çeken hastaların nefes almasını kolaylaştırmak amacıyla, iki seviyeli pozitif havayolu basıncı uygulayan invaziv olmayan bir solunum destek cihazı.
BiPAP Cihazı (Bilevel Positive Airway Pressure)
Solunum yetmezliği çeken hastaların geceleri daha rahat nefes almasını sağlamak amacıyla iki seviyeli pozitif hava basıncı uygulayan solunum destek cihazı.
Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı (BEP)
Engelli öğrencilerin özel eğitim ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış, yasal olarak bağlayıcı bir eğitim planı.
Birincil hedef (Primary objective)
Bir klinik çalışmanın en önemli ve temel amacı; çalışmanın tasarlanma nedeni ve sonuçlarının değerlendirileceği ana kriter.
Biyoaktif Bileşenler
Canlı doku üzerinde belirli bir biyolojik etki veya yanıt oluşturan kimyasal maddeler.
Biyoaktif Metabolitler
Vücuttaki biyolojik süreçleri etkileyebilen, mikroorganizmalar veya hücreler tarafından üretilen aktif kimyasal maddeler.
Biyobanka (Biorepository)
Biyolojik örneklerin (kan, doku, DNA vb.) bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere düzenli bir şekilde toplandığı ve saklandığı merkez.
Biyobelirteç (Biomarker)
Bir hastalığın varlığını veya şiddetini ölçmek için kullanılan biyolojik gösterge (örneğin kandaki belirli bir protein).
Biyobenzer İlaç (Biosimilar)
Ruhsat süresi dolmuş referans bir biyolojik ilaca yapısal, işlevsel, klinik etkinlik ve güvenlik açısından son derece benzer olduğu kanıtlanmış biyoteknolojik ilaç.
Biyodağılım (Biodistribution)
Vücuda verilen bir bileşiğin veya ilacın zaman içinde hangi organ ve dokulara, ne miktarda dağıldığının incelenmesi.
Biyoenerjetik Kapasite
Bir hücrenin yaşamını sürdürmek ve fonksiyonlarını yerine getirmek için gerekli olan ATP (enerji) molekülünü üretme gücü.
Biyoimza (Biosignature)
Bir hastalığın varlığını, evresini veya tedaviye yanıtını gösteren biyolojik moleküllerin karakteristik kombinasyonu.
Biyolojik Tedavi
Hücreler, genler veya proteinler gibi canlı kaynaklardan elde edilen ürünler kullanılarak yapılan tedavi.
Biyoyararlanım
Bir ilacın veya maddenin vücuda alındıktan sonra dolaşım sistemine geçerek hedef bölgeye ulaşma oranı.
Blood-Brain Barrier (BBB) / Kan-Beyin Bariyeri
Beyin dokusunu kanda dolaşan zararlı maddelerden koruyan, ancak tedavi edici ilaçların geçişini de engelleyen seçici geçirgen zar tabakası.
Blood-Brain Barrier (Kan-Beyin Bariyeri)
Kan dolaşımındaki zararlı maddelerin beyin dokusuna geçmesini engelleyen seçici geçirgen koruyucu tabaka.
Bloodborne transmission (Hematojen yol)
Bir maddenin veya patojenin kan dolaşımı aracılığıyla vücut içinde yayılması.
Body Composition
Vücudun yağ, kas, kemik ve su gibi farklı bileşenlerinin birbirine oranı.
Bolus
Ağızda çiğnenip tükürükle karıştırılarak veya doğrudan yutulmak üzere hazırlanan, yiyecek veya sıvı kütlesi. Yutma eylemi sırasında ağızdan farinkse ve özofagusa doğru hareket eder.
Bowel preparation
Bağırsakların tıbbi bir işlem veya tedavi öncesinde müshil gibi yöntemlerle temizlenmesi süreci.
Boylamsal (Longitudinal) Veri
Aynı deneklerin veya hastaların belirli bir zaman dilimi boyunca tekrarlanan ölçümlerle takip edilmesiyle elde edilen veri türü.
Boylamsal (Longitudinal) Örnekleme
Aynı bireylerden belirli zaman aralıklarıyla tekrarlanan ölçümler yapılarak değişimlerin izlendiği çalışma yöntemi.
Boylamsal analiz
Verilerin tek bir noktada değil, uzun bir zaman dilimi boyunca takip edilerek değişimlerin incelendiği istatistiksel yöntem.
Boylamsal Çalışma (Longitudinal Study)
Aynı katılımcıların veya değişkenlerin belirli zaman aralıklarıyla, uzun bir süre boyunca tekrar tekrar gözlemlendiği araştırma yöntemi.
Bradykinesia
Hareketlerin hızında ve genliğinde azalma, hareketlerin yavaşlaması durumu; Parkinson hastalığının temel belirtilerinden biridir.
Brain Organoids (Beyin Organoidleri)
Kök hücrelerden laboratuvar ortamında üretilen ve insan beyninin belirli bölgelerinin 3 boyutlu yapısını, hücresel çeşitliliğini ve erken gelişim özelliklerini taklit eden minyatür organ modelleri.
Brain pathology
Beyin patolojisi, beyin dokusunda hastalık veya hasar sonucu meydana gelen yapısal veya işlevsel anormallikleri ifade eder.
Brain-Computer Interface (BCI)
Beyin ile bilgisayar veya başka bir dış cihaz arasında doğrudan iletişim yolu sağlayan sistem; beyin-bilgisayar arayüzü.
Bulaşıcı Hastalıklar
Bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi patojenler tarafından insanlara bulaşabilen hastalıklar.
Bulbar Başlangıç
ALS hastalığının ilk belirtilerinin konuşma, yutma ve çiğneme fonksiyonlarını kontrol eden kaslarda ortaya çıkması.
Bulbar başlangıçlı
ALS'nin konuşma, yutma ve çiğneme gibi baş ve boyun kaslarını etkileyen bölgelerden başladığı alt tip.
Bulbar Dysfunction
Konuşma, yutma ve çiğneme gibi fonksiyonları kontrol eden beyin sapı bölgesindeki motor nöronların etkilenmesi durumu.
Bulbar Function (Bulber Fonksiyon)
Beyin sapındaki bulbus bölgesinden kontrol edilen konuşma, yutma, çiğneme ve nefes alma gibi hayati işlevlerin genel adı.
Bulbar Involvement
ALS hastalığında beyin sapındaki motor nöronların etkilenmesi sonucu konuşma, yutma ve çiğneme kaslarında meydana gelen işlev kaybı.
Bulbar muscles
Yutma, konuşma ve çiğneme fonksiyonlarını kontrol eden, beyin sapındaki motor çekirdeklerden uyarılan kas grubu.
Bulbar region
Yutma, konuşma, çiğneme ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları yöneten beyin sapı bölgesi ve buradaki motor çekirdekler.
Bulbar symptoms
Konuşma, yutma ve nefes almayı etkileyen, beyin sapındaki motor nöronların hasarından kaynaklanan ALS semptomları.
Bulbar Tutulum
ALS'nin, yutma, konuşma ve çiğneme gibi işlevleri kontrol eden beyin sapı (bulbus) bölgesindeki sinirleri etkilemesi durumu. Bu durum genellikle yutma güçlüğü (disfaji) ve konuşma bozukluğu (dizartri) ile kendini gösterir.
Bulbar-onset ALS
Hastalık belirtilerinin ilk olarak konuşma, yutma ve çiğneme gibi beyin sapındaki motor nöronlar tarafından kontrol edilen kaslarda başladığı ALS türü.
Bulber başlangıç (Bulbar onset)
ALS hastalığının konuşma, yutma ve çiğneme gibi fonksiyonları kontrol eden beyin sapı bölgesindeki motor nöronların etkilenmesiyle başlaması.
Bulber Başlangıçlı ALS
ALS'nin, konuşma ve yutma güçlükleri gibi belirtilerle kendini gösteren ve beyin sapını etkileyen bir türü.
Bulber Belirtiler
Konuşma, yutma ve çiğneme gibi işlevleri kontrol eden beyin sapındaki motor nöronlarla ilgili semptomlar.
Bulber Kaslar
Ağız, dil ve boğazı kontrol eden kaslar.
Bulber Semptomlar
Konuşma, yutma ve diğer ağız ve boğaz fonksiyonlarını etkileyen semptomlar.
Bullous pemphigoid (Bullöz pemfigoid)
Genellikle yaşlı erişkinlerde görülen, ciltte ve mukozalarda gergin büllerle (içi sıvı dolu büyük kabarcıklar) karakterize, otoimmün kökenli kronik bir deri hastalığı.
Büyük Dil Modeli (Large Language Model - LLM)
İnsan benzeri metinleri anlamak ve üretmek için devasa veri setleri üzerinde eğitilmiş yapay zeka algoritması.
C-bouton
Motor nöronların üzerinde bulunan ve kas kontrolü ile sinaptik iletimde kritik rol oynayan özel sinaptik yapılar.
C9orf72
ALS ve frontal temporal demansın en yaygın genetik nedenlerinden biri olan ve protein trafiği ile otofajide rol oynayan bir gen.
C9orf72 geni
ALS ve frontotemporal demans (FTD) ile ilişkili en yaygın genetik mutasyonlardan biri olan, kromozom 9 üzerinde yer alan bir gen.
C9orf72 Heksanükleotid Tekrar Artışı
ALS ve frontotemporal demansın en yaygın genetik nedeni olan, bir gen dizisindeki altı nükleotidlik birimin normalden fazla tekrarlanması durumu.
C9orf72 repeat expansion
C9orf72 geninde belirli bir DNA dizisinin (GGGGCC) normalden çok daha fazla sayıda tekrarlanmasıyla oluşan ve ALS/FTD'ye yol açan genetik mutasyon.
C9orf72 repeat expansions
C9orf72 genindeki bir DNA segmentinin anormal derecede tekrar etmesi, ALS ve FTD ile ilişkilidir.
Calcium imbalance
Hücre içindeki kalsiyum iyonlarının dengesinin bozulması sonucu sinir hücrelerinin hasar görmesi veya ölmesi.
Calf Circumference (CC)
Baldırın en geniş bölgesinden alınan çevre ölçümü; özellikle yaşlılarda ve kronik hastalarda kas kütlesinin pratik bir göstergesi olarak kullanılır.
Capacity Building
Sağlık sistemlerinin veya kurumların tanı, tedavi ve araştırma yapabilme yeteneklerini ve altyapılarını geliştirme süreci.
Case-control study
Belirli bir hastalığa sahip olan bireyler (vakalar) ile bu hastalığa sahip olmayan benzer özelliklerdeki bireylerin (kontroller) risk faktörleri açısından geriye dönük olarak karşılaştırıldığı epidemiyolojik araştırma yöntemi.
CASM (ATG8 conjugation at single membranes)
ATG8 proteinlerinin çift membranlı klasik otofagozomlar yerine, tek katlı membran yapılarına (örneğin endozomlar veya lizozomlar) konjuge olması durumu.
Caspase-4 (CASP4)
Özellikle primatlara özgü bir sistein proteaz enzimi. Bu çalışmada TDP-43'ü keserek sitoplazmik yanlış yerleşimine neden olduğu gösterilmiştir.
CCS (Copper Chaperone for SOD1)
Bakır iyonlarını doğrudan SOD1 enzimine taşıyarak onun aktifleşmesini ve kararlı bir yapı kazanmasını sağlayan özel şaperon protein.
CD8+ T Hücreleri
Bağışıklık sisteminde enfekte olmuş, kanserleşmiş veya hasar görmüş hücreleri doğrudan tanıyıp yok etmekle görevli sitotoksik (öldürücü) T lenfosit alt grubu.
Cell-free DNA (cfDNA)
Hücre dışı DNA; hücre ölümü veya aktif salınım süreçleri sonucunda hücre dışına çıkarak kan dolaşımına karışan serbest DNA parçacıkları.
Central Nervous System (CNS) barrier dysfunction
Kan-beyin bariyeri veya kan-omurilik bariyeri gibi merkezi sinir sistemini çevreleyen koruyucu yapıların bütünlüğünün bozulması durumu.
Central Nervous System (Merkezi Sinir Sistemi)
Beyin ve omurilikten oluşan, vücudun bilgi işleme ve kontrol merkezi.
Cerebellar Ataxia (Serebellar Ataksi)
Beyincik fonksiyon bozukluğuna bağlı olarak gelişen denge, koordinasyon ve konuşma (patlayıcı konuşma) bozukluğu.
Cerebellar Atrophy
Beyincik dokusunun hacimsel olarak küçülmesi ve işlev kaybına uğraması.
Cerebral hypomyelination
Beyindeki sinir liflerini koruyan ve sinyal iletimini sağlayan miyelin kılıfının gelişimsel olarak yetersiz veya eksik yapımı.
Cerebrospinal fluid (CSF)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, biyobelirteç analizi için örneklenen beyin omurilik sıvısı.
cGAS-STING Sinyalizasyonu
Hücre içindeki yabancı veya hasarlı DNA'yı algılayarak bağışıklık yanıtını ve interferon üretimini başlatan temel biyokimyasal yolak.
cGAS-STING Yolu
Hücre sitoplazmasındaki anormal DNA'yı algılayarak interferon üretimini ve bağışıklık yanıtını başlatan sinyal iletim hattı.
Chemotactic signals
Hücrelerin belirli bir bölgeye (örneğin iltihap bölgesine) göç etmesini sağlayan kimyasal uyarıcı sinyaller.
CHI3L1 (YKL-40)
Enzimatik aktivitesi olmayan, ancak nöroinflamasyon, doku yeniden yapılanması ve astrosit aktivasyonunda rol oynayan, glial hücrelerden salgılanan bir glikoprotein.
Chimeric antigen receptor Tregs (CAR Tregs)
Kimerik antijen reseptörü ile genetik olarak modifiye edilmiş düzenleyici T hücreleri. Bu modifikasyon, hücrelerin belirli antijenleri hedeflemesini sağlar.
Chimerism
Bir bireyin vücudunda, nakil sonrası hem kendi hücrelerinin hem de donörden gelen hücrelerin bir arada bulunması durumu.
Chitotriosidase (Chit-1)
Aktif bir kitinaz enzimi olup, özellikle aktive olmuş makrofajlar ve mikroglialar tarafından salgılanan, nöroinflamasyon ve nörodejenerasyon süreçlerinde BOS'ta seviyesi artan bir biyobelirteçtir.
CHK1 (Checkpoint Kinase 1)
DNA hasarı oluştuğunda hücre döngüsünü durduran ve onarım mekanizmalarını başlatan kritik bir sinyal iletim enzimi.
CIAO1 Geni
Hücre içi demir-kükürt proteinlerinin montajında rol oynayan ve mutasyonları nöromusküler bozukluklara yol açabilen kritik bir gen.
CIAO1 ile İlişkili Nöromüsküler Bozukluk
CIAO1 genindeki varyantların neden olduğu, öncelikli olarak kas fonksiyonunu ve sıklıkla sinir sistemini etkileyen kalıtsal bir durum.
Claims Data (Sağlık Sigortası Talep Verileri)
Sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından sigorta şirketlerine faturalandırılan tanı, tedavi, ilaç ve prosedürleri içeren idari ve klinik kayıtlar.
Claims database
Sağlık hizmeti sağlayıcıları tarafından sigorta şirketlerine veya devlet kurumlarına gönderilen faturaların ve taleplerin toplandığı veri tabanı.
Clinical Efficacy (Klinik Etkililik)
Bir ilacın veya tedavi yönteminin, kontrollü klinik koşullar altında hedeflenen iyileştirici etkiyi gösterme kapasitesi.
Clinical Evaluation
Yeni bir tedavi yönteminin güvenliğini ve etkinliğini belirlemek amacıyla insanlar üzerinde yürütülen bilimsel test süreci.
Clinical Indications
Bir ilacın, cerrahi müdahalenin veya tıbbi testin uygulanmasını gerekli kılan tıbbi nedenler.
Clinical outcome assessments (COAs)
Bir tedavinin veya müdahalenin klinik sonuçlarını değerlendirmek için kullanılan ölçütler veya araçlar.
Clinical outcome measures
Klinik sonuç ölçütleri: Bir tedavi veya müdahalenin hastanın sağlık durumu, semptomları veya fonksiyonel kapasitesi üzerindeki etkisini objektif olarak değerlendirmek için kullanılan standart klinik parametreler.
Clinical Pipeline
Bir ilacın laboratuvar aşamasından başlayarak klinik testler (insan deneyleri) ve onay sürecine kadar olan tüm gelişim aşamaları.
Clinical Procedures
Bir hastalığın teşhisi, tedavisi veya takibi sırasında uygulanan tıbbi yöntemlerin ve işlemlerin bütünü.
Clinical validation
Bir ölçümün, testin veya müdahalenin klinik olarak geçerliliğinin ve doğruluğunun kanıtlanması süreci.
Clinically Meaningful Treatment Effect
Bir tedavinin hastanın yaşam süresi, fonksiyonel kapasitesi veya yaşam kalitesi üzerinde yarattığı somut ve önemli iyileşme.
Clinically Relevant (Klinik Olarak Anlamlı)
Tıbbi tanı kriterlerini karşılayan ve hastanın yaşam kalitesi üzerinde doğrudan etkisi olan, müdahale gerektiren durum.
ClinVar
Genetik varyasyonlar ile insan sağlığı arasındaki ilişkileri belgeleyen, halka açık ve ücretsiz erişilebilen küresel bir veri tabanı.
CNM-Au8
ALS tedavisinde nöronal enerji metabolizmasını iyileştirmeyi hedefleyen, ağız yoluyla alınan bir altın nanokristal süspansiyonu.
Cobot
İnsanlarla güvenli bir şekilde etkileşime girmek üzere tasarlanmış işbirlikçi robot.
Cognitive impairment
Bilişsel bozukluk, düşünme, hatırlama, problem çözme ve karar verme gibi zihinsel işlevlerdeki azalmayı ifade eder.
Cognitive Phenotype (Bilişsel Fenotip)
Bir hastalığın bireyde gözlemlenebilen, zihinsel işlevler, bellek, dikkat, dil ve yürütücü işlevler gibi alanları kapsayan bilişsel özelliklerinin bütünü.
Cohort (Kohort)
Belirli bir ortak özelliğe sahip olan ve belirli bir zaman dilimi boyunca takip edilen hasta grubu.
Cohort study (Kohort çalışması)
Belirli bir ortak özelliğe sahip bir grup bireyin (kohort), belirli bir süre boyunca izlenerek hastalık gelişim risklerinin ve etkenlerin analiz edildiği gözlemsel araştırma yöntemi.
Collateral sprouting
Hasar görmüş veya dejenere olmuş sinir liflerinin yakınındaki sağlam motor nöronların, denerve kalmış kas liflerini yeniden innerve etmek amacıyla yeni sinir uçları (filizler) oluşturması süreci.
COMMD1 (Copper Metabolism Domain Containing 1)
Hücre içi bakır dengesinin (homeostazının) korunmasında ve bakırın taşınmasında görev alan bir protein.
Communication brain computer interfaces (cBCIs)
Motor fonksiyondan bağımsız olarak iletişim kurmayı sağlayan beyin bilgisayar arayüzleri.
Communicative Interaction
İki veya daha fazla birey arasında bilgi, duygu ve düşüncelerin karşılıklı olarak aktarıldığı dinamik süreç.
Comorbidity
Asıl hastalığa eşlik eden, aynı anda mevcut olan ek hastalık veya bozukluklar.
Complement Activation
Bağışıklık sisteminin bir parçası olan ve patojenleri veya hasarlı hücreleri yok etmek için tetiklenen bir protein kaskadı.
Complex Intervention
Birden fazla etkileşimli bileşen içeren, genellikle davranışsal veya organizasyonel değişiklikler gerektiren sağlık müdahaleleri.
Computational pathology (Hesaplamalı Patoloji)
Dijital patoloji görüntülerinin, klinik verilerin ve laboratuvar sonuçlarının yapay zeka, bilgisayarlı görü ve makine öğrenimi algoritmaları kullanılarak analiz edilmesini ve optimize edilmesini inceleyen tıp alt dalı.
Conformational polymorphs
Aynı proteinin farklı hastalık durumlarında veya bireylerde büründüğü farklı üç boyutlu şekiller.
Connexin (Konneksin)
Hücreler arasında doğrudan iletişimi sağlayan kanalları oluşturan bir protein ailesi.
Consensus Clustering (Konsensüs Kümeleme)
Veri madenciliğinde, farklı kümeleme algoritmalarının veya veri alt kümelerinin sonuçlarını birleştirerek en kararlı, güvenilir ve gürültüden arındırılmış gruplamayı elde etmeyi amaçlayan yöntem.
Conventional clinical measures (Geleneksel klinik ölçümler)
Klinik ortamlarda uzman hekimler tarafından standart protokoller (örneğin ALSFRS-R anketi veya spirometri) kullanılarak yapılan yerleşik değerlendirmeler.
Corpora amylacea
Yaşlanma ve nörodejeneratif hastalıklarda merkezi sinir sisteminde biriken, glikoprotein yapısındaki nişasta benzeri inklüzyon cisimcikleri.
Cortical hyperexcitability
Beyin kabuğundaki (korteks) sinir hücrelerinin normalden fazla uyarılması, aşırı duyarlı hale gelmesi durumu.
Cortical Spreading Depolarization
Beyin kabuğunda yavaşça yayılan ve nöronal aktivitenin geçici olarak baskılanmasına yol açan elektriksel dalga.
Covariate (Kovaryat)
İstatistiksel bir modelde, ana değişkenlerin yanı sıra sonucu etkileyebilecek ve kontrol edilmesi gereken yaş, cinsiyet veya genetik durum gibi yardımcı bağımsız değişken.
Cox modeli
Tıbbi araştırmalarda, belirli olayların (ölüm, ventilasyon ihtiyacı vb.) gerçekleşme süresini ve risk faktörlerini analiz etmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Cox orantısal risk analizi
Zamanla gelişen olayların risk faktörlerini değerlendirmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Cox regression (Cox oransal tehlike modeli)
Sağkalım analizinde kullanılan, bir veya daha fazla açıklayıcı değişkenin (kovaryat) bir olayın (örn. ölüm) meydana gelme süresi üzerindeki etkisini değerlendiren istatistiksel bir yöntem.
CP-AMPAR (Kalsiyum Geçirgen AMPAR)
Yapısında GluA2 alt birimi eksik olan ve hücre içine kontrolsüz kalsiyum girişine izin vererek eksitotoksisiteyi artıran patolojik AMPAR formu.
CpG sites (CpG Bölgeleri)
DNA zincirinde bir sitozin (C) bazının ardından fosfat bağı ile guanin (G) bazının geldiği ve genellikle metilasyonun gerçekleştiği genomik bölgeler.
Creatinine (Kreatinin)
Kas metabolizmasının bir yan ürünü olan ve vücuttaki toplam kas kütlesini yansıtan kimyasal bir atık madde.
CRISPR/Cas9
Genom üzerinde belirli bölgelerde kesim yaparak gen ekleme, çıkarma veya susturma işlemlerine olanak tanıyan hassas bir gen düzenleme teknolojisi.
Cross-Sectional Survey
Belirli bir popülasyonun belirli bir andaki durumunu veya özelliklerini inceleyen kesitsel araştırma yöntemi.
Crosstalk (Çapraz Etkileşim)
Farklı biyolojik sinyal yolaklarının veya hücre ölüm mekanizmalarının birbirleriyle etkileşime girerek ortak bir hücresel yanıt oluşturması.
Cryo-electron microscopy (cryo-EM)
Biyolojik örneklerin dondurularak doğal ortamlarındaki halleriyle, atomik çözünürlükte görüntülenmesini sağlayan ileri teknoloji mikroskopi yöntemi.
Cryo-EM (Kriyo-elektron mikroskobisi)
Biyolojik örneklerin dondurularak doğal yapılarında, atomik çözünürlüğe yakın bir hassasiyetle üç boyutlu görüntülerinin elde edilmesini sağlayan gelişmiş mikroskopi yöntemi.
Cryptic Splicing
RNA'nın olgunlaşma sürecinde, normalde dışarıda bırakılması gereken genetik dizilerin (intron parçalarının) yanlışlıkla protein koduna dahil edilmesi.
CSAID (Cytokine-suppressive anti-inflammatory drug)
Sitokin üretimini baskılayarak inflamasyonu (iltihabı) azaltan bileşikler.
Cu/Zn-süperoksit dismutaz (SOD1)
Hücreleri oksidatif stresten koruyan bir enzim; mutasyonları veya yanlış katlanması ALS hastalığına yol açar.
Cuproptosis (Kuproptozis)
Bakır birikiminin tetiklediği, mitokondriyal protein lipoillenmesi ve proteotoksik stres ile karakterize yeni bir programlanmış hücre ölümü türü.
Curcuminoids phospholipids
Kurkuminin biyoyararlanımını artırmak amacıyla fosfolipidlerle birleştirilmiş, kana daha etkili karışan formu.
CXCL10 (C-X-C Motif Chemokine Ligand 10)
İnflamatuar hücreleri hasar bölgesine çekmekle görevli olan ve nöroinflamasyonda önemli rol oynayan bir kemokin (bağışıklık sistemi proteini).
CXCL12
Hücre göçünü, sağkalımını ve bağışıklık yanıtlarını düzenleyen, SDF-1 olarak da bilinen bir kemokin proteini.
CXCR4
CXCL12'nin bağlandığı ve hücre içine sinyal göndererek iltihaplanma veya hücre hareketini başlatan ana reseptör.
Cystatin C (Sistatin C)
Vücuttaki tüm çekirdekli hücreler tarafından üretilen, böbrek fonksiyonlarının yanı sıra nörodejenerasyonu da yansıtabilen düşük moleküler ağırlıklı bir protein.
Cytochrome P450 2D6 (CYP2D6)
Karaciğer ve beyinde eksprese edilen, klinik olarak kullanılan ilaçların yaklaşık %25'inin metabolizmasından sorumlu, yüksek oranda genetik polimorfizm gösteren bir enzim.
Cytokines
Bağışıklık sistemi hücreleri tarafından salgılanan, hücreler arası iletişimi sağlayan ve inflamatuar yanıtları düzenleyen küçük proteinler.
Çerçeve kayması (Frameshift)
DNA dizisindeki nükleotidlerin eklenmesi veya silinmesi nedeniyle protein sentezi sırasındaki üçlü okuma çerçevesinin değişmesi ve genellikle işlevsiz protein üretimiyle sonuçlanan mutasyon.
Çift Kör (Double-blind)
Hangi katılımcıya gerçek ilaç, hangisine plasebo verildiğini ne hastanın ne de doktorun bildiği, tarafsızlığı sağlayan araştırma yöntemi.
Çoklu dozlar (Multiple doses)
Bir ilacın tek bir doz yerine belirli bir süre boyunca (örneğin, günlük, haftalık) birden fazla kez uygulanması.
Çoğullanmış Analiz (Multiplexing)
Tek bir biyolojik örnek veya deney içinde, birden fazla farklı hedef molekülün veya biyobelirtecin eş zamanlı olarak ölçülmesi ve analiz edilmesi yöntemi.
DAMP (Hasarla İlişkili Moleküler Kalıplar)
Hasar gören veya ölen hücrelerden çevreye salınan ve bağışıklık sistemini uyararak inflamasyonu (iltihabı) başlatan moleküller.
DAMPs (Damage-Associated Molecular Patterns)
Hasar gören veya ölen hücrelerden salınan ve bağışıklık sistemini aktive eden tehlike sinyalleri veya moleküler kalıplar.
Darifenacin
M3 tipi muskarinik asetilkolin reseptörlerini seçici olarak bloke eden, klinik olarak onaylanmış bir ilaç.
DAT-SPECT
Dopamin taşıyıcılarının yoğunluğunu ve dağılımını ölçmek için kullanılan, radyoaktif işaretleyicilerin yardımıyla gerçekleştirilen nükleer tıp görüntüleme tekniği.
Dayanıklı Tıbbi Ekipman (DME)
Hastaların evde günlük yaşam aktivitelerini desteklemek, hareketliliği artırmak ve güvenliği sağlamak amacıyla kullanılan, tekrar kullanılabilir tıbbi cihazlar ve araçlardır (örn. tekerlekli sandalyeler, hasta yatakları, tuvalet liftleri).
Dazucorilant (CORT113176)
Kortizol hormonunun etkilerini düzenleyen ve ALS tedavisinde potansiyel bir terapötik ajan olarak araştırılan glukokortikoid reseptör modülatörü.
DCN (Decorin) Geni
Hücre dışı matriste bulunan, hücre sinyalizasyonu ve doku onarımında rol oynayan ve bu çalışmada ALS için güçlü bir biyobelirteç olarak öne çıkan gen.
DDR (DNA Damage Response)
Hücrenin genomik bütünlüğünü korumak için DNA hasarlarını tespit eden, sinyal veren ve onaran karmaşık biyolojik mekanizmalar bütünü.
De novo mutation (De novo mutasyon)
Anne veya babada bulunmayan, bireyin gelişiminin erken evrelerinde veya üreme hücrelerinde ilk kez ortaya çıkan yeni genetik varyasyon.
Death Certificate (DC)
Ölümün nedenini, mekanizmasını ve zamanını belgeleyen resmi tıbbi ve hukuki doküman.
Debamestrocel (NurOwn)
ALS tedavisinde araştırma aşamasında olan, hastanın kendi kemik iliğinden elde edilen mezenkimal kök hücrelerin kullanıldığı deneysel bir hücresel tedavi yöntemi.
Deep Brain Stimulation (DBS) / Derin Beyin Stimülasyonu
Beynin belirli bölgelerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla elektriksel sinyaller gönderilerek yapılan cerrahi tedavi yöntemi.
Deferipron
Vücuttaki fazla demiri bağlayarak uzaklaştırmak için kullanılan bir demir şelatörü ilaç.
Deformasyon tabanlı morfometri (DBM)
Beyin yapısındaki bölgesel hacim ve şekil değişikliklerini nicel olarak ölçmek için kullanılan bir görüntüleme analizi tekniği.
Dejenerasyon
Hücre veya dokuların yapısının bozulması ve normal işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelmesi.
Dejeneratif Miyelopati (DM)
Köpeklerde görülen, omuriliği etkileyen ve insanlardaki ALS ile benzerlik gösteren ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı.
Demanslar
Hafıza, düşünme, problem çözme ve dil gibi bilişsel işlevlerde ilerleyici ve kalıcı bozulma ile karakterize, günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bir sendromdur.
Demir Homeostazisi
Vücutta ve hücre içinde demir elementinin dengeli bir şekilde dağılımı ve yönetilmesi süreci.
Demir Homeostazı
Hücre veya doku düzeyinde demir dengesinin, toksisiteyi önleyecek ve fizyolojik ihtiyaçları karşılayacak şekilde hassas bir biçimde ayarlanması.
Demir-Kükürt Kümeleri
Birçok proteinin ve enzimin yapısında bulunan, elektron transferi ve katalitik reaksiyonlar gibi hücresel süreçlerde kritik rol oynayan inorganik kofaktörlerdir.
Demiyelinizasyon
Sinir liflerini çevreleyen ve iletimi hızlandıran koruyucu miyelin kılıfının hasar görmesi veya yok olması.
Demoralizasyon (Demoralization)
Özellikle terminal dönemdeki hastalarda görülen; çaresizlik, umutsuzluk ve yaşamın amacını kaybetme hissiyle karakterize klinik durum.
Demyelinating polyneuropathy
Çevresel sinirlerin etrafını saran ve elektrik iletimini hızlandıran koruyucu miyelin kılıfının hasar görmesiyle karakterize, çoklu sinir tutulumu gösteren hastalık tablosu.
Denervasyon
Bir kasın veya organın kendisini besleyen sinir uyarısından mahrum kalması durumu.
Denervation
Bir doku veya organın (bu metinde kasın) sinir uyarımının kesilmesi veya sinir bağlantısının kopması durumu.
Denervation and reinnervation
Kasların sinir uyarımını kaybetmesi (denervasyon) ve ardından sinirlerin yeniden büyüyerek kasla bağlantı kurması (reinnervasyon) süreci.
Deneysel Tedaviler (Investigational Treatments)
Henüz resmi otoriteler (FDA, EMA vb.) tarafından standart tedavi olarak onaylanmamış, ancak klinik araştırmalar altında veya özel insani erişim programları kapsamında hastalar üzerinde denenen potansiyel ilaç ve tedavi yöntemleri.
Derin Konvolüsyonel Sinir Ağları (DNN)
Görsel verileri analiz etmek, desenleri tanımak ve karmaşık sınıflandırmalar yapmak için kullanılan, insan beynindeki nöron yapısını taklit eden gelişmiş yapay zeka mimarisi.
Derin Öğrenme (Deep Learning)
Çok katmanlı yapay sinir ağlarını kullanarak karmaşık veri setlerinden otomatik olarak özellik çıkaran ve öğrenen bir yapay zeka dalı.
Destek Hizmetleri Koordinatörü
Kronik hastalığı olan bireylerin tıbbi, sosyal ve lojistik ihtiyaçlarını yönetmelerine yardımcı olan profesyonel rehber.
Destekleyici Teknoloji (Asistif Teknoloji)
ALS gibi hareket ve konuşma yetisini kısıtlayan hastalıklarda, bireylerin iletişim kurmasını ve günlük aktivitelerini bağımsızca yapmasını sağlayan özel donanım ve yazılımlar.
Deterioration
Bir durumun veya hastalığın zamanla kötüleşmesi, bozulması veya gerilemesi.
Determinants (Belirleyiciler)
Bir sağlık durumunun veya hastalığın ortaya çıkışını ve seyrini etkileyen risk faktörleri veya nedenler.
Diagnosis
Bir hastalığın veya durumun tanımlanması süreci, tanı.
Diagnostic Accuracy
Bir tanı testinin veya teknolojisinin, bir hastalığı veya durumu ne kadar doğru bir şekilde teşhis edebildiğinin ölçüsü.
Diagnostic trajectory
Bir hastalığın belirtilerinin ortaya çıkmasından kesin tanının konulmasına kadar geçen süreç ve bu süreçteki adımlar.
Diazepam
GABA-A reseptörleri üzerinden etki göstererek sinir sisteminde inhibitör (baskılayıcı) etki yaratan, benzodiazepin sınıfı bir ilaç.
Dietary Inflammatory Index (DII)
Diyetin inflamatuar (iltihap oluşturma) potansiyelini, tüketilen besin öğelerine göre puanlayan standartlaştırılmış bir indeks.
Digital Biomarker
Sağlık ve hastalık durumlarını ölçmek ve izlemek için kullanılan, giyilebilir cihazlar, mobil uygulamalar veya diğer dijital teknolojiler aracılığıyla toplanan verilerdir. (Dijital Biyobelirteç)
Digital Endpoints (Dijital Sonlanım Noktaları)
Giyilebilir sensörler, mobil uygulamalar veya diğer dijital araçlar kullanılarak hastadan toplanan, biyolojik veya klinik bir durumu nesnel olarak ölçen veriler.
Dijital Biyobelirteçler
Hastalıkların teşhisi, takibi veya tedaviye yanıtın ölçülmesi için dijital cihazlar (giyilebilir teknolojiler vb.) aracılığıyla toplanan objektif veriler.
Dinamometri
Kasların ürettiği maksimum kuvveti ölçmek için kullanılan objektif ve kantitatif bir yöntem.
Dipeptid Tekrar Proteini (DPR)
C9orf72 genindeki mutasyonlar sonucu oluşan ve ALS patolojisinde nörotoksisiteye yol açan anormal protein zincirleri.
Dipeptid Tekrar Proteinleri (DPR)
C9ORF72 mutasyonunda normal olmayan bir çeviri mekanizması (RAN translasyonu) ile üretilen ve sinir hücreleri için zehirli olan proteinler.
Dipeptide Repeat Proteins (DPRs)
C9orf72 mutasyonunda normal olmayan bir protein üretim mekanizması (RAN translasyonu) sonucu oluşan toksik protein zincirleri.
Dipeptide repeats (DPR)
C9ORF72 genindeki mutasyon sonucu üretilen ve sinir hücrelerinde birikerek toksik etki yaratan anormal protein zincirleri.
Dipeptit tekrar proteinleri (DPRs)
C9ORF72 genindeki heksanükleotit tekrar genişlemesi sonucunda oluşan, iki amino asitten oluşan birimlerin tekrar etmesiyle oluşan toksik proteinler.
Dipeptit Tekrarlı Peptitler (DPR'ler)
C9orf72 genindeki tekrar genişlemesi sonucu oluşan, non-AUG (RAN) translasyonu ile üretilen anormal proteinlerdir.
Direct costs
Sağlık hizmetlerinin sunulmasıyla doğrudan ilişkili maliyetler, örneğin ilaç maliyetleri, hastane faturaları vb.
Disbiyozis
Bağırsak mikrobiyotasındaki yararlı ve zararlı mikroorganizmaların dengesinin bozulması.
Disease Mimics
Klinik olarak ALS'ye benzeyen ancak farklı nedenlerden kaynaklanan ve ayırıcı tanıda dışlanması gereken hastalıklar.
Disease Modification (Hastalık Modifikasyonu)
Hastalığın sadece semptomlarını tedavi etmek yerine, altında yatan biyolojik süreci etkileyerek ilerleme hızını yavaşlatan veya durduran müdahale.
Disease Progression
Hastalığın zaman içindeki ilerleme hızı ve klinik tablonun kötüleşme süreci.
Disease-modifying therapy
Hastalığın sadece semptomlarını değil, altında yatan biyolojik ilerleme sürecini hedefleyen tedavi yöntemi.
Disfaji
Tıbbi literatürde yutma güçlüğü veya yutma fonksiyonunun bozulması durumuna verilen isim.
Disiplinlerarası İş Birliği
Hastanın bütüncül tedavisi için farklı tıp ve sağlık branşlarının (örn. nöroloji ve diş hekimliği) koordineli çalışması.
Disordered Eating
Klinik bir yeme bozukluğu tanısı kriterlerini tam karşılamasa bile, sağlığı olumsuz etkileyen düzensiz ve anormal yeme alışkanlıkları.
Disproportionality analysis
İlaç güvenliği verilerinde belirli bir yan etkinin beklenenden daha sık görülüp görülmediğini istatistiksel olarak belirleme yöntemi.
Disregülasyon
Bir biyolojik sistemin veya mekanizmanın normal işleyişinin bozulması, düzenlenememesi durumu.
Distal miyopati (DM)
Özellikle el ve ayak gibi vücudun uç kısımlarındaki kasları etkileyen, klinik ve genetik olarak çeşitlilik gösteren bir grup kas hastalığı.
Disülfidptozis
Disülfid stresi ve hücre iskeletinin çökmesiyle tetiklenen, yeni tanımlanmış bir programlı hücre ölümü biçimi.
Dizartri
Konuşma kaslarının zayıflığı veya kontrol kaybı sonucu ortaya çıkan, telaffuz bozukluğu ile karakterize nörolojik konuşma bozukluğu.
Dizlipidemi
Kanda anormal miktarlarda lipid (yağ) bulunması durumudur.
DNA Metilasyonu
DNA dizisine metil gruplarının eklenmesiyle genlerin 'açık' veya 'kapalı' konumunu belirleyen temel epigenetik mekanizma.
DNA Onarım Yolağı (DNA repair pathway)
Çevresel faktörler veya hücresel süreçler nedeniyle DNA üzerinde meydana gelen hasarları tespit edip düzelten spesifik biyokimyasal reaksiyonlar zinciri.
DNA-Encoded Library (DEL)
Her bir kimyasal bileşiğin kendine özgü bir DNA dizisiyle etiketlendiği, milyonlarca molekülün aynı anda taranmasına olanak tanıyan teknoloji.
Docking
Bir molekülün (ligand) bir hedef proteine bağlanma şeklini ve afinitesini tahmin etmek için kullanılan hesaplamalı bir yöntem.
Doku Şeffaflığı (Tissue Clearing)
Biyolojik dokuların ışık mikroskobu altında üç boyutlu ve derinlemesine incelenebilmesi için kimyasal yöntemlerle saydam hale getirilmesi.
Dopamine Transporter (DAT)
Dopaminin sinaptik aralıktan geri alınmasını sağlayan ve dopaminerjik sinir uçlarının bütünlüğünü gösteren protein.
Dopaminerjik
Dopamin adlı nörotransmitteri üreten veya bu maddeye yanıt veren sinir hücreleri ve yolaklarla ilgili olan.
Dose-finding (Doz Belirleme)
Bir ilacın terapötik etkisinin en yüksek, yan etkisinin ise en düşük olduğu ideal doz miktarını saptamak için yapılan klinik araştırma süreci.
Dose-response pattern (Doz-yanıt örüntüsü)
Bir organizmanın veya popülasyonun maruz kaldığı etkenin (bu çalışmada çevresel kirliliğin) miktarı arttıkça, ortaya çıkan biyolojik veya klinik yanıtın (mortalite oranının) da paralel olarak artması durumu.
Dosing regimen
Bir ilacın tedavi süresince hangi miktarda (doz), hangi sıklıkta ve ne kadar süreyle uygulanacağını belirleyen tedavi şeması.
DOSS (Dysphagia Outcome and Severity Scale)
Yutma bozukluğunun şiddetini, fonksiyonel seviyesini ve gerekli diyet modifikasyonlarını belirleyen 7 seviyeli bir derecelendirme ölçeği.
Downregülasyon
Bir hücrenin dış veya iç uyarana yanıt olarak bir hücresel bileşenin (RNA veya protein gibi) miktarını veya aktivitesini azaltması süreci.
Doz-yanıt ilişkisi
Bir etkenin miktarı veya sıklığı arttıkça, ortaya çıkan sonucun da buna paralel olarak artması durumu.
Dozimetri
İyonize radyasyonun canlı doku veya madde tarafından emilen miktarının ölçülmesi ve hesaplanması bilimi.
Doğal Seyir Çalışması (Natural History Study)
Bir hastalığın, herhangi bir tedavi veya müdahale olmaksızın, zaman içindeki doğal gelişimini ve ilerleyişini inceleyen gözlemsel araştırma türü.
Doğrudan Destek Uzmanı (Direct Support Professional - DSP)
Engelli veya kronik hastalığı olan bireylerin günlük yaşam aktivitelerini bağımsız, güvenli ve kaliteli bir şekilde sürdürebilmeleri için kişisel, fiziksel ve sosyal destek sağlayan profesyonel çalışan.
Droplet digital PCR (ddPCR)
Hedef DNA veya RNA moleküllerini binlerce mikro damlacığa bölerek mutlak kantifikasyon (kesin sayısal ölçüm) sağlayan yüksek hassasiyetli bir PCR yöntemi.
Drp1 ve Opa1
Mitokondriyal dinamikleri (bölünme/fisyon ve birleşme/füzyon) düzenleyen ve mitokondriyal bütünlük için dengede olması gereken proteinler.
Drug Repurposing (İlaç Yeniden Amaçlandırma)
Belirli bir hastalık için onaylanmış bir ilacın, farklı bir hastalığın tedavisinde kullanılması süreci.
Drug-free period
Tedavi protokolü içerisinde, ilacın etkilerini gözlemlemek veya yan etkileri azaltmak amacıyla ilaca ara verilen süre.
dsDEG (Hastalığa Özgü Diferansiyel Eksprese Genler)
Hastalık durumunda normal duruma göre ifadesi (ekspresyonu) anlamlı derecede değişen ve hastalığa özgü olan genler.
Dual-task (İkili görev)
Bireyin aynı anda hem fiziksel hem de bilişsel bir görevi yerine getirmesini gerektiren rehabilitasyon yaklaşımı.
Duchenne Kas Distrofisi (DMD)
Kasların ilerleyici zayıflamasına ve kaybına yol açan, genetik geçişli, nadir bir kas hastalığıdır.
Duchenne müsküler distrofi (DMD)
Genellikle çocukluk çağında başlayan, kas zayıflığı ve kaybıyla karakterize, genetik geçişli ilerleyici bir kas hastalığı.
Duyarlılık artefaktları (Susceptibility artifacts)
Manyetik alanın homojenliğinin bozulması sonucu görüntülerde oluşan bozulmalar.
Duyuşsal Bilişim (Affective Computing)
İnsan duygularını algılayabilen, yorumlayabilen ve bu duygulara uygun tepki verebilen sistemlerin geliştirilmesiyle ilgilenen bilgisayar bilimi dalı.
Dynamic Imaging Grade of Swallowing Toxicity (DIGEST)
Yutma güvenliği (aspirasyon/penetrasyon) ve etkinliği (rezidü) ölçütlerine dayanarak faringeal yutma şiddetini derecelendiren, videofloroskopiye dayalı standardize bir ölçek. Özellikle kanser hastalarında ve nörolojik hastalıklarda disfaji takibinde kullanılır.
Dynamic Time Warping (DTW)
Zaman serisi analizinde, zaman veya hız açısından farklılık gösteren iki geçici dizilim arasındaki benzerliği ölçmek için kullanılan bir algoritma.
Dysarthria (Dizartri)
Sinir sistemindeki hasar nedeniyle konuşma kaslarının zayıflaması veya kontrol edilememesi sonucu ortaya çıkan konuşma bozukluğu.
Dyshomeostasis (Dishomeostaz)
Vücuttaki fizyolojik sistemlerin veya maddelerin (örneğin metallerin) dengesinin ve kararlı iç ortamının bozulması durumu.
Dysphagia (Disfaji)
Yutma güçlüğü; gıdaların ağızdan mideye geçiş sürecinde yaşanan aksaklık.
Dysphonia (Disfoni)
Ses tellerinin veya gırtlak yapısının işlev bozukluğuna bağlı olarak ses kalitesinde, perdesinde veya şiddetinde meydana gelen ses kısıklığı veya bozukluğu.
Dystrophin
Kas liflerinin yapısal bütünlüğünü koruyan ve hücre iskeletini hücre dışı matrise bağlayan kritik bir protein.
Dönemsel Paralizi (Periodic Paralysis)
Kaslarda geçici güçsüzlük veya felç ataklarına neden olan, genellikle genetik geçişli nadir bir nöromüsküler hastalık grubu.
Dışlama Tanısı (Disease of Exclusion)
Belirli bir hastalığın teşhisinin, benzer semptomlara yol açabilecek diğer tüm olası tıbbi durumların elenmesi yoluyla konulması süreci.
E3 Ubikuitin Ligaz
Spesifik hedef proteinleri tanıyarak onlara ubikuitin molekülü ekleyen ve böylece onları yıkım için işaretleyen enzim.
Early Feasibility Study
Bir tıbbi cihazın klinik geliştirme aşamasının başlarında, cihazın güvenliğini ve tasarımını değerlendirmek için az sayıda katılımcıyla yapılan ön çalışma.
Ecological Validity (Ekolojik Geçerlilik)
Bir test veya araştırma bulgusunun, laboratuvar ortamı dışındaki gerçek dünya koşullarında ne kadar geçerli ve uygulanabilir olduğunu ifade eden kavram.
Edaravone
ALS tedavisinde kullanılan, oksidatif stresi azaltmayı hedefleyen serbest radikal temizleyici bir ilaç.
EEG (Elektroensefalografi)
Beyindeki sinir hücrelerinin elektriksel faaliyetlerinin kafa derisine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla kaydedilmesi yöntemi.
Efgartigimod alfa
Miyasteni Gravis tedavisinde kullanılan, neonatal Fc reseptörünü (FcRn) hedef alarak vücuttaki hastalık yapıcı IgG antikorlarının seviyesini düşüren biyolojik bir ilaç etken maddesi.
eIF2α Phosphorylation
Protein sentezinin başlatılmasında görev alan bir faktörün fosfat grubu eklenerek pasif hale getirilmesi; stres yanıtının temel basamağıdır.
Eksitotoksisite
Glutamat gibi nörotransmitterlerin aşırı salınımı veya geri alımındaki bozukluk nedeniyle sinir hücrelerinin aşırı uyarılması sonucu hasar görmesi veya ölmesi.
Eksozom
Hücreler tarafından salgılanan bir tür ekstraselüler veziküldür. Proteinler, lipidler ve RNA gibi çeşitli molekülleri taşır.
Eksozomlar
Hücreler arası iletişimi sağlayan, proteinler, lipitler, metabolitler ve mikroRNA'lar gibi biyolojik maddeleri taşıyan nanoboyutlu kesecikler (ekstraselüler veziküllerin bir türü).
Ekstraselüler veziküller (EV'ler)
Hücreler tarafından salgılanan ve hücreler arası iletişimde rol oynayan küçük, membranla çevrili keseciklerdir.
Ekstrasineptik Sinyalizasyon
Sinaps dışı alanlarda bulunan reseptörlerin uyarılmasıyla tetiklenen ve genellikle hücre ölüm yollarını aktive eden hücresel iletişim.
Ekstremite Başlangıçlı ALS
ALS'nin, kollarda ve bacaklarda ilerleyici zayıflık ve koordinasyon sorunları ile kendini gösteren bir türü.
Ekzom dizileme
Bir organizmanın genomundaki protein kodlayan bölgelerin (ekzomlar) dizisini belirlemek için kullanılan bir genetik test yöntemidir. Bu yöntem, genetik hastalıkların nedenlerini araştırmada ve nadir varyantları tespit etmede etkilidir.
Ekzon Atlama (Exon-skipping)
Hücreye hatalı gen bölümlerini (ekzonları) görmezden gelmesini söyleyerek, vücudun daha kısa ancak işlevsel proteinler üretmesini sağlayan bir tedavi yöntemi.
El Escorial kriterleri
ALS tanısını koymak için kullanılan, klinik ve elektrofizyolojik bulgulara dayanan uluslararası tanısal standartlar.
Electrical Impedance Myography (EIM)
Kas dokusuna düşük şiddetli elektrik akımı uygulanarak dokunun direncini ve yapısal bütünlüğünü ölçen, invaziv olmayan bir teknik.
Electrocorticography (ECoG)
Elektrokortikografi; beyin korteksinin yüzeyine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla elektriksel aktivitenin kaydedilmesi yöntemi.
Electrodiagnostic (EDX) studies
Sinir ve kasların elektriksel aktivitelerini ölçerek çalışan elektrofizyolojik test yöntemleri.
Elektroensefalogram (EEG)
Beyindeki elektriksel aktiviteyi kafa derisine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla ölçen tıbbi test.
Elektrofizyolojik
Sinirlerin ve kasların elektriksel aktivitelerinin (EMG ve sinir iletim çalışmaları gibi) ölçülmesiyle ilgili yöntemler.
Elektromiyografi (EMG)
Kasların ve sinirlerin elektriksel aktivitesini ölçerek nöromüsküler hastalıkların teşhisinde kullanılan test.
Elektronöromiyografi (ENMG)
Sinirlerin ve kasların elektriksel iletisini ölçerek sinir hasarını ve kas hastalıklarını değerlendiren tanı yöntemi.
Emergency Department (ED) utilization
Sağlık hizmetleri kapsamında acil servis birimlerinin kullanım sıklığı, başvuru nedenleri ve kullanım biçimi.
EMG (Elektromiyografi)
Kasların ve bu kasları kontrol eden sinirlerin elektriksel aktivitesini ölçerek sinir hasarını veya kas hastalıklarını tespit eden tanısal test.
End-of-life care
Yaşamının son aylarında veya günlerinde olan hastaların acılarını dindirmek, konforunu sağlamak ve yaşam kalitesini optimize etmek amacıyla sunulan tıbbi, psikolojik ve sosyal destek süreci.
Endikasyon
Bir ilacın, operasyonun veya tıbbi prosedürün uygulanmasının uygun görüldüğü hastalık veya durum.
Endojen Retrovirüsler (ERV)
Evrimsel süreçte insan ve memeli genomuna entegre olmuş, normalde sessiz olan ancak ALS gibi bazı nörodejeneratif hastalıklarda aktifleşerek patolojiye katkıda bulunduğu düşünülen viral DNA dizilimleri.
Endoplazmik Retikulum (ER) Stresi
Hücre içinde proteinlerin yanlış katlanması veya birikmesi sonucu oluşan, hücre fonksiyonlarını bozan ve ALS gibi hastalıklarda görülen hücresel stres durumu.
Endosomal Machinery (Endozomal Mekanizma)
Hücre içindeki maddelerin tasnif edilmesi, geri dönüştürülmesi veya yıkımı için kullanılan hücresel taşıma sistemi.
Endotel Disfonksiyonu
Damarların iç yüzeyini döşeyen hücre tabakasının işlevini yitirerek pıhtılaşmaya ve damar sertliğine zemin hazırlaması.
Endotip (Endotype)
Belirli bir hastalığın, benzer klinik belirtilere sahip olsa da, farklı moleküler veya fizyopatolojik mekanizmalarla tanımlanan biyolojik alt grubu.
Endovascular
Damar içinden yapılan tıbbi müdahale veya bu yolla ulaşılan bölgeyi ifade eder.
Endovascular Therapy
Damar içinden kateterler yardımıyla yapılan, stent veya balon gibi araçları içeren kapalı tedavi yöntemi.
Endovasküler
Kan damarlarının içinden geçilerek yapılan tıbbi işlem veya müdahale.
Enerji Homeostazı
Vücudun aldığı enerji ile harcadığı enerji arasındaki dengenin korunması durumu.
Engraftment
Nakledilen kök hücrelerin hastanın kemik iliğine yerleşerek sağlıklı kan hücreleri üretmeye başlaması süreci.
Ensemble Framework (Topluluk Çerçevesi)
Tek bir model yerine birden fazla makine öğrenmesi modelinin sonuçlarını birleştirerek daha doğru tahminler elde etmeyi sağlayan yapı.
Enstrümantal Olmayan Ölçümler
Radyolojik veya endoskopik cihazlar kullanılmadan, klinik gözlem ve basit testlerle yapılan değerlendirmeler.
Entegrasyon Seansları (Integration Sessions)
Psikedelik deneyim sırasında yaşananların, hastanın psikolojik iyileşme sürecine dahil edilmesi ve anlamlandırılması için yapılan terapi görüşmeleri.
Enteral Beslenme
Besinlerin sindirim sistemi yoluyla, genellikle bir tüp aracılığıyla doğrudan mideye veya ince bağırsağa verilmesi yöntemi.
Enteral Feeding
Ağız yoluyla yeterli beslenemeyen hastalarda, besinlerin doğrudan mideye veya ince bağırsağa bir tüp (örneğin PEG) aracılığıyla verilmesi yöntemi.
Entrapment neuropathy
Bir periferik sinirin anatomik olarak daralmış bir alanda sıkışması sonucu oluşan hasar (tuzak nöropatisi).
Enzim Replasman Tedavisi (ERT)
Vücutta eksik olan veya yetersiz üretilen bir enzimin dışarıdan verilerek yerine konulduğu tıbbi bir tedavi yöntemidir. Pompe hastalığında glikojenin parçalanmasını sağlayan enzimin yerine konulması amaçlanır.
Enzymatic methyl-sequencing (EM-seq)
DNA üzerindeki sitozin metilasyonunu (kimyasal işaretleri) hassas bir şekilde belirlemek için kullanılan, DNA'ya zarar vermeyen modern bir yeni nesil dizileme yöntemi.
EPAR (European Public Assessment Report)
Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından ruhsatlandırılan her ilaç için hazırlanan ve ilacın değerlendirme sürecine ilişkin bilimsel verileri içeren ayrıntılı kamu değerlendirme raporu.
Epidemiological Studies (Epidemiyolojik Çalışmalar)
Toplumlarda hastalıkların dağılımını, sıklığını, nedenlerini ve bu durumları etkileyen faktörleri inceleyen tıp dalı araştırmaları.
Epidemiology
Hastalıkların toplumdaki dağılımını, görülme sıklığını ve nedenlerini inceleyen bilim dalı.
Epigenetik
DNA dizisinde değişiklik olmaksızın gen ekspresyonunu etkileyen kalıtsal değişikliklerdir.
Epigenetik Gürültü (Epigenetic Noise)
Gen ifadesini kontrol eden kimyasal işaretlerin yaşla birlikte rastgele bozulması ve hassasiyetini kaybetmesi.
Epigenetik mekanizmalar
DNA dizisinde değişiklik yapmaksızın gen ifadesini etkileyen hücresel süreçler.
Epimerizasyon
Bir molekülün kimyasal yapısındaki kiral merkezin konfigürasyonunun değişmesi; bu metinde L-amino asitlerin D-amino asitlere dönüşümü.
Epistatic modifier (Epistatik modifiye edici)
Bir genin etkisinin, başka bir genin varlığına veya aktivitesine bağlı olarak değişmesi durumu.
Epitelyal Bariyer
Bağırsak gibi organların iç yüzeyini kaplayan ve dış ortamdaki maddelerin vücut içine kontrolsüz geçişini engelleyen hücre tabakası.
Epitop
Bir antijenin (burada SOD1 proteininin), antikor tarafından tanınan ve bağlanan spesifik bölgesi.
ErbB Sinyal Yolağı
Hücre büyümesi, çoğalması ve hayatta kalması için kritik olan, nörolojik hastalıklarda da rol oynayan bir hücre içi iletişim mekanizması.
Ergometre
Fiziksel egzersiz sırasında yapılan işi veya harcanan enerjiyi ölçmek için kullanılan özel bisiklet veya benzeri cihaz.
Erişilebilirlik (Accessibility)
Fiziksel çevre, ulaşım, bilgi ve teknolojilerin, engelli bireyler de dahil olmak üzere herkes tarafından engelsiz ve bağımsız bir şekilde kullanılabilmesi.
Erken Aşama Klinik Deneyler (Early-Stage Clinical Trials)
Genellikle Faz 1 ve Faz 2 aşamalarını kapsayan, yeni bir tedavi adayının insanlardaki ilk güvenlilik, yan etki profili ve uygun dozaj sınırlarını belirlemeyi amaçlayan ilk klinik test süreçleri.
ERVK (Endogenous Retrovirus-K)
İnsan genomuna milyonlarca yıl önce entegre olmuş ve ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda yeniden aktifleşerek nörotoksisiteye yol açabilen antik viral dizilimler grubu.
ESCRT
Endozomal Sıralama Kompleksleri; hücre içinde membran onarımı ve protein sıralama süreçlerinde görev alan protein kompleksleri.
Etiology
Tıpta bir hastalığın veya tıbbi durumun ortaya çıkış nedenlerini, kökenini ve gelişim süreçlerini inceleyen bilim dalı.
Etiyoloji
Bir hastalığın nedenlerini veya oluşma sebeplerini inceleyen tıp dalı.
Etkinlik (Efficacy)
Bir ilacın kontrollü klinik koşullar altında hedeflenen tedavi edici etkiyi gösterme yeteneği.
Evidence-Based Review
Tıbbi kararların, mevcut en iyi ve en güncel bilimsel araştırmalara dayandırılarak verilmesi süreci.
Evolutionary trade-off (Evrimsel ödünleşim)
Bir organizmanın evrim sürecinde bir özelliği (örneğin büyük beyin hacmi) geliştirirken, başka bir özellikten (örneğin hücresel enerji verimliliği veya yaşlanmaya karşı direnç) ödün vermesi durumu.
Ex vivo
Canlı bir organizmadan alınan doku veya hücrelerin, organizma dışındaki yapay bir ortamda (laboratuvar ortamında) incelenmesi.
Ex vivo platelet activation (Ex vivo trombosit aktivasyonu)
Kan alımı veya laboratuvar işlemleri sırasında, vücut dışındaki fiziksel veya kimyasal etkenler nedeniyle trombositlerin yapay olarak uyarılması ve buna bağlı olarak artefakt (yapay) vezikül salgılaması durumu.
Excitability (Eksitabilite / Uyarılabilirlik)
Bir sinir hücresinin dış uyarılara yanıt olarak elektriksel sinyal (aksiyon potansiyeli) üretebilme kapasitesi.
Excitotoxic neurodegeneration
Glutamat gibi uyarıcı nörotransmitterlerin aşırı birikmesi sonucu sinir hücrelerinin aşırı uyarılması ve buna bağlı olarak hasar görüp ölmesi süreci.
Excitotoxicity (Eksitotoksisite)
Glutamat gibi uyarıcı nörotransmitterlerin aşırı birikmesi sonucu sinir hücrelerinin hasar görmesi veya ölmesi.
Exogenous ketone salts (KS) / ketone esters (KE)
Vücut tarafından üretilmeyen, dışarıdan takviye olarak alınan keton cisimleridir. Tuzlar (KS) genellikle sodyum, potasyum, magnezyum gibi minerallere bağlıyken, esterler (KE) keton cisimciklerinin doğrudan emilimini sağlayan daha saf formlardır.
Exoskeleton (Eksoskeleton)
Vücudun dışına giyilen, kas gücünü destekleyen veya kaybedilen hareket yeteneğini geri kazandırmayı amaçlayan mekanik/robotik sistem.
Exosomes (Ekzozomlar)
Hücreler tarafından salgılanan, 30-150 nm boyutunda, endozomal kökenli ve hücreler arası iletişimde görev alan küçük veziküller.
Expanded Access Program (Genişletilmiş Erişim Programı)
Henüz resmi onay almamış ancak umut verici olan ilaçların, klinik deneylere katılamayan ve hayati tehlikesi olan hastalara insani amaçlarla sunulması.
Expanded Access Protocol (EAP)
Onaylanmamış araştırma ilaçlarının, klinik denemelere katılamayan ciddi durumdaki hastalara insani amaçlarla sunulması.
Experience-Based Co-Design (EBCD)
Hizmet alanların (hasta ve yakınları) ve hizmet verenlerin (sağlık personeli) deneyimlerini ortaklaşa analiz ederek sağlık hizmetlerini iyileştirmek için birlikte çalıştığı katılımcı bir tasarım metodolojisi.
Extension Study (Uzatma Çalışması)
Bir klinik araştırmanın ana aşaması bittikten sonra, ilacın uzun dönem etkilerini ve güvenliliğini gözlemlemek için devam ettirilen süreç.
Extra-motor involvement
Hastalığın, motor fonksiyonları kontrol eden bölgeler dışındaki beyin veya sinir sistemi bölgelerini de etkilemesi durumu.
Extracellular Trap (Ekstraselüler Tuzak)
Nötrofillerin mikroorganizmaları hapsetmek için hücre dışına saldığı, DNA ve proteinlerden oluşan ağ yapısı.
Extracellular Vesicles (Ekstraselüler Veziküller)
Hücre dışına salınan, lipid çift katmanlı membranla çevrili, kargo taşıyan tüm veziküler yapıların genel adı.
Extrapyramidal
Vücut duruşu ve istemsiz kas hareketlerinin koordinasyonundan sorumlu olan sinir sistemi yolları.
Eğilim skoru eşleştirmesi (Propensity score matching)
Gözlemsel çalışmalarda, karıştırıcı faktörlerin etkisini en aza indirmek için tedavi alan ve almayan grupları benzer klinik ve demografik özelliklerine göre eşleştiren istatistiksel yöntem.
FAERS
ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin Advers Etki Raporlama Sistemi.
Farmakodinamik (PD)
İlacın organizma üzerindeki etkilerini, etki mekanizmasını ve doz-yanıt ilişkisini inceleyen farmakoloji dalı.
Farmakodinamik Biyobelirteç
Bir ilacın vücuttaki biyolojik etkisini, hedefiyle etkileşimini veya tedaviye verilen yanıtı gösteren ölçülebilir biyolojik gösterge.
Farmakokinetik (PK)
İlacın vücuda alınması, dağılması, metabolize edilmesi ve atılması süreçlerini inceleyen bilim dalı.
Farmakolojik Tedavi
Kimyasal bileşenler içeren ilaçlar kullanılarak yürütülen tıbbi müdahale.
Farmasötik Endüstri
Tıbbi ilaçların ve tedavilerin keşfi, geliştirilmesi, üretimi ve pazarlanması süreçlerini yürüten sağlık sektörü bileşeni.
Fasikülasyon
Cilt altında görünen, istemsiz kas kasılması.
Fasudil
Hücre iskeleti düzenlenmesi, inflamasyon ve nöronal sağkalımda rol oynayan Rho-ilişkili sarmal bobin içeren protein kinaz (ROCK) enzimini hedef alan bir inhibitör ilaç.
Faz 2 Klinik Çalışma
Bir ilacın güvenliğini ve etkinliğini daha geniş bir hasta grubunda değerlendiren, dozaj aralığını belirlemeyi amaçlayan klinik araştırma aşamasıdır.
Faz 3 (Phase 3)
Bir ilacın piyasaya sürülmeden önce geniş bir hasta grubunda etkinliğinin ve güvenliğinin kanıtlandığı son aşama klinik araştırma süreci.
Faz 3 Klinik Araştırma
Yeni bir ilacın etkinliğini ve güvenliğini geniş bir hasta grubunda kanıtlamak için yapılan son aşama test süreci.
Faz 3 Klinik Çalışma
Bir ilacın etkinliğini ve güvenliğini geniş bir hasta grubunda plasebo veya standart tedaviyle karşılaştıran son aşama araştırma süreci.
Faz 3 Çalışması
Bir ilacın geniş hasta grupları üzerinde etkinlik ve güvenliğinin, mevcut standart tedavilerle karşılaştırmalı olarak değerlendirildiği klinik araştırma evresi.
Faz 4 Çalışmaları
Bir ilacın onay alıp pazara sunulmasından sonra, uzun vadeli güvenliğini, nadir yan etkilerini ve geniş halk kitlelerindeki etkinliğini izlemek amacıyla yürütülen klinik araştırmalar.
Faz Ayrışması (Phase Separation)
Protein ve RNA'ların hücre içinde sıvı benzeri damlacıklar oluşturması; bu dengenin bozulması katı agregat oluşumuna yol açar.
Faz II
İlacın terapötik dozajını, etkinliğini ve güvenliğini daha geniş bir hasta grubunda test eden klinik araştırma evresi.
Faz III (Phase III)
Yeni bir ilacın etkinliğini ve güvenliğini geniş bir hasta popülasyonunda doğrulamak için yapılan, onay öncesi son aşama klinik çalışma.
Faz III Klinik Araştırma
Bir ilacın veya tedavinin piyasaya sürülmeden önce geniş bir hasta grubunda etkinliğinin ve güvenliliğinin kanıtlandığı son aşama klinik çalışma.
FDA
Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), gıda ve ilaçların güvenliğini ve etkinliğini düzenleyen bir kurumdur.
FDG-PET
Radyoaktif işaretli glikoz kullanarak vücut dokularının, özellikle beynin şeker kullanım hızını ölçen görüntüleme yöntemi.
Fe-S Clusters (Demir-Kükürt Kümeleri)
Hücresel solunum, elektron taşınması ve gen ifadesinin düzenlenmesinde kritik rol oynayan, kuproptozis sırasında zarar gören metal kofaktörleri.
Feasibility (Fizibilite)
Bir yöntemin veya tedavinin uygulanabilirliği, gerçekleştirilebilirliği ve pratikliği.
Feasibility Study (Fizibilite Çalışması)
Bir klinik uygulamanın veya araştırmanın daha geniş çapta uygulanabilirliğini, pratikliğini ve yöntemlerinin uygunluğunu değerlendirmek amacıyla yapılan ön çalışma.
Fecal microbiota transplantation (Fekal mikrobiyota transplantasyonu - FMT)
Sağlıklı bir donörden alınan dışkıdaki mikrobiyotanın, bağırsak florasını düzenlemek amacıyla hastanın gastrointestinal sistemine aktarılması işlemi.
Federal Bütçe
Bir ülkenin merkezi hükümetinin, kamu hizmetlerini ve projelerini finanse etmek amacıyla yıllık olarak belirlediği gelir ve gider planı.
Felç (Paralizi)
Kasların istemli hareket yeteneğini tamamen veya kısmen kaybetmesi durumu.
Fenotip
Genetik yapının ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan gözlemlenebilir klinik özellikler.
Fenotipik değişkenlik
Aynı hastalığa sahip bireyler arasında hastalığın belirtileri, şiddeti, ilerleme hızı ve klinik özellikleri açısından görülen farklılıklar.
Fenotipik Sınıflandırma
Hastalığın klinik özellikleri ve belirtilerine göre farklı alt gruplara ayrılması işlemidir.
Fenotipler
Bir hastalığın farklı klinik sunumları veya alt tipleri, burada ALS'nin başlangıç bölgesine göre (bulbar, üst ekstremite, alt ekstremite) ayrımı.
Ferroptosis
Hücre içinde serbest demir birikimi ve lipid peroksidasyonu (yağların oksitlenmesi) ile karakterize, apoptotik olmayan bir programlı hücre ölümü türü.
Ferroptoz
Demir birikimine ve hücre zarlarındaki yağların (lipidlerin) hasar görmesine (peroksidasyon) bağlı olarak gerçekleşen, programlanmış bir hücre ölümü mekanizması.
Ferroptozis
Demir birikimine ve lipid peroksidasyonuna bağlı olarak gerçekleşen, diğer hücre ölümü türlerinden (apoptoz vb.) farklı bir programlanmış hücre ölümü mekanizması.
FET Protein Ailesi
FUS, EWS ve TAF15 proteinlerini içeren, RNA/DNA bağlama yeteneğine sahip, transkripsiyon ve RNA işlenmesinde kritik roller üstlenen protein ailesi.
FFM (Fat-Free Mass)
Yağsız vücut kütlesi; vücut ağırlığından yağ kütlesinin çıkarılmasıyla elde edilen, kas, kemik ve organları içeren doku toplamı.
Fibrilasyon
Proteinlerin normal yapılarını kaybederek uzun, çözünmez ve genellikle hastalık yapıcı lifli yapılar (fibriller) oluşturması.
Fibroblast
Bağ dokusunun temel hücresi; laboratuvar ortamında hastalık modelleri oluşturmak için deri biyopsisinden kolayca elde edilebilir.
Filamin B (FLNB)
Hücre iskeletinin yapısını düzenleyen, aktin filamentlerini çapraz bağlayarak hücre şekli, bütünlüğü ve hareketinde rol oynayan bir protein.
Fizik Tedavi
Hareket ve fonksiyonu iyileştirmek, ağrıyı azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak için kullanılan tedavi yöntemidir.
Fiziksel Test
Klinik ortamda hastanın kas gücü, refleksleri, koordinasyonu ve genel hareket kabiliyetini değerlendirmek için yapılan muayeneler.
Fizyolojik gürültü
Solunum, yutkunma ve vücut hareketleri gibi hastanın biyolojik süreçlerinden kaynaklanan görüntü bozulmaları.
Flail arm syndrome (FAS)
Öncelikle proksimal kol kaslarını etkileyen, alt motor nöron öncelikli sarkık uzuv sendromu alt tipi.
Flail leg syndrome (FLS)
Öncelikle distal bacak kaslarını etkileyen, alt motor nöron öncelikli sarkık uzuv sendromu alt tipi.
Flavonoid
Bitkilerde yaygın olarak bulunan, antioksidan, anti-inflamatuar ve hücre koruyucu özelliklere sahip ikincil metabolit bileşikler grubu.
FLNC
Filamin C proteinini kodlayan, kas hücrelerinin yapısı ve işlevi için kritik öneme sahip olan ve mutasyonları kas hastalıklarına yol açabilen bir gen.
Fon Toplama
Bir amaç veya proje için para toplama eylemi.
Fonksiyonel Bağlantısallık (Functional Connectivity)
Beynin farklı bölgeleri arasındaki zamansal etkileşim ve iletişim ağlarının dinamik yapısı.
Fonksiyonel Durum (Functional Status)
Bir bireyin günlük yaşam aktivitelerini (yemek yeme, giyinme, yürüme vb.) bağımsız olarak yerine getirebilme yeteneği.
Fonksiyonel Gerileme
Hastanın fiziksel yeteneklerinde ve günlük yaşam aktivitelerini (yürüme, konuşma, yutma vb.) gerçekleştirme kapasitesinde meydana gelen azalma.
Fonksiyonel Sonuçlar
Bir tedavinin veya cihazın hastanın günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirme yeteneği üzerindeki etkisi.
Fonksiyonelleştirilmiş nanopartiküller
Hedefleme özgüllüğünü ve ilaç iletim kapasitesini artırmak için modifiye edilmiş nano ölçekli taşıyıcı sistemler.
Force Symmetry Index (FSI)
Yürüme sırasında sağ ve sol bacak arasındaki yük dağılımının dengesini gösteren ölçüm birimi.
Forced Vital Capacity (FVC)
Zorlu Vital Kapasite (ZVK), derin bir nefes aldıktan sonra bir kişinin zorlayarak dışarı verebildiği maksimum hava hacmini ölçen bir akciğer fonksiyon testidir. ALS'de solunum kası zayıflığını değerlendirmek için kritik bir ölçümdür.
Fos (Kayak)
Hücre büyümesi, farklılaşması, stres yanıtları ve enflamasyon süreçlerini yöneten AP-1 transkripsiyon faktörü kompleksinin bir bileşeni (Drosophila'daki homologu Kayak'tır).
Fosforilasyon
Bir proteine fosfat grubu eklenmesi; TDP-43'ün aşırı fosforilasyonu ALS patolojisinin karakteristik bir işaretidir.
Fosforile TDP-43 (pTDP-43)
ALS hastalarının %97'sinde sinir hücrelerinde anormal şekilde kümelenen ve hastalığın patolojik imzası kabul edilen protein.
Founder mutation (Kurucu mutasyon)
Belirli bir popülasyondaki bireylerde ortak bir atadan köken alarak nesiller boyu aktarılan genetik mutasyon.
Frameshift variant (Çerçeve kayması varyantı)
DNA dizisine nükleotid eklenmesi veya silinmesi sonucu protein sentezi sırasındaki okuma çerçevesinin kaymasıyla işlevsiz protein oluşmasına yol açan mutasyon türü.
Friedreich ataksisi (FRDA/FA)
Sinir sisteminde ilerleyici hasara neden olarak yürüme bozukluğu, duyu kaybı ve konuşma güçlüğü gibi belirtilerle kendini gösteren nadir, kalıtsal bir nörodejeneratif hastalık.
Frontotemporal Bölgeler
Beynin ön (frontal) ve yan (temporal) kısımlarında yer alan; karar verme, davranış kontrolü, dil ve dikkat gibi üst düzey bilişsel işlevleri yöneten alanlar.
Frontotemporal Demans (FTD)
Beynin ön (frontal) ve yan (temporal) loblarındaki sinir hücresi kaybı sonucu oluşan, kişilik, davranış ve dil yetilerinde bozulma ile seyreden bir demans türü.
Frontotemporal dementia (FTD)
Frontal ve temporal lobların dejenerasyonu ile karakterize bir demans türü, davranış ve kişilik değişiklikleri ile dil bozukluklarına neden olur.
Frontotemporal Dementias (FTDs)
Davranış, kişilik ve dil becerilerinde değişikliklere yol açan bir grup nörodejeneratif hastalık.
Frontotemporal Lobar Dejenerasyon (FTLD)
Beynin ön ve yan loblarındaki sinir hücrelerinin hasarı sonucu kişilik, davranış ve dil bozukluklarıyla seyreden hastalık grubu.
FTLD (Frontotemporal Lobar Degeneration)
Beynin frontal ve temporal loblarının ilerleyici kaybı ile karakterize, kişilik, davranış ve dil bozukluklarına yol açan nörodejeneratif bir hastalık grubu.
FUS (Fused in Sarcoma)
Mutasyonları ALS'nin ailesel formlarına neden olabilen, RNA bağlayıcı bir protein ve ilgili gen.
Fused in Sarcoma (FUS)
ALS ve frontotemporal demans gibi hastalıklarda patolojik kümelenmeler oluşturan, normalde RNA metabolizmasında görevli bir protein.
FXR (Farnesoid X receptor)
Safra asidi, lipid ve glikoz metabolizmasını kontrol eden, hücre çekirdeğinde bulunan bir reseptör.
G-kuadrupleks (G4)
Guanin bazınca zengin nükleik asit dizilerinin oluşturduğu, dörtlü sarmal yapısındaki özel bir ikincil yapı.
G-quadruplex (G-dörtlüsü)
Guanin açısından zengin dizilerin oluşturduğu, dörtlü guanin bazlarının Hoogsteen bağları aracılığıyla bir araya gelerek oluşturduğu dört sarmallı bir nükleik asit yapısı.
G3BP1
Stres granüllerinin oluşumunda merkezi rol oynayan ve hücrenin stres tepkisini düzenleyen bir protein.
G93A mutant hSOD1
ALS araştırmalarında kullanılan, insan süperoksit dismutaz 1 gen mutasyonunu taşıyan ve hastalığın belirtilerini gösteren standart bir transjenik fare modeli.
G93A*SOD1 transgenic mice
İnsan süperoksit dismutaz 1 (SOD1) geninde G93A mutasyonu taşıyan, motor nöron kaybı ve kas atrofisi ile seyreden Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığı araştırmalarında standart olarak kullanılan genetiği değiştirilmiş fare modeli.
GAA Geni
Asit alfa-glukozidaz (GAA) enziminin üretiminden sorumlu gen. Bu gendeki mutasyonlar Pompe hastalığına neden olur.
GABARAPs
Otofagozom oluşumu, olgunlaşması ve kargo seçiliminde rol oynayan, ATG8 protein ailesine ait kritik protein grubu.
GADD34
Mitokondri üzerinde bulunan, TDP-43 ile etkileşime girerek RNA granülü-mitokondri temasını kolaylaştıran ve PP1 ile ortaklık kuran bir protein.
Gait (Yürüyüş)
Bir bireyin yürüme biçimi veya tarzı; nörolojik hastalıklarda hareket kabiliyetinin değerlendirilmesinde kullanılır.
Gait Training (Yürüme Eğitimi)
Nörolojik veya kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları olan hastaların yürüme yeteneğini, dengesini ve duruşunu iyileştirmek için uygulanan sistematik fizik tedavi süreci.
Galektin-3
Hücre hasarı, özellikle lizozomal membran hasarı durumunda biriken ve hücresel stresin belirteci olarak kullanılan bir protein.
Galektin-3 punktaları
Hasarlı lizozomların yüzeyinde biriken ve lizozomal bütünlüğün bozulduğunu gösteren galektin-3 protein kümeleri.
Gap Junction (Geçit Bölgesi)
İki komşu hücrenin sitoplazmasını birbirine bağlayarak iyon ve küçük molekül geçişine izin veren kanal kompleksi.
Gapmer
Hedef RNA'yı parçalamak için tasarlanmış, merkezi bir DNA bloğu ve modifiye edilmiş nükleotid uçlarından oluşan özel bir ASO yapısı.
Gastrocnemius
Alt bacağın arkasında bulunan, yürüme ve zıplama gibi hareketlerden sorumlu olan büyük baldır kası.
Gastroknemius
Bacağın arka kısmında bulunan ve ALS gibi motor nöron hastalıklarında kas erimesinden (atrofi) belirgin şekilde etkilenen büyük kas grubu.
Gastrostomi
Beslenme amacıyla doğrudan mideye cerrahi olarak bir tüp (PEG) yerleştirilmesi işlemi.
Gastrostomi tüpü (G-tüp)
Yutma güçlüğü çeken hastaların beslenmesini sağlamak amacıyla doğrudan mideye yerleştirilen beslenme tüpü.
Gaussian Process Regression (GPR)
Verilerdeki karmaşık ilişkileri modellemek ve gelecekteki eğilimleri belirsizlik payıyla tahmin etmek için kullanılan bir makine öğrenimi yöntemi.
Gen Ekspresyonu
Bir genin bilgisinin işlevsel bir ürün (protein veya RNA) sentezlemek için kullanıldığı süreç.
Gen Susturma (Gene Silencing)
Belirli bir genin ifadesini engelleyerek, o genin kodladığı proteinin üretimini durdurma veya azaltma tekniği.
Gen Tedavisi (Gene Therapy)
Hastalıkları tedavi etmek veya önlemek amacıyla hücrelerin içine genetik materyal aktarılmasına dayanan ileri tıp yöntemi.
Gen Terapisi
Hastalıkları tedavi etmek veya önlemek amacıyla genleri değiştirmeyi, eklemeyi veya devre dışı bırakmayı içeren bir tedavi yöntemi.
Generalizability (Genellenebilirlik)
Bir analiz yönteminin veya yapay zeka modelinin, eğitildiği veri seti dışındaki farklı popülasyonlarda da başarılı sonuç verme yeteneği.
Genetic Code Expansion (GCE)
Bir organizmanın genetik mekanizmasının, doğada bulunmayan amino asitleri protein yapısına belirli bir noktada dahil edecek şekilde modifiye edilmesi.
Genetik Danışmanlık
Genetik hastalık riski taşıyan bireylere veya ailelere genetik testler, risk değerlendirmesi ve yönetim seçenekleri hakkında bilgi sağlayan süreçtir.
Genetik Modifikatör (Genetic Modifier)
Bir hastalığa doğrudan neden olmayan ancak o hastalığın klinik fenotipini, şiddetini, başlangıç yaşını veya ilerleme hızını modüle eden gen veya genetik varyasyon.
Genetik polimorfizm
Bir genin popülasyonda birden fazla farklı formda bulunması durumu, bazı PET problarının bağlanmasını etkileyebilir.
Genetik Test (Genetic Testing)
Kromozomlar, genler veya proteinlerdeki değişiklikleri inceleyerek kalıtsal hastalık risklerini, mutasyonları veya genetik yatkınlıkları belirlemek amacıyla yapılan laboratuvar analizi.
Genetik Testler
Bireyin genlerindeki değişiklikleri, mutasyonları veya kromozom anormalliklerini tespit etmek için yapılan analizler.
Genetik Varyant
Bir genin DNA diziliminde meydana gelen ve bireyler veya popülasyonlar arasında farklılık gösteren kalıtsal değişiklikler.
Genişletilmiş Erişim (Expanded Access)
Klinik araştırmalara katılma kriterlerini karşılamayan ve hayati tehlikesi bulunan hastaların, onaylanmamış deneysel ilaç veya tedavilere yasal yollarla erişebilmesini sağlayan insani amaçlı program.
Genom Bakımı (Genome maintenance)
Hücrenin genetik materyalinin (DNA) bütünlüğünü, kararlılığını ve doğruluğunu korumak için yürüttüğü hücresel süreçlerin tamamı.
Genom dizilemesi (Genome sequencing)
Bir bireyin tüm DNA içeriğinin sırasını ve yapısını belirlemek için kullanılan kapsamlı genetik analiz yöntemi.
Genome-wide association studies (GWAS)
Belirli bir hastalıkla ilişkili genetik varyasyonları (SNP'ler) belirlemek için tüm genom boyunca binlerce genetik işaretçiyi tarayan çalışma yöntemi.
Genomik (Genomics)
Bir organizmanın tüm gen haritasını (genomunu), genlerin yapısını, işlevini ve birbirleriyle olan etkileşimlerini inceleyen biyoloji ve genetik dalı.
Genotype (Genotip)
Bir organizmanın kalıtımsal olarak taşıdığı ve fenotipini belirleyen genetik bilgilerin bütünü.
Germline genetic variants (Germ hattı genetik varyantları)
Üreme hücrelerinde (sperm veya yumurta) meydana gelen ve sonraki nesillere aktarılabilen kalıtsal genetik değişiklikler.
Germline variants
Üreme hücrelerinde (sperm ve yumurta) bulunan ve dolayısıyla nesilden nesile aktarılabilen genetik varyasyonlar.
GFAP (Glial fibrillary acidic protein)
Merkezi sinir sistemindeki astrosit adı verilen destek hücrelerinin hasar görmesi veya aktive olması durumunda artan bir protein.
Gizli Markov Modeli (Hidden Markov Model - HMM)
Sistemin doğrudan gözlemlenemeyen (gizli) durumlar üzerinden ilerlediği, ancak bu durumların gözlemlenebilir çıktılar aracılığıyla tahmin edildiği istatistiksel model.
Glia (Glial hücreler)
Sinir sisteminde nöronları destekleyen, besleyen, koruyan ve bağışıklık yanıtlarında rol oynayan yardımcı hücreler (astrositler, mikroglialar vb.).
Glial cells (Glia hücreleri)
Sinir sisteminde nöronları destekleyen, besleyen, koruyan ve bağışıklık yanıtlarının düzenlenmesinde aktif rol oynayan yardımcı hücreler.
Glikasyon
Proteinlerin veya lipidlerin, enzim yardımı olmadan şeker molekülleriyle bağlanarak yapısal ve fonksiyonel bozulmaya uğraması süreci.
Glikasyon İndeksleri (Glycation Indices)
Vücuttaki proteinlerin şeker molekülleriyle reaksiyona girerek oluşturduğu ürünlerin seviyelerini ölçen göstergeler; genellikle uzun süreli kan şekeri kontrolünü yansıtırlar.
Glike Hemoglobin A1c (HbA1c)
Kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobine bağlı glikoz miktarını gösteren bir kan testi. Genellikle son 2-3 aylık ortalama kan şekeri seviyesini yansıtır.
Glikojen
Vücutta, özellikle karaciğer ve kaslarda depolanan, hücreler için bir enerji kaynağı olarak kullanılan karmaşık bir karbonhidrat (şeker) formu.
Glikoliz
Hücrenin enerji üretmek için glikozu (şekeri) parçaladığı biyokimyasal süreç.
Glikoz Metabolizması
Vücudun ve özellikle beynin, şekeri (glikozu) enerji üretmek amacıyla parçalayıp kullanma süreci.
Glikozilasyon
Proteinlere şeker moleküllerinin bağlanması süreci; hücre fonksiyonları için kritiktir.
Gliosis
Santral sinir sisteminde hasar veya inflamasyona yanıt olarak glial hücrelerin proliferasyonu.
Gliozis
Merkezi sinir sistemindeki hasara yanıt olarak glial hücrelerin (özellikle astrositlerin) proliferasyonu ve aktivasyonu ile karakterize reaktif süreç.
Glipikan (Dlp/GPC6)
Hücre yüzeyinde bulunan, sinyal iletim yolaklarını (özellikle Wnt sinyalizasyonunu) ve sinaps oluşumunu/bütünlüğünü düzenleyen bir heparan sülfat proteoglikan ailesi üyesi.
Gliyoz
Merkezi sinir sisteminde, hasar veya inflamasyon sonucu glial hücrelerin (astrositler ve mikroglia) sayısının artması durumudur. Nöronal hasarın bir göstergesi olabilir.
Glukometabolik İmza
Belirli bir hastalığa veya duruma özgü olan, beynin şeker kullanımındaki karakteristik değişim kalıbı.
Glutamat Eksitotoksisitesi
Sinir hücrelerinin aşırı glutamat uyarımı sonucu hasar görmesi veya ölmesi süreci.
Glutamaterjik Transmisyon
Beyindeki ana uyarıcı kimyasal taşıyıcı olan glutamatın sinir hücreleri arasındaki iletim süreci.
Glutamaterjik Yük (Glutamatergic Burden)
Ana uyarıcı nörotransmitter olan glutamatın sinapslarda aşırı birikerek nöronlarda kalsiyum aşırı yüklenmesine ve eksitotoksisiteye (hücre ölümüne) yol açması durumu.
Glymphatic system
Beyinde metabolik atıkların ve toksinlerin beyin omurilik sıvısı (BOS) aracılığıyla temizlenmesinden sorumlu, lenfatik sisteme benzer bir atık temizleme yolu.
GPCR (G Protein-Çiftleşmiş Reseptör)
Hücre zarında bulunan ve hücre dışı sinyalleri hücre içine ileten bir tür reseptör proteini.
GPER (G Protein-Bağımlı Östrojen Reseptörü)
Hücre zarında bulunan ve hızlı hücresel sinyal iletiminden sorumlu olan bir östrojen reseptör tipi.
GPX4 (Glutatyon Peroksidaz 4)
Hücre zarlarındaki oksitlenmiş yağları onararak ferroptozisi engelleyen temel koruyucu enzim.
Gradient Boosted Decision Trees
Zayıf tahmin modellerini birleştirerek güçlü bir tahmin modeli oluşturan, karmaşık veri setlerinde yüksek performans gösteren bir makine öğrenimi algoritması.
gRNA (guide RNA)
Rehber RNA; CRISPR-Cas9 sisteminde, Cas9 enzimini DNA üzerinde kesilmesi hedeflenen spesifik bölgeye yönlendiren kısa RNA dizisi.
GRP78/CHOP yolu
Endoplazmik retikulum stresine yanıt olarak aktive olan ve apoptozu (programlanmış hücre ölümü) tetikleyebilen sinyal yoludur. GRP78 (BiP) ve CHOP proteinlerini içerir.
GTPaz
GTP molekülünü hidrolize ederek hücre içi sinyal iletimini ve vezikül trafiğini düzenleyen enzim grubu.
Gut Microbiota Dysbiosis
Bağırsaktaki mikroorganizma topluluğunun dengesinin bozulması ve bunun sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratması.
GVHD (Graft-versus-Host Disease)
Nakledilen bağışıklık hücrelerinin, alıcının dokularını yabancı olarak algılayıp saldırması durumu.
GWAS (Genome-wide Association Study)
Belirli bir hastalıkla ilişkili genetik varyasyonları belirlemek için tüm genomun tarandığı geniş kapsamlı çalışma yöntemi.
Gözlemsel Çalışma
Araştırmacının katılımcılara belirli bir müdahalede bulunmadığı, sadece mevcut durumu ve sonuçları izlediği araştırma yöntemi.
Güvenlik (Safety)
Bir ilacın veya tedavinin istenmeyen yan etkileri veya zararları olup olmadığını değerlendirme; potansiyel risklerin faydalarla karşılaştırılması.
Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)
Amerika Birleşik Devletleri'nde gıda, ilaç, tıbbi cihaz ve kozmetik ürünlerin güvenliğini ve etkinliğini denetleyen federal bir kurum.
H-reflex (H-refleksi)
Bir periferik sinirin elektriksel olarak uyarılması sonucu oluşan, Aşil tendon refleksinin elektrofizyolojik karşılığı olan monosinaptik spinal refleks.
H3K9ac, H3K14ac, H3S10ph, H3K36me3
Histon H3 proteininin belirli amino asit kalıntılarında meydana gelen spesifik asetilasyon, fosforilasyon ve metilasyon modifikasyonları.
Hafif Bilişsel Bozukluk (MCI)
Bireyin yaşına ve eğitim düzeyine göre beklenenden daha fazla bilişsel gerileme ile karakterize durum.
Halk Sağlığı
Toplumun genel sağlık durumunu iyileştirmeyi ve hastalıkları önlemeyi amaçlayan bilim ve sanat dalı.
Hand-onset
Hastalık belirtilerinin ilk olarak el kaslarında güçsüzlük, beceriksizlik veya erime şeklinde ortaya çıkması durumu.
Handheld dynamometry
Kas gücünü, özellikle kavrama ve ayak bileği gücünü ölçmek için kullanılan bir cihaz veya yöntem.
Haploinsufficiency (Haploinsüfisyens)
Bir genin iki kopyasından birinin işlevsiz kalması sonucu, kalan tek kopyanın normal fonksiyon için yeterli miktarda protein üretememesi durumu.
Haplotip Bloğu (Haplotype Block)
Bir kromozom üzerinde birlikte kalıtılma eğiliminde olan ve rekombinasyonla kolay kolay ayrılmayan, birbiriyle güçlü bağlantı dengesizliği (linkage disequilibrium) gösteren tek nükleotid polimorfizmi (SNP) grupları.
Haplotype (Haplotip)
Tek bir ebeveynden tek bir kromozom üzerinde bir bütün olarak miras kalan, birlikte gruplanmış genetik varyasyonlar (aleller) kümesi.
Haptic Feedback
Kullanıcıya dokunma veya titreşim yoluyla iletilen fiziksel geri bildirim mekanizması.
Hasta Hizmetleri Komitesi (Patient Services Committee)
Bir sağlık kuruluşunda, hastaların ihtiyaçlarını karşılamak ve hizmet kalitesini artırmak için çalışan komitedir.
Hasta Merkezli Araştırma
Araştırma sürecinin odağına hastanın ihtiyaçlarını, deneyimlerini ve yaşam kalitesini koyan bilimsel yaklaşım.
Hasta Stratifikasyonu
Hastaların genetik, biyolojik veya klinik özelliklerine göre belirli tedavi gruplarına ayrılması süreci.
Hasta Tarafından Bildirilen Sonuçlar (PROs)
Hastanın sağlık durumu, semptomları veya yaşam kalitesi hakkında doğrudan hastadan alınan, klinisyen yorumu içermeyen veriler.
Hastalık Modifiye Edici Tedavi
Sadece semptomları gidermekle kalmayıp, hastalığın altında yatan biyolojik süreci etkileyerek ilerlemesini yavaşlatan veya durduran tedavi yöntemi.
Hastalık Progresyonu
Hastalığın zaman içindeki ilerleme ve kötüleşme seyri.
Hastalığı modifiye edici tedaviler
Hastalığın altında yatan patolojik süreci yavaşlatmayı, durdurmayı veya tersine çevirmeyi amaçlayan tedaviler, semptomatik tedavilerin aksine.
Hazard Ratio (HR)
Belirli bir zaman diliminde bir olayın (örneğin ölüm) gerçekleşme riskinin, karşılaştırılan gruplar arasındaki oranını ifade eden istatistiksel ölçü.
HDAC6
ALS patofizyolojisinde hem nöroprotektif hem de dejeneratif rolleri olan bir enzim.
HeadMouse
Ellerini kullanamayan bireylerin baş hareketleriyle bilgisayar imlecini kontrol etmesini sağlayan yardımcı teknoloji.
Healthcare resource utilization (HCRU)
Sağlık hizmetlerinin kullanımı, örneğin hastaneye yatışlar, doktor ziyaretleri, ilaç kullanımı vb.
Heksanükleotid Tekrar Ekspansiyonu
Bir gen dizisinde altı nükleotidden oluşan bir birimin (C9ORF72 için GGGGCC) normalden çok daha fazla sayıda tekrarlanması durumu.
Heksanükleotit Tekrar Genişlemesi (HRE)
Bir DNA dizisinin altı nükleotitlik biriminin anormal şekilde tekrar etmesi, özellikle C9orf72 geninde ALS ve FTD ile ilişkilidir.
Heksanükleotit tekrarı
DNA dizisinde altı nükleotitlik bir birimin anormal sayıda tekrar etmesi durumu, özellikle C9ORF72 genindeki GC tekrar genişlemesi gibi genetik mutasyonlarda görülür.
Hematoxylin and eosin (H&E) staining
Hücre çekirdeklerini mavi-mor, sitoplazma ve hücre dışı yapıları ise pembe renge boyayarak doku genel morfolojisinin incelenmesini sağlayan, tıbbi patolojide en yaygın kullanılan standart histolojik boyama tekniği.
Hemichannel (Hemikanal)
Bir hücrenin iç kısmını hücre dışı boşluğa bağlayan, konneksin alt birimlerinden oluşan yarı kanal yapısı.
Hemoliz
Kırmızı kan hücrelerinin parçalanması süreci; bu çalışmada agregatların hücre zarına verdiği hasarı ölçmek için bir model olarak kullanılmıştır.
Hepatic toxicity
Karaciğer üzerinde zararlı etki.
Hereditary Spastic Paraplegia (Herediter Spastik Parapleji)
Bacaklarda ilerleyici sertlik (spastisite) ve güçsüzlük ile karakterize, genetik geçişli bir grup nörodejeneratif bozukluk.
Hereditary Spastik Paraplegia (HSP)
Bacaklarda ilerleyici sertlik (spastisite) ve güçsüzlük ile karakterize, genetik geçişli bir grup nörolojik bozukluk.
HERV-K (HML-2)
İnsan endojen retrovirüs K (HML-2), insan genomunda bulunan bir retrovirüs ailesi ve ALS gibi hastalıklarda yeniden aktive olabileceği düşünülmektedir.
Heterodimer
İki farklı protein zincirinin (bu vakada biri normal, diğeri mutasyonlu) birleşerek oluşturduğu kompleks yapı.
Heterojen
Çeşitli bileşenlerden veya öğelerden oluşan; tıpta, birden fazla nedeni veya klinik sunumu olan bir hastalık veya durum için kullanılır.
Heterojenite
Aynı tanıya sahip hastalar arasında klinik belirtiler, ilerleme hızı ve tedaviye yanıt açısından görülen çeşitlilik ve farklılık durumu.
Heterojenlik (Heterogeneity)
Aynı tanıyı alan hastalar arasında hastalık belirtileri, ilerleme hızı ve tedaviye yanıt açısından görülen çeşitlilik ve farklılık durumu.
Heteroplazmi
Bir hücrede veya organizmada farklı genetik yapıya sahip mitokondriyal DNA moleküllerinin bir arada bulunması.
Heterozygous
Bir genin iki kopyasından birinde belirli bir genetik varyantın bulunması durumu.
Heterozygous mutation
Bir genin anne ve babadan gelen iki kopyasından (alelinden) yalnızca birinde meydana gelen mutasyon durumu.
Hexanucleotide repeat expansion
Hekzanükleotid tekrar artışı; DNA üzerinde altı nükleotidden oluşan bir dizinin normalden çok daha fazla sayıda tekrarlanmasıyla karakterize, ALS/FTD gibi hastalıklara yol açan genetik mutasyon.
Hexavalent chromium (Cr (VI))
Altı değerlikli krom; endüstriyel işlemlerde ortaya çıkan, yüksek derecede toksik ve kanserojen özellik taşıyan bir metal formu.
Hibe
Genellikle araştırma, eğitim veya sosyal projeler gibi belirli bir amacı desteklemek için karşılıksız olarak verilen mali yardım veya fon.
HIF-1α (Hypoxia Inducible Factor 1 Subunit Alpha)
Hücrelerin düşük oksijen (hipoksi) seviyelerine uyum sağlamasını kontrol eden ve gen ifadesini düzenleyen kritik bir transkripsiyon faktörü.
High-density surface electromyography (HDsEMG)
Kas aktivitesini, cilde yerleştirilen çok sayıda yakın aralıklı elektrot dizisi vasıtasıyla non-invaziv olarak kaydeden ve motor ünite düzeyinde yüksek uzamsal çözünürlük sağlayan ileri elektrofizyoloji yöntemi.
High-throughput drug screening
Çok sayıda kimyasal bileşiğin veya ilaç adayının biyolojik etkilerini hızlı ve otomatik bir şekilde test eden yüksek verimli tarama yöntemi.
Hipereksitabilite
Sinir hücrelerinin normalden daha fazla ve kolay uyarılabilir olması durumu; ALS'nin erken evrelerinde kortekste sıkça görülür.
Hiperfosforilasyon (Hyperphosphorylation)
Bir proteine normalden fazla fosfat grubunun eklenmesi süreci; nörofilamentlerin yapısını bozarak kümelenmelerine ve aksonal transportun aksamasına yol açar.
Hipermetabolizma
Vücudun dinlenme halindeyken normalden daha fazla enerji harcaması durumu.
Hiperozid
Antioksidan ve hücre koruyucu (sitoprotektif) özelliklere sahip biyoaktif bir flavonoid bileşik.
Hiperrefleksi
Reflekslerin normalden daha canlı veya abartılı olması durumu; üst motor nöron hasarının bir göstergesidir.
Hiperviskozite
Kanın akışkanlığının azalması, koyulaşması; genellikle IVIG gibi tedaviler sonrası görülebilen bir durum.
Hipotoni
Kas tonusunun normalden düşük olması durumu; kaslarda gevşeklik ve zayıflık ile karakterizedir.
Hippo-YAP Yolağı
Hücre çoğalmasını, sağkalımını ve organ boyutunu kontrol eden, bozulduğunda doku yıkımına yol açan bir sinyal mekanizması.
Histon H3 post-translasyonel modifikasyon (PTM)
Gen ifadesini düzenleyen histon proteinlerinin sentez sonrası kimyasal olarak değiştirilmesi süreci.
Histopathology
Histopatoloji; hastalıkların dokularda ve hücrelerde meydana getirdiği yapısal değişikliklerin mikroskop altında incelenmesi.
Historical external controls
Bir klinik çalışmada, yeni bir tedavi grubunun sonuçlarını karşılaştırmak için geçmişte toplanmış, benzer hasta popülasyonlarından elde edilen verilerin kullanılmasıdır. Randomize kontrollü çalışmalardaki eş zamanlı kontrol grubunun aksine, yanlılık riski taşır.
Hizmet Köpeği (Service Dog)
Engelli bireylerin bağımsız hareket edebilmelerine ve günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak üzere özel olarak eğitilmiş hayvan.
hnRNPA1 (A1PrD)
ALS ve Alzheimer hastalıklarında rol oynayan, RNA bağlama yeteneğine sahip ve prion benzeri özellikler gösteren bir protein bölgesi.
Home Mechanical Ventilation (HMV)
Hastanede değil, hastanın kendi ev ortamında uygulanan mekanik solunum desteği.
Homeostasis (Homeostaz)
Hücre veya organizmanın iç ortamını kararlı, dengeli ve optimal bir durumda tutma yeteneği.
Homeostatic constraint (Homeostatik kısıtlama)
Hücrelerin ve dokuların kararlı iç dengelerini (homeostaz) koruyabilme sınırları ve bu sınırların getirdiği biyolojik engeller.
Homeostatic regulation (Homeostatik regülasyon)
Bir hücrenin veya organizmanın, dış değişikliklere rağmen kendi iç dengesini ve elektriksel özelliklerini kararlı bir sınırda tutma süreci.
Homeostaz
Hücrenin veya organizmanın iç ortamını kararlı ve dengeli bir durumda tutma yeteneği.
Homodimer
Aynı türden iki protein molekülünün birleşerek oluşturduğu işlevsel kompleks yapı.
Homopolimerik Bölgeler
DNA diziliminde aynı nükleotid bazının (örneğin AAAAA) peş peşe tekrarlandığı ve dizileme hatalarına en duyarlı olan kısımlar.
Hospice (Palyatif Bakımevi)
Terminal dönemdeki (yaşam sonu) hastaların ağrı ve semptom kontrolüne odaklanan, yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen destekleyici bakım hizmeti.
Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS)
Hastalarda ve hasta yakınlarında anksiyete ve depresyon belirtilerinin varlığını ve şiddetini belirlemek için kullanılan 14 maddelik geçerli bir öz-bildirim ölçeği.
hSOD1 (İnsan Süperoksit Dismutaz 1)
ALS patogenezinde rol oynayan, mutasyona uğradığında anormal şekilde kümelenerek motor nöron hasarına yol açan bir protein/enzim.
hSOD1-G93A
ALS hastalığına yol açan insan Süperoksit Dismutaz 1 genindeki (SOD1) G93A mutasyonunu taşıyan bir transgenik hayvan modelidir.
HSP70
Bir şaperon proteini olan Isı Şoku Proteini 70.
hTR-FRET
Homojen Zaman Çözünürlüklü Floresan Rezonans Enerji Transferi; biyolojik moleküller arasındaki etkileşimleri ve bağlanma aktivitelerini hassas şekilde ölçen gelişmiş bir laboratuvar tekniği.
Human Leukocyte Antigen (HLA)
Bağışıklık sisteminin vücudun kendi hücreleri ile yabancı istilacıları ayırt etmesini sağlayan, hücre yüzeyindeki proteinleri kodlayan gen grubu.
Hybrid-Decentralized Pilot Trial
Geleneksel merkez tabanlı unsurları uzaktan/sanal bileşenlerle birleştiren, daha geniş katılım ve esneklik hedefleyen ve küçük ölçekli bir başlangıç çalışması olan bir deneme tasarımı.
Hyperexcitability
Sinir veya kas hücrelerinin normalden daha düşük bir uyarı eşiğine sahip olması ve uyarılara karşı aşırı, kontrolsüz elektriksel yanıtlar vermesi durumu.
Hypermetabolism
Vücudun normalden daha yüksek bir metabolik hızda çalışması durumu, bu da daha fazla enerji harcamasına ve kilo kaybına yol açabilir.
Hypokinetic Dysarthria
Genellikle Parkinson hastalığında görülen, ses şiddetinde azalma, monotonluk ve konuşma hızında düzensizliklerle seyreden dizartri türü.
Hypometabolism
Hücrelerin veya dokuların (bu çalışmada beyin bölgelerinin) normalden daha düşük düzeyde metabolik aktivite (enerji/glukoz tüketimi) göstermesi durumu.
Hypoperfusion
Bir organa veya dokuya giden kan akışının, o dokunun ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar azalması.
Hypotonia
Kas tonusunun (kasın gerginliğinin ve direncinin) normalden düşük olması durumu; gevşek bebek sendromu olarak da bilinir.
Hypoxia-inducible factor-1α (HIF-1α)
Hücrelerin düşük oksijen seviyelerine (hipoksi) uyum sağlamasını kontrol eden temel bir transkripsiyon faktörü.
Hücre Dışı Matris (Extracellular Matrix)
Hücreleri çevreleyen, onlara fiziksel destek sağlayan ve doku onarımı ile hücresel iletişim süreçlerinde kritik rol oynayan moleküler ağ.
Hızlandırılmış Onay
Ciddi bir durum için bir ilaca verilen, yeterli ve iyi kontrollü bir çalışmada bir son noktayı etkilediği kanıtlanırsa verilen bir ilaç onayı türüdür. Amaç, hastalara daha erken tedaviye erişim sağlamaktır.
Idiopathic Pulmonary Fibrosis (IPF)
Akciğer dokusunun nedeni bilinmeyen bir şekilde kalınlaşması ve sertleşmesi sonucu solunum yetmezliğine yol açan kronik bir hastalık.
IGFBP7 (Insulin-like growth-factor binding protein 7)
İnsülin benzeri büyüme faktörlerine bağlanan, çeşitli hücresel süreçlerde rol oynayabilen ve bir biyobelirteç olarak araştırılan bir protein.
IL-10 (Interleukin-10)
Özellikle anti-inflamatuar özellikleriyle bilinen, bağışıklık yanıtını baskılayan ve doku hasarını azaltmaya yardımcı olan bir sitokin.
IL-2 (İnterlökin-2)
Bağışıklık sisteminde beyaz kan hücrelerinin, özellikle T-lenfositlerin çoğalmasını ve farklılaşmasını sağlayan bir sinyal proteini (sitokin).
Imagined Language Correlates
Bir kişinin fiziksel olarak konuşmadan, zihninde kelimeleri veya dili canlandırması sırasında oluşan nöral beyin aktiviteleri.
Immune rejection
Vücudun bağışıklık sisteminin nakledilen hücreleri veya dokuları yabancı olarak algılayıp saldırması.
Immunosenescence
Yaşlanma ile birlikte bağışıklık sisteminin fonksiyonlarında ve etkinliğinde meydana gelen ilerleyici gerileme.
Immunotherapy
Bağışıklık sistemini baskılayarak veya düzenleyerek otoimmün hastalıkları tedavi etmeyi amaçlayan tedavi yöntemi.
Impairment
Vücut yapısında veya psikolojik/fizyolojik işlevlerde meydana gelen, normal dışı sapma veya kayıpları ifade eden tıbbi durum (bozukluk/yetersizlik).
Implantable brain-computer interfaces (iBCIs)
İmplante edilebilir beyin-bilgisayar arayüzleri; beyin sinyallerini doğrudan kaydedip dış cihazları (bilgisayar, protez vb.) kontrol etmek için komutlara dönüştüren, cerrahi olarak yerleştirilen sistemler.
Implantable Device
Vücut içine, bu bağlamda beyin dokusuna cerrahi yöntemlerle yerleştirilen tıbbi aygıt.
In silico
Bilgisayar simülasyonu veya modellemesi yoluyla gerçekleştirilen deney veya analiz yöntemi.
In Vitro
Canlı bir organizmanın dışında, laboratuvar ortamında (örneğin deney tüpünde veya hücre kültüründe) yapılan çalışmalar.
In vivo
Canlı bir organizma içinde gerçekleşen süreçleri ifade eder.
In vivo biomarker (İn vivo biyobelirteç)
Canlı organizmada hastalık süreçlerini, tanısal veya prognostik durumları ölçmek için kullanılan biyolojik göstergeler.
Incidence
Belirli bir popülasyonda, belirli bir zaman dilimi içinde yeni ortaya çıkan olgu veya durumların (bu çalışmada advers olayların) görülme sıklığı.
Incident ALS cases
Belirli bir zaman dilimi içinde yeni teşhis edilmiş veya ortaya çıkmış ALS vakaları.
Incisuropathy
Schmidt-Lanterman yarıklarının (SLI) birincil olarak hasar görmesiyle karakterize patolojik durum.
Incomplete penetrance
Bir genetik varyantın varlığına rağmen, bu varyantı taşıyan her bireyde ilişkili fenotipin (hastalığın) ortaya çıkmaması durumu.
Indications and Usage
Bir ilacın hangi hastalıkların veya durumların tedavisinde kullanılabileceğini belirten resmi tıbbi kullanım alanları ve talimatları.
INDUCE-seq
DNA çift zincir kırıklarını genom genelinde yüksek hassasiyetle haritalandıran ve CRISPR gibi gen düzenleme araçlarının güvenliğini değerlendiren bir dizileme yöntemi.
Induced Pluripotent Stem Cells (iPSCs)
Yetişkin hücrelerin (genellikle deri veya kan) genetik olarak yeniden programlanarak embriyonik kök hücre benzeri, vücuttaki her türlü hücreye dönüşebilme yeteneğine sahip hücreler haline getirilmesi.
Inertial Measurement Unit (IMU)
Hızlanma ve dönme hareketlerini ölçerek vücudun veya cihazın uzaydaki konumunu ve dengesini takip eden sensör.
Information Transfer Rate (ITR)
Bir iletişim kanalından birim zamanda aktarılan bilgi miktarını (genellikle bit/dakika) ölçen performans kriteri.
Informed Consent (Aydınlatılmış Onam)
Katılımcının araştırma hakkında bilgilendirilip risk ve faydaları anlayarak çalışmaya kendi rızasıyla katılmayı kabul ettiğini gösteren yasal belge.
Insufflation-Exsufflation (İnsüflasyon-Eksüflasyon)
Akciğerlere hava verip ardından hızla geri çekerek doğal öksürüğü taklit eden ve solunum yollarını temizleyen mekanik yöntem.
Integrated Stress Response (ISR)
Hücrelerin çeşitli stres faktörlerine karşı protein üretimini durdurarak ve koruyucu genleri aktive ederek verdiği metabolik yanıt.
Integraz (IN)
Retrovirüslerin kendi viral DNA'larını konakçı hücrenin genomuna entegre etmek (eklemek) için kullandıkları ve konakçı hücrede DNA hasarına yol açabilen enzim.
Inter-regional Correlation Analysis (IRCA)
Farklı beyin bölgeleri arasındaki metabolik etkileşimi ve bu bölgelerin birbiriyle ne kadar uyumlu çalıştığını analiz eden istatistiksel yöntem.
Interim Data (Ara Veriler)
Bir klinik araştırmanın planlanan bitiş tarihinden önce, gidişatı değerlendirmek amacıyla belirli bir aşamada toplanan veriler.
Intermediate-size Patient Population (Orta Ölçekli Hasta Popülasyonu)
Genellikle 10 ile 100 arasında hastayı kapsayan, belirli bir grup için düzenlenen genişletilmiş erişim kategorisi.
Interpretable Machine Learning
Yapay zeka modelinin bir karara nasıl vardığının insanlar tarafından anlaşılabilir ve açıklanabilir olması.
Interpretive Description
Nitel araştırmalarda kullanılan, katılımcıların deneyimlerini derinlemesine anlamayı ve yorumlamayı amaçlayan bir metodoloji.
Interstimulus Interval (ISI)
İki ardışık elektriksel uyaran arasında geçen, genellikle milisaniye (ms) cinsinden ölçülen süre.
Intestinal Microbiome
Bağırsaklarda yaşayan bakteri, virüs ve mantar gibi mikroorganizmaların oluşturduğu karmaşık topluluk.
Intracisternal
İlacın veya sıvının doğrudan beyin ve omuriliği çevreleyen subaraknoid boşluktaki genişlemiş alanlara (sisterna) enjekte edilmesi yöntemi.
Intracortical Neural Interface (İntrakortikal Nöral Arayüz)
Beyin kabuğunun (korteks) içine yerleştirilen ve sinirsel aktiviteleri doğrudan kaydedip dış cihazlara aktaran teknolojik sistem.
Intranasal administration
Bir ilacın veya terapötik ajanın burun boşluğu yoluyla uygulanması yöntemidir. Bu yöntem, ilacın doğrudan beyne ulaşmasını sağlayabilir.
Intrathecal (IT) administration
İlacın doğrudan omurilik sıvısına veya omurilik çevresindeki boşluğa verilmesi.
Intrathecal (İntratekal)
İlacın doğrudan omurilik kanalındaki beyin omurilik sıvısına (BOS) enjekte edilmesi yöntemi.
Invasive (İnvaziv)
Vücut bütünlüğünü bozan, cerrahi müdahale veya doku örneği alımı gerektiren tıbbi işlemler.
Inversely Correlate (Ters Korelasyon)
İki değişken arasındaki, biri artarken diğerinin azaldığı istatistiksel ilişki.
Investigational drug
Klinik araştırmalarda terapötik etkileri, güvenliliği ve farmakolojik profili test edilmekte olan, henüz yaygın kullanım onayı almamış araştırma aşamasındaki ilaç.
Investigational product
Klinik araştırmalarda test edilen, henüz resmi makamlarca genel kullanım onayı almamış ilaç veya tedavi edici madde.
iPSC (Uyarılmış Pluripotent Kök Hücreler)
Yetişkin hücrelerin genetik olarak yeniden programlanarak embriyonik kök hücre benzeri, her türlü hücreye dönüşebilme yeteneği kazandırılmış hali.
Isoenzyme (İzoenzim)
Aynı kimyasal reaksiyonu katalize eden ancak farklı genetik kodlara, amino asit dizilimlerine ve fiziksel özelliklere sahip olan enzim formları.
Isokinetic Dynamometer
Kasın kuvvetini, gücünü ve dayanıklılığını sabit bir hızda ve kontrollü bir direnç altında ölçen cihaz.
İlerleyici iletişim bozuklukları
Konuşma, dil veya anlama yeteneğinin zamanla kötüleştiği ve genellikle nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili olan bozukluklardır.
İloperidon (Iloperidone)
Şizofreni ve benzeri psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılan, atipik antipsikotikler sınıfına ait bir etkin madde.
İmmün Disregülasyon
Bağışıklık sisteminin normal kontrol mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıkan aşırı veya hatalı bağışıklık yanıtı.
İmmünofloresan
Doku veya hücrelerdeki spesifik proteinlerin, floresan boyalarla işaretlenmiş antikorlar kullanılarak mikroskop altında görüntülenmesi tekniği.
İmmünomodülatör (Immunomodulatory)
Bağışıklık sisteminin aktivitesini artıran, azaltan veya düzenleyen maddeler veya tedaviler.
İmmünomodülatör Tedaviler
Bağışıklık sisteminin aktivitesini düzenleyen, baskılayan veya modifiye eden tedavi yöntemleri.
İmmünosenesans
Yaşlanmaya bağlı olarak bağışıklık sisteminin fonksiyonlarında meydana gelen kademeli gerileme ve bozulma.
İmmünoterapi
Bağışıklık sistemini hastalıkla savaşmak için uyaran, güçlendiren veya yönlendiren tedavi yöntemi.
İn situ
Bir biyolojik yapının veya hücrenin doğal bulunduğu ortamda, doku bütünlüğü bozulmadan incelenmesi.
İndirekt Kalorimetri
Vücudun oksijen tüketimi ve karbondioksit üretimini ölçerek, dinlenme halindeki enerji harcamasını hesaplayan yöntem.
İndüklenebilir Nitrik Oksit Sentaz (iNOS)
Enflamasyon ve hücresel stres durumlarında yüksek miktarda nitrik oksit üreten enzim izoforformu.
İndüklenmiş Pluripotent Kök Hücreler (iPSK)
Yetişkin hücrelerden elde edilen ve embriyonik kök hücreler gibi çok çeşitli hücre tiplerine farklılaşma yeteneğine sahip hücreler.
İndüklenmiş pluripotent kök hücrelerden türetilmiş motor nöronlar (iPSC-MNs)
Yetişkin somatik hücrelerin (örneğin deri hücreleri) genetik olarak yeniden programlanmasıyla elde edilen ve daha sonra motor nöronlara farklılaştırılan kök hücreler. Hastalık modelleri oluşturmak için kullanılırlar.
İnflamazom
Doğuştan gelen bağışıklık sisteminin önemli bir bileşeni olan ve aktivasyonu nitrik oksit tarafından engellenebilen, enflamatuar yanıtları düzenleyen protein kompleksi.
İnflammaging
Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan, düşük dereceli, kronik ve sistemik inflamasyon (iltihaplanma) durumu.
İnhibisyon
Bilişsel süreçlerde, gereksiz veya uygunsuz tepkilerin bastırılması yeteneği.
İnklüzyon Cisimcikleri (Inclusion Bodies)
Hücre içinde proteinlerin hatalı katlanması sonucu oluşan, çözünmeyen ve genellikle hücre fonksiyonlarına zarar veren protein birikintileri.
İnklüzyon Cisimli Miyozit (IBM)
Kaslarda iltihaplanma ve dejenerasyona neden olan, ilerleyici kas güçsüzlüğü ile seyreden, genellikle el ve bacak kaslarını etkileyen bir miyopati türüdür.
İnme sonrası sekeller
İnme (felç) olayından sonra vücutta kalan kalıcı hasarlar veya bozukluklar.
İnsan Lökosit Antijenleri (HLA)
İnsanlarda bağışıklık sisteminin hücreleri tanımasını sağlayan, MHC (Major Histocompatibility Complex) gen bölgesi tarafından kodlanan proteinler.
İnsidans
Belirli bir süre içinde bir popülasyonda yeni ortaya çıkan hastalık vakalarının sayısı.
İntratekal enjeksiyon
İlacın kan-beyin bariyerini aşması için doğrudan spinal kanaldaki subaraknoid boşluğa (beyin omurilik sıvısına) verilmesi yöntemi.
İnvaziv Mekanik Ventilasyon
Bir tüp veya trakeostomi aracılığıyla hastanın solunum yollarına doğrudan hava verilmesi işlemi.
İstatistiksel Güç (Statistical Power)
Bir çalışmanın, gerçekte var olan bir tedavi etkisini doğru bir şekilde saptayabilme kapasitesi.
İyonize Radyasyon
Atomlardan elektron kopararak iyon oluşturabilecek kadar yüksek enerji taşıyan, tıbbi görüntüleme ve tedavide de kullanılan radyasyon türü.
İzojenik Kontroller (Isogenic Controls)
Genetik olarak tamamen aynı olan, sadece incelenen spesifik mutasyon (örneğin C9orf72 mutasyonu) açısından farklılık gösteren kontrol hücre hatları.
İzokalorik Beslenme
Vücudun günlük harcadığı enerji miktarına tam olarak eşit miktarda kalori sağlayan beslenme düzeni.
İçsel Düzensiz Proteinler (IDPs)
Sabit bir üç boyutlu yapıya sahip olmayan, esnek ve değişken formdaki proteinler.
J-domain proteinleri (JDP'ler)
HSP70 ile birlikte çalışan bir şaperon alt kümesi.
Jeneralize Miyasteni Gravis (gMG)
Vücuttaki istemli kasların (göz, yüz, yutma ve solunum kasları dahil) aşırı halsizliği ve çabuk yorulmasıyla karakterize, kronik otoimmün bir nöromüsküler hastalık.
Juvenile-onset
Hastalığın genç yaşta, genellikle 25 yaşından önce başlaması.
Juvenile-onset ALS (Juvenil başlangıçlı ALS)
ALS hastalığının çocukluk veya gençlik döneminde (genellikle 25 yaşından önce) alışılmadık derecede erken yaşta başlaması durumu.
Kalp Hızı Değişkenliği (HRV)
Ardışık kalp atışları arasındaki zaman aralıklarının milisaniye cinsinden değişimi; otonom sinir sisteminin kalbi ne kadar iyi yönettiğini gösterir.
Kalsinörin
Hücre içi kalsiyum sinyalleriyle aktive olan ve proteinlerden fosfat gruplarını ayıran bir enzim (fosfataz).
Kan-Beyin Bariyeri (KBB)
Merkezi sinir sistemini kanda dolaşan potansiyel zararlı maddelerden koruyan, ancak çoğu ilacın beyne geçişini de engelleyen son derece seçici bir zar tabakası.
Kantifikasyon
Bir dokudaki hücre sayısı veya protein miktarı gibi verilerin sayısal olarak ölçülmesi ve belirlenmesi işlemi.
Karbondioksit (CO2)
Solunum yetersizliği durumunda vücuttan atılamayarak kanda biriken ve yüksek seviyeleri hayati risk taşıyan gaz.
Kardiyomiyopati
Kalp kasının yapısının bozularak kan pompalama yeteneğinin azalması; kanın kalpte göllenmesine ve pıhtı riskine yol açar.
Karotenoidler
Bitkilerde bulunan, güçlü antioksidan özelliklere sahip olan ve bir kısmı vücutta A vitaminine dönüştürülebilen organik pigmentler.
Kas Distrofisi (Muscular Dystrophy - MD)
Kas liflerinin zamanla zayıflamasına ve parçalanmasına neden olan, genetik bir grup kas hastalığı.
Kas Distrofisi Derneği (MDA)
Kas hastalıkları, ALS ve ilgili nöromüsküler bozukluklarla mücadele eden, araştırmaları destekleyen ve hasta bakımı sağlayan uluslararası bir sağlık kuruluşu.
Kas Kontraktürü
Kasların, tendonların veya eklem çevresindeki dokuların kalıcı olarak kısalması ve sertleşmesi sonucu eklem hareket açıklığının kısıtlanması durumu.
Kas Rejenerasyonu (Kas Yenilenmesi)
Hasar görmüş veya yıkıma uğramış kas dokusunun, vücudun kendi hücresel mekanizmaları ve kök hücreleri aracılığıyla kendini onarma, yenileme ve yeniden yapılandırma süreci.
Kavrama Gücü (Grip Strength)
El ve ön kol kaslarının bir nesneyi sıkma kapasitesi; genellikle kas gücü ve genel fiziksel sağlığın bir göstergesi olarak kullanılır.
Keap1-Nrf2 Sinyal Yolu
Hücrenin oksidatif strese karşı savunmasını yöneten, antioksidan genlerin ifadesini kontrol eden temel moleküler mekanizma.
Kesitsel Çalışma (Cross-sectional study)
Belirli bir popülasyondan belirli bir zaman noktasında veri toplanarak yapılan araştırma türü.
Ketogenic diet (Ketojenik diyet)
Karbonhidratların ciddi şekilde kısıtlandığı, yağ tüketiminin artırılarak vücudun enerji için glikoz yerine keton cisimciklerini kullanmasının (ketozis) sağlandığı özel bir beslenme protokolü.
Ketone bodies (Keton cisimcikleri)
Glikoz yokluğunda karaciğerde yağ asitlerinden sentezlenen ve kan-beyin bariyerini geçerek beyin için alternatif enerji kaynağı oluşturan moleküller (asetoasetat, beta-hidroksibütirat ve aseton).
Key opinion leaders (KOLs)
Belirli bir alanda derin bilgi ve deneyime sahip, görüşleri önemli kabul edilen uzman kişiler.
Kinematics (Kinematik)
Hareketin kuvvet ve kütle gibi nedenlerini dikkate almadan, sadece konum, hız ve ivme gibi geometrik özelliklerini inceleyen mekanik dalı.
King Evrelemesi (King Stage)
ALS hastalığının klinik ilerlemesini, etkilenen vücut bölgelerine göre sınıflandıran bir klinik evreleme sistemi.
King's Clinical Severity Staging System
ALS hastalığının ilerlemesini, etkilenen vücut bölgelerine ve fonksiyonel kayıplara göre 1'den 5'e kadar evreleyen klinik sistem.
King's Clinical Staging
MNH hastalarında hastalığın klinik ilerlemesini ve tutulan sistem sayısını (beslenme ve solunum desteği ihtiyacına göre Evre 4A ve 4B dahil) değerlendiren evreleme sistemi.
King's Evreleme Sistemi
ALS hastalığının klinik ilerlemesini, etkilenen vücut bölgelerine ve fonksiyonel kayıplara göre 1'den 5'e kadar derecelendiren sistem.
Kinom (Kinome)
Bir hücre veya organizmadaki tüm protein kinazların (fosfat grubu ekleyen enzimlerin) tamamı.
Klinik Anlamlılık
Bir tedavi sonucunun sadece matematiksel bir fark yaratması değil, hastanın sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde pratik ve değerli bir etki oluşturması.
Klinik Araştırma
Yeni tedavi yöntemlerinin, ilaçların veya tıbbi cihazların insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini test etmek amacıyla yürütülen bilimsel çalışmalar.
Klinik Araştırma Fazları
Yeni ilaç veya tedavilerin insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek için yapılan aşamalı çalışmalar (Faz 1: güvenlik, Faz 2: etkinlik ve dozaj, Faz 3: geniş ölçekli etkinlik ve yan etkiler).
Klinik Araştırmalar
Yeni tedavi yöntemlerinin, ilaçların veya tıbbi cihazların insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini test etmek için yapılan bilimsel çalışmalar.
Klinik Deneme Tasarımı (Trial Design)
Bir klinik araştırmanın hipotezini test etmek amacıyla hasta seçimi, tedavi protokolleri, izlem süreleri ve istatistiksel analiz yöntemlerinin belirlendiği metodolojik plan.
Klinik Deney (Clinical Trial)
Yeni ilaçların, tıbbi cihazların veya tedavi yöntemlerinin güvenliliğini ve etkinliğini insan katılımcılar üzerinde test etmek amacıyla yürütülen bilimsel araştırmalar.
Klinik Durum
Bir hastanın hastalığının mevcut şiddeti, semptomları, fonksiyonel kapasitesi ve genel sağlık durumu gibi gözlemlenebilir ve ölçülebilir özelliklerinin bütünü.
Klinik Faz Çalışmaları
Geliştirilen yeni bir ilaç veya tedavi yönteminin, insanlar üzerindeki güvenliliğini, dozajını ve etkinliğini değerlendirmek amacıyla yürütülen kontrollü bilimsel deneyler.
Klinik Fenotip
Bir hastalığın genetik yapısının dışa vuran, gözlemlenebilir fiziksel, işlevsel ve klinik özelliklerinin tamamı.
Klinik İlaç Geliştirme
Yeni bir ilaç adayının laboratuvar aşamasından başlayarak insanlar üzerinde test edildiği klinik faz çalışmalarını ve ruhsatlandırma sürecini kapsayan multidisipliner süreç.
Klinik Karar Destek Sistemi
Sağlık çalışanlarına klinik karar verme aşamalarında veri analizi ve bilgi sunarak yardımcı olan bilişim sistemleri.
Klinik Prediktörler
Bir hastalığın seyrini, sonucunu veya belirli bir risk faktörünü tahmin etmek için kullanılan klinik belirtiler veya veriler.
Klinik Translasyon
Laboratuvar ortamında elde edilen bilimsel bulguların, hastalar için uygulanabilir tıbbi tedavilere ve klinik pratiklere dönüştürülmesi süreci.
Klinik uygulama
Laboratuvar ortamında geliştirilen tıbbi yöntemlerin veya ilaçların, hastalar üzerinde tedavi edici amaçla kullanılması süreci.
Klinik Çalışma (Clinical Trial)
Yeni tıbbi müdahalelerin veya ilaçların insanlar üzerindeki güvenliğini ve etkinliğini test eden bilimsel araştırmalar.
Klinisyen
Hastaları doğrudan muayene eden, tanı koyan ve tedavi süreçlerini yöneten tıp doktoru.
Klotho
Yaşlanma karşıtı özelliklere sahip olan ve sinir sisteminde nöroprotektif (sinir koruyucu) etkiler gösteren bir protein.
Knockin
Belirli bir genetik dizinin veya mutasyonun, laboratuvar ortamında bir organizmanın genomuna hedeflenmiş bir şekilde yerleştirilmesi yöntemi.
Knockout
Bir genin işlevini tamamen ortadan kaldırmak veya devre dışı bırakmak için kullanılan genetik bir tekniktir.
Ko-patoloji
Bir bireyde birden fazla hastalığa ait patolojik bulguların (örneğin hem ALS hem Alzheimer bulguları) aynı anda görülmesi durumu.
Kodlama yapmayan RNA'lar (Non-coding RNAs - ncRNAs)
Protein sentezlemek için şifre taşımayan, ancak gen ifadesinin düzenlenmesi gibi kritik hücresel süreçlerde rol oynayan RNA molekülleri.
Kognitif Bozukluk
Düşünme, hafıza, dikkat, dil ve problem çözme gibi zihinsel işlevlerdeki azalmayı veya bozulmayı ifade eder. Bu durum, günlük yaşam aktivitelerini etkileyebilir ve hafiften şiddetliye kadar değişebilir.
Kognitif Değerlendirme
Bellek, dikkat, dil ve problem çözme gibi zihinsel işlevlerin klinik testlerle ölçülmesi.
Kohort
Belirli bir ortak özelliği olan ve belirli bir zaman dilimi boyunca takip edilen hasta veya birey grubu.
Kohort Zenginleştirme
Bir klinik çalışmaya, ilacın etkisinin en iyi gözlemlenebileceği veya belirli bir özelliğe sahip hastaların seçilerek dahil edilmesi stratejisi.
Kolin Asetiltransferaz (ChAT)
Asetilkolin sentezleyen ve motor nöronları diğer sinir hücrelerinden ayırt etmek için kullanılan spesifik bir enzim/markör.
Kombine Antiretroviral Tedavi (CART)
HIV enfeksiyonunu kontrol altına almak için kullanılan, farklı mekanizmalara sahip birden fazla ilacın kombinasyonu.
Kompansatuar Mekanizma
Vücudun veya beynin, bir işlev kaybını veya hasarı başka bir mekanizmayı devreye sokarak dengeleme çabası; telafi edici süreç.
Kompleman genleri
Vücudun bağışıklık savunmasında rol oynayan ve inflamatuar süreçlerde aktive olan proteinleri kodlayan genler.
Kompleman Kaskadı (Complement Cascade)
Bağışıklık sisteminin bir parçası olan ve mikropları yok etmek veya iltihabı tetiklemek için sırayla aktive olan bir grup proteinin oluşturduğu tepki dizisi.
Kondensat
Hücre sitoplazması veya çekirdeği içinde, belirli moleküllerin bir araya gelerek oluşturduğu yoğunlaşmış, dinamik yapılar.
Konnektom (Connectome)
Beyindeki sinirsel bağlantıların ve anatomik bölgeler arası iletişim ağlarının kapsamlı haritası.
Konuşma belirteçleri
Konuşma seslerinin (örn. perde, hız, yoğunluk, artikülasyon) ölçülebilir özellikleri olup, bir hastalığın varlığını, ilerlemesini veya tedaviye yanıtını gösteren objektif göstergeler olarak kullanılabilirler.
Kortikal disfonksiyon
Beynin korteks bölgesindeki işlev bozukluğu.
Kortikospinal Ağ
Beyin korteksinden omuriliğe uzanan ve istemli motor hareketleri kontrol eden sinir lifi sistemi.
Kortikospinal motor organoid
Korteksten omuriliğe uzanan motor nöronların gelişimini ve işlevini taklit eden, insan hücrelerinden türetilmiş 3D hücre kültürü modeli.
Kortikospinal yol
Beyinden omuriliğe inen ve istemli hareketlerin kontrolünden sorumlu olan sinir lifleri demeti.
Kortikosteroid
İltihabı azaltan ve bağışıklık sistemini baskılayan, kas hastalıklarında yaygın kullanılan ilaç grubu.
Kortizol
Vücudun strese tepki olarak ürettiği, kronik yüksekliği inflamasyona ve sinir hücrelerinde hasara yol açabilen bir hormon.
KPNB1 (Importin Beta-1)
Proteinlerin sitoplazmadan hücre çekirdeğine taşınmasında görev alan temel bir taşıyıcı protein.
Kramp
Kasların istemsiz, ağrılı ve ani kasılması.
Kraniyotomi
Beyne ulaşmak için kafatasının bir kısmının cerrahi olarak çıkarılması işlemi.
Kriptik Ekzon (Cryptic Exon)
Normal şartlarda genetik işleme sırasında mRNA'ya dahil edilmeyen, ancak TDP-43 gibi düzenleyici proteinlerin eksikliğinde hatalı bir şekilde genetik koda eklenen RNA dizileri.
Kriptik ekzonlar
TDP-43 fonksiyon kaybının bir işareti olarak STMN2 ve UNC13A gibi genlere anormal şekilde dahil olan ekzonlar.
Kriptik Splaysing
Normalde kullanılmayan genetik bölgelerin hatalı bir şekilde olgun mRNA'ya dahil edilmesi süreci.
Kriyojenik elektron mikroskobu (Cryo-EM)
Biyolojik örneklerin dondurularak doğal hallerinde, atomik çözünürlükte görüntülenmesini sağlayan ileri bir mikroskopi tekniği.
Kromatin Erişilebilirliği
DNA'nın hücre çekirdeği içindeki paketlenme yoğunluğunun, genetik bilginin okunmasına ne kadar izin verdiği.
Kromozomal Translokasyon
Bir kromozom parçasının koparak başka bir kromozoma yapışması sonucu oluşan genetik yapı bozukluğu.
Kronik Enflamatuar Demiyelinizan Polinöropati (CIDP)
Bağışıklık sisteminin çevre sinirlerin miyelin kılıfına saldırmasıyla karakterize, ilerleyici veya tekrarlayıcı seyreden nadir bir nörolojik bozukluk.
Kronik İnflamatuar Demiyelinizan Polinöropati (CIDP)
Bağışıklık sisteminin sinirlerin etrafındaki koruyucu miyelini hedef alarak hasar verdiği, kronik seyirli bir periferik sinir hastalığı.
Kronik yorgunluk (Chronic fatigue)
Dinlenmekle geçmeyen, günlük aktiviteleri önemli ölçüde kısıtlayan ve uzun süre devam eden aşırı bitkinlik durumu.
Kuadripleji (Quadriplegia)
Boyun bölgesindeki omurilik hasarı nedeniyle her iki kolun, bacağın ve gövdenin kısmen veya tamamen felç olması durumu.
Kuantum Noktaları (Quantum Dots - QDs)
Işıkla uyarıldıklarında boyutlarına bağlı olarak son derece parlak ve kararlı renkler yayan, biyolojik görüntüleme ve hedeflemede kullanılan yarı iletken nanokristaller.
Kynurenine pathway (Kinürenin yolağı)
Triptofan metabolizmasının ana yollarından biri olan ve sinir sistemi üzerinde etkileri olan metabolitlerin üretildiği biyokimyasal süreç.
Kynurenine pathway metabolites
Triptofan amino asidinin metabolizması sırasında oluşan ve nöroimmün modülasyon ile ilişkili olan bir dizi bileşik.
Küme Analizi (Cluster Analysis)
Büyük veri setlerindeki benzer özelliklere sahip bireyleri veya nesneleri gruplandırmak için kullanılan istatistiksel yöntem.
Küratif Tedavi
Bir hastalığı sadece semptomatik olarak yönetmek yerine, tamamen iyileştirmeyi veya ortadan kaldırmayı amaçlayan tedavi yöntemi.
Kısa Zincirli Yağ Asitleri (SCFAs)
Bağırsaktaki faydalı bakterilerin lifli gıdaları fermente etmesi sonucu oluşan ve enerji metabolizması ile bağışıklık sistemini düzenleyen moleküller.
L-askorbat
C vitamininin biyolojik olarak aktif formu; güçlü bir antioksidan ve enzim kofaktörü.
Lag period (Gecikme süresi)
Çevresel bir risk faktörüne veya toksine maruz kalınması ile bu maruziyetin neden olduğu hastalık belirtilerinin ya da ölümün ortaya çıkması arasında geçen zaman dilimi.
Laing Distal Miyopatisi
Genellikle bacakların alt kısımlarında ve ellerde kas güçsüzlüğüne yol açan, yavaş ilerleyen kalıtsal bir kas hastalığı.
Laktat Dehidrogenaz (LDH)
Piruvat ve laktat arasındaki dönüşümü katalize eden bir enzim ailesi.
Laktat Mekikleri (ANLS)
Astrosit adı verilen destek hücrelerinin ürettiği laktatın, enerji kaynağı olarak nöronlara aktarılmasını sağlayan mekanizma.
Laktat Şatıl
Glia hücrelerinin nöronlara metabolik destek sağlamak için laktat transfer etme süreci.
Laktilasyon
Laktat molekülünün proteinlere eklenerek gen ifadesini ve hücre fonksiyonlarını değiştirdiği bir epigenetik modifikasyon.
Lamin B1
Hücre çekirdeğinin iç kısmında bulunan ve çekirdek zarının yapısal desteğini sağlayan bir protein.
LAMP2A
Lizozomal membran proteini tip 2A; şaperon aracılı otofaji sürecinde proteinlerin lizozoma girişi için reseptör görevi gören bir belirteç.
Landmark kohort çalışması
Belirli bir zaman noktasından (landmark) sonraki sonuçları değerlendirmek için kullanılan, başlangıçtaki değişkenlerin bu noktaya kadar olan değişimini temel alan bir analiz yöntemi.
Latent (Gizli) Durumlar
Doğrudan ölçülemeyen ancak verilerdeki örüntülerden ve gözlemlenebilir semptomlardan matematiksel olarak çıkarılan değişkenler.
Latent Profil Analizi
Gözlemlenen değişkenlere dayanarak popülasyon içindeki gizli (doğrudan gözlemlenemeyen) alt grupları tanımlayan istatistiksel yöntem.
LDSC (Linkage Disequilibrium Score Regression)
Genetik varyantlar arasındaki korelasyonu kullanarak hastalıkların kalıtılabilirliğini ve birbirleriyle olan genetik ilişkisini ölçen bir istatistiksel yöntem.
Lenzumestrocel (Neuronata-R®)
ALS hastaları için geliştirilmiş, hastanın kendi kemik iliğinden elde edilen mezenkimal kök hücre temelli bir tedavi ürünü.
Lewy body (Lewy cisimciği)
Parkinson hastalığı ve ilişkili demanslarda beyin hücrelerinde biriken anormal protein kümelenmeleri.
Lewy body dementia (LBD)
Bilişsel işlevlerde dalgalanmalar, görsel halüsinasyonlar ve Parkinson benzeri motor semptomlarla karakterize, beyinde Lewy cisimcikleri adı verilen anormal protein birikintileriyle ilişkili bir demans türüdür.
Ligand
Bir biyolojik moleküle (protein veya RNA gibi) bağlanarak belirli bir biyolojik etki oluşturan molekül.
Limb-onset ALS
Hastalık belirtilerinin ilk olarak kol veya bacak (ekstremite) kaslarında güçsüzlükle başladığı ALS türü.
LINE-1 retrotranspozonları
İnsan genomunda bulunan ve kendi kopyalarını genomun farklı bölgelerine kopyalayabilen genetik elementlerdir.
Lipid Homeostazı
Vücuttaki veya belirli bir organdaki (örneğin beyin) yağ dengesinin kararlı ve sağlıklı bir durumda tutulması süreci.
Lipid Peroksidasyonu
Serbest radikallerin hücre zarlarındaki lipidlerden elektron kopararak hücre hasarına yol açtığı süreç.
Lipid Profili
Kandaki kolesterol, trigliserit ve yüksek/düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (HDL/LDL) seviyelerini gösteren tıbbi ölçüm.
Lipidom
Bir biyolojik sistemdeki tüm lipid (yağ) türlerinin ve bunların hücresel yolaklar üzerindeki etkilerinin bütünü.
Lipit
Suda çözünmeyen, yağlar, mumlar, steroller ve yağda çözünen vitaminler gibi organik bileşikler.
Lipophilic binding pocket (Lipofilik bağlanma cebi)
Hücre zarı gibi yağlı ortamlarda bulunan, hidrofobik (su sevmeyen/yağ seven) kimyasal grupları bağlama eğiliminde olan protein bölgesi.
Lipoylated Enzymes (Lipoillenmiş Enzimler)
Lipoik asit kofaktörü eklenerek aktif hale getirilmiş, özellikle TCA döngüsünde görev alan ve bakırın doğrudan bağlanarak kuproptozisi başlattığı enzimler.
Liquid-liquid phase separation (LLPS)
Bir çözeltideki moleküllerin, yoğun sıvı damlacıkları oluşturmak üzere ayrışması süreci.
Liraglutid
Normalde diyabet tedavisinde kullanılan, ancak bu çalışmada tüm hastalara standart bazal tedavi olarak verilen bir GLP-1 reseptör agonisti.
Lizozom
Hücre içinde atık maddelerin sindirilmesinden ve geri dönüşümünden sorumlu olan organel.
Lizozomal depo hastalıkları
Lizozom içindeki enzimlerin veya proteinlerin eksikliği sonucu atık maddelerin hücre içinde birikmesiyle karakterize genetik, metabolik hastalıklar grubu.
Lizozomal Membran Hasarı
Hücrenin sindirim merkezi olan lizozomun dış zarının bütünlüğünün bozulması ve içeriğinin hücre içine sızması durumu.
Locked-In Syndrome (LIS)
Hastanın bilincinin tamamen yerinde olduğu ancak göz hareketleri dışındaki tüm istemli kaslarının felçli olduğu klinik durum.
Locus Coeruleus
Beyin sapında bulunan, norepinefrin sentezinden sorumlu ve nörodejeneratif hastalıklarda erken dönemde etkilenen küçük bir çekirdek.
Lokus (Locus)
Bir genin veya spesifik bir DNA dizisinin kromozom üzerindeki fiziksel konumu veya adresi.
Lomber Ponksiyon
Tanısal amaçla beyin omurilik sıvısını (BOS) toplamak için bel bölgesindeki spinal kanala iğne ile girilmesi işlemi.
Long-term Averaged Spectrum (LTAS)
Ses sinyalinin uzun bir zaman dilimi boyunca frekans bileşenlerinin ortalamasını alarak ses kalitesini ve spektral özelliklerini analiz eden yöntem.
Long-term extension (LTE)
Bir klinik araştırmanın ana aşaması tamamlandıktan sonra, ilacın uzun vadeli etkilerini ve güvenliğini gözlemlemek için sürenin uzatılması.
Longitudinal (Boylamsal)
Bir olgunun veya hasta grubunun belirli bir zaman dilimi boyunca tekrarlanan ölçümlerle takip edildiği araştırma yöntemi.
Longitudinal Assessment (Boylamsal Değerlendirme)
Aynı deneklerin veya değişkenlerin belirli bir zaman süreci boyunca tekrarlayan ölçümlerle takip edildiği araştırma yöntemi.
Longitudinal Disease Progression
Bir hastalığın seyrinin ve belirtilerinin zaman içinde, aynı bireyler üzerinde tekrarlanan ölçümlerle izlenmesi süreci.
Longitudinal Study (Boylamsal Çalışma)
Aynı deneklerin veya olguların belirli zaman aralıklarıyla tekrar tekrar gözlemlendiği, zaman içindeki değişimi ve gelişimi inceleyen araştırma yöntemi.
Low-Rank Adaptation (LoRA)
Büyük yapay zeka modellerini daha az hesaplama gücüyle belirli görevlere veya veri setlerine uyarlamak için kullanılan verimli bir ince ayar tekniği.
Lower Motor Neuron (LMN)
Omurilikten veya beyin sapından kaslara doğrudan sinyal gönderen nöronlar. Kas kasılmasını doğrudan kontrol ederler.
Lower motor neuron disease (LMND)
Sadece alt motor nöronların hasar görmesiyle karakterize, kas erimesi ve güçsüzlüğe yol açan nörodejeneratif bir klinik tablo.
Lower motor neuron findings
Kas güçsüzlüğü, atrofi (kas erimesi), fasikülasyonlar (kas seğirmeleri) ve refleks kaybı gibi alt motor nöron hasarını gösteren klinik bulgular.
LSTM (Long Short-Term Memory)
Yapay sinir ağlarında, ardışık verilerdeki ve zaman serilerindeki uzun vadeli bağımlılıkları öğrenmek için kullanılan özel bir tekrarlayan sinir ağı (RNN) mimarisi.
Lumbar motor neurons
Omuriliğin bel bölgesinde bulunan ve bacak kaslarının hareketini kontrol eden sinir hücreleri.
Lumbar puncture
Beyin omurilik sıvısı (BOS) almak veya ilaç enjekte etmek için bel bölgesinden yapılan bir tıbbi işlem (belden omurilik sıvısı alma/verme).
Lysosomal homeostasis
Hücre içi atıkların sindirilmesi ve geri dönüştürülmesinden sorumlu olan lizozom organelinin dengeli, kararlı ve sağlıklı bir şekilde çalışması durumu.
Lökosit (Leukocyte)
Vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olan beyaz kan hücreleri. Enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı savaşmada önemli rol oynarlar.
Magnetic Resonance Microscopy (MRM)
Manyetik Rezonans Mikroskopisi; dokuları mikroskobik çözünürlükte (genellikle 100 mikronun altında) görüntülemeye olanak sağlayan ileri düzey MR tekniği.
Major Histocompatibility Complex (MHC)
Bağışıklık yanıtlarında antijen sunumunu kontrol eden ve insanlarda HLA olarak adlandırılan genleri içeren büyük genomik bölge.
Makine Öğrenimi (Machine Learning)
Bilgisayarların verilerden öğrenmesini, desenleri tanımasını ve insan müdahalesi olmaksızın kararlar almasını sağlayan bir yapay zeka alt dalı.
Makine Öğrenmesi (Machine Learning)
Bilgisayarların verilerden öğrenmesini ve belirli kalıpları tanıyarak tahminlerde bulunmasını sağlayan yapay zeka alt dalı.
Manual Muscle Testing (MMT)
Hekimin hastanın kas gücünü belirli bir direnç uygulayarak elle değerlendirdiği klinik test yöntemi.
Manuel Öksürük Desteği (Manual Assist Cough)
Solunum kasları zayıflamış hastalarda, sekresyonların atılmasına yardımcı olmak için karın bölgesine dışarıdan uygulanan fiziksel basınç tekniği.
Master Protocol (Ana Protokol)
Birden fazla alt çalışmanın veya tedavi kolunun, ortak bir altyapı ve tasarım kullanılarak tek bir genel protokol altında yürütüldüğü klinik araştırma türü.
Measurement-based care
Klinik karar verme süreçlerini standartlaştırılmış ve objektif ölçüm araçlarından elde edilen verilere dayandıran sağlık hizmeti yaklaşımı.
Mechanical Insufflation (Mekanik İnsüflasyon)
Akciğerlere dışarıdan pozitif basınç uygulanarak hava verilmesi ve akciğerlerin maksimum kapasitede şişirilmesi işlemi.
Mechanical Insufflator-Exsufflator (MIE)
Akciğerlere pozitif basınçla hava verip ardından negatif basınçla hızla geri çekerek yapay öksürük oluşturan cihaz.
Mechanistic Pathways
Bir hastalığın gelişimine veya biyolojik bir değişime neden olan hücresel ve moleküler düzeydeki süreçler dizisi.
Medicaid Feragat Programı (Medicaid Waiver Program)
ABD'de, engelli bireylerin veya yaşlıların kurumsal bakım yerine evde veya toplum temelli ortamlarda hizmet almasını sağlayan, eyaletler tarafından yönetilen bir Medicaid programı.
Medical Assistance in Dying (MAiD)
Dayanılmaz acı çeken ve iyileşme umudu olmayan hastaların, kendi talepleri doğrultusunda tıbbi yardım alarak yaşamlarını sonlandırması süreci.
Medical Record
Hastanın sağlık geçmişi, tanıları, uygulanan tedaviler ve test sonuçlarının yer aldığı resmi tıbbi dosya veya elektronik kayıt.
Mekanotransdüksiyon (Mechanotransduction)
Hücrelerin fiziksel ve mekanik uyaranları (örneğin hücre dışı matris gerilimi veya basınç) kimyasal ve biyolojik sinyallere dönüştürme süreci.
Membran Temas Bölgeleri (MCSs)
Farklı organellerin birbirine çok yaklaştığı ve molekül alışverişi yaparak sinyal iletimini koordine ettiği özel bölgeler.
Membrane Excitability (Membran Uyarılabilirliği)
Bir sinir hücresinin dış uyarılara yanıt olarak elektriksel potansiyel (aksiyon potansiyeli) üretebilme yeteneği.
Mesenchymal stem cell-derived exosomes/secretome
Mezenkimal kök hücrelerden salgılanan, hücreler arası iletişimi sağlayan nano boyutlu veziküller (eksozomlar) ve çeşitli biyolojik moleküller (sekretom) içeren bir karışımdır. Potansiyel terapötik etkileri araştırılmaktadır.
Mesleki Maruziyet
Çalışma ortamında kimyasal maddeler, radyasyon veya fiziksel travma gibi sağlığı etkileyebilecek dış etkenlerle temas etme durumu.
Meta-Analiz
Birden fazla araştırmanın sonuçlarını birleştirerek daha kesin sonuçlar elde etmeyi amaçlayan istatistiksel bir yöntemdir.
Meta-analysis
Belirli bir konuda yapılmış birden fazla bağımsız çalışmanın sonuçlarını birleştirerek elde edilen verilerin istatistiksel analizi.
Meta-Synthesis
Belirli bir konudaki birden fazla nitel araştırmanın bulgularını birleştirerek yeni ve kapsamlı bir yorum getiren analiz yöntemi.
Metabolic Imbalance
Vücudun kimyasal süreçlerinde (metabolizma) meydana gelen dengesizlikler, örneğin elektrolit veya glikoz seviyelerindeki anormallikler.
Metabolom
Bir hücre, doku veya organizmada belirli bir zamanda bulunan tüm küçük moleküllü metabolitlerin (kimyasal bileşiklerin) tamamı.
Metabolomik
Hücre, doku veya biyolojik sıvılardaki küçük moleküllü metabolitlerin tamamının sistematik olarak incelenmesi.
Metilasyon
DNA veya proteinlerin işlevini düzenlemek için bir metil grubunun eklenmesi süreci; gen ifadesi ve nörotransmitter sentezi için kritiktir.
Metilglioksal (MGO)
Hücre metabolizması sırasında oluşan, proteinlerde glikasyona ve hasara yol açan oldukça reaktif bir bileşik.
Micro- and Nanoplastics (MNP)
Boyutları mikrometre (milimetrenin binde biri) ve nanometre (milimetrenin milyonda biri) seviyesinde olan plastik parçacıkları.
Microbiota-gut-brain axis (Mikrobiyota-bağırsak-beyin aksı)
Bağırsak mikrobiyotası, bağırsak sistemi ve merkezi sinir sistemi arasındaki çift yönlü iletişim ağı.
Microelectrode arrays (MEAs)
Mikroelektrot dizileri; beyin dokusunun içine (intrakortikal) yerleştirilen ve tekil nöron aktivitelerini yüksek çözünürlükle kaydedebilen çoklu minyatür elektrot sistemleri.
Microglia
Merkezi sinir sisteminin yerleşik bağışıklık hücreleri; beynin savunma ve temizlik sisteminden sorumludurlar.
Microglial activation
Beynin savunma hücreleri olan mikrogliaların, yaşlanma veya hasar durumunda inflamatuar (iltihabi) bir sürece girerek aktifleşmesi.
Microglial Pruning
Mikrogliaların (beynin bağışıklık hücreleri) gereksiz veya zayıf sinapsları temizleyerek sinir ağlarını optimize etmesi süreci.
Microgliosis (Mikrogliyozis)
Merkezi sinir sistemindeki bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların hasar veya hastalığa yanıt olarak sayıca artması ve aktive olması.
MicroRNA (miRNA)
Gen ifadesini protein sentezi aşamasında baskılayarak veya düzenleyerek kontrol eden, protein kodlamayan küçük RNA molekülleri.
Mikrobiyom
Belirli bir ortamda (örn: insan bağırsağı) yaşayan tüm mikroorganizmaların (bakteriler, virüsler, mantarlar vb.) topluluğu.
Mikroglia (Microglia)
Merkezi sinir sisteminde yer alan, beynin ve omuriliğin aktif bağışıklık savunmasını sağlayan özelleşmiş hücreler.
Mikroglial Aktivasyon
Beynin savunma hücreleri olan mikrogliaların, bir tehdit algıladığında biçim değiştirerek bağışıklık yanıtı vermesi.
Mikroglial aktivasyon belirteçleri
Beyindeki bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların aktifleştiğini gösteren moleküler işaretleyiciler.
Mikroglial Polarizasyon
Beynin bağışıklık hücreleri olan mikrogliaların, çevresel sinyallere göre pro-inflamatuar (hasar verici) veya anti-inflamatuar (onarıcı) fenotiplere dönüşmesi.
mikroRNA (miRNA)
Gen ekspresyonunu post-transkripsiyonel olarak düzenleyen küçük, kodlamayan RNA molekülleri.
Mikrotübül
Hücre iskeletini oluşturan, hücre içi taşımacılıkta ray görevi gören ve hücreye şeklini veren tüp benzeri protein yapıları.
MIND Diyeti
Nörodejeneratif gecikmeyi hedefleyen, Akdeniz diyeti ve DASH (Hipertansiyonu Durdurmaya Yönelik Beslenme Yaklaşımları) diyetlerinin unsurlarını birleştiren, beyin sağlığını korumaya yönelik beslenme modeli.
Minimum Important Difference (MID)
Bir hastanın veya klinisyenin, tedavinin etkili olduğunu kabul etmesi için gereken en küçük klinik iyileşme veya değişim miktarı.
MISEV (Minimal Information for Studies of Extracellular Vesicles)
Hücre dışı vezikül çalışmalarında standardizasyonu, kalite kontrolünü ve laboratuvarlar arası tekrarlanabilirliği sağlamak amacıyla uluslararası topluluklar tarafından belirlenen asgari raporlama kılavuzları.
Misfolded protein
Normal üç boyutlu yapısını kazanamamış, işlevsiz ve hücre içinde birikerek toksik etki yaratan proteinler.
Misfolding (Hatalı Katlanma)
Bir proteinin işlevini yerine getirebilmesi için gereken üç boyutlu şekli doğru şekilde alamaması durumu.
MITF/NRF2
Gen ekspresyonunu düzenleyen transkripsiyon faktörleri.
Mitochondria-associated ER membranes (MAM)
Endoplazmik retikulum ile mitokondri arasındaki iletişimi, kalsiyum transferini ve enerji metabolizmasını yöneten temas bölgeleri.
Mitochondrial Bioenergetics
Hücrenin enerji santralleri olan mitokondrilerin, besin maddelerini hücresel enerji birimi olan ATP'ye dönüştürme süreçlerinin tamamı.
Mitochondrial Dysfunction
Hücrenin enerji üretim merkezi olan mitokondrilerin görevini yapamaması sonucu hücrenin enerji krizine girmesi.
Mitochondrial Homeostasis
Hücrenin enerji santralleri olan mitokondrilerin sağlıklı bir şekilde işleyişini ve dengesini sürdürmesi durumu.
Mitochondrial membrane potential
Mitokondrinin enerji (ATP) üretebilmesi için iç ve dış zarları arasında koruması gereken elektriksel gerilim farkı.
Mitochondrial Phenotype
Hücrenin enerji üretiminden sorumlu organeli olan mitokondrinin yapısal ve işlevsel özelliklerinin tamamı.
Mitochondrial stress
Hücrenin enerji üretiminden sorumlu organelleri olan mitokondrilerin işlev bozukluğu veya hasar görmesi durumu, genellikle oksidatif stres ve enerji yetmezliği ile ilişkilidir.
Mitofaji
Hasar görmüş veya işlevini yitirmiş mitokondrilerin hücre tarafından kontrollü bir şekilde yok edilmesi süreci.
Mitokondri
Hücrenin enerji ihtiyacını karşılayan, metabolik süreçlerde merkezi rol oynayan organel.
Mitokondriyal Biyogenez
Hücrenin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla yeni mitokondriler üretmesi süreci.
Mitokondriyal Biyojenez
Hücrelerin enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla mevcut mitokondrilerin büyümesi ve bölünmesiyle yeni mitokondrilerin sentezlenmesi süreci.
Mitokondriyal Bütünlük
Hücrenin enerji üretim merkezi olan mitokondrinin yapısının ve işlevinin sağlıklı kalması durumu.
Mitokondriyal Dinamikler
Mitokondrilerin hücre içindeki ihtiyaçlara göre bölünmesi (fisyon) veya birleşmesi (füzyon) gibi yapısal değişim süreçleri.
Mitokondriyal Disfonksiyon
Hücrenin enerji üreten organeli olan mitokondrinin işlevini kaybetmesi; bu durum sıklıkla hücre içine DNA sızmasına neden olur.
Mitokondriyal DNA (mtDNA)
Hücrenin enerji santralleri olan mitokondrilerin içinde bulunan, çekirdek DNA'sından bağımsız genetik materyal.
Mitokondriyal Fisyon
Mitokondrilerin bölünerek daha küçük parçalara ayrılması süreci; patolojik durumlarda aşırı fragmantasyona yol açabilir.
Mitophagy (Mitofaji)
Hasar görmüş veya işlevini yitirmiş mitokondrilerin hücre tarafından kontrollü bir şekilde sindirilerek temizlenmesi süreci.
Mixed Effects Models (Karma Etkiler Modelleri)
Hem sabit (grup geneli) hem de rastgele (bireysel değişkenlik) etkileri hesaba katarak boylamsal verileri analiz eden istatistiksel yöntem.
Miyelinizasyon
Sinir liflerinin (aksonların) yalıtımını sağlayan ve sinyal iletim hızını artıran miyelin kılıfı ile kaplanması süreci.
Miyotonik Distrofi Tip 2 (DM2)
Genellikle yetişkinlik döneminde ortaya çıkan, kas güçsüzlüğü, kas gevşeme güçlüğü (miyotoni) ve kas erimesi ile karakterize genetik bir kas hastalığı.
Miyotübüler miyopati
Kas hücrelerinin yapısında bozukluklara yol açan, genetik kökenli bir kas hastalığı grubu.
MLKL (Mixed-Lineage Kinase Domain-Like Protein)
Nekroptoz yolağının son basamağında görev alan ve hücre zarını delerek hücre ölümünü gerçekleştiren protein.
MND (Motor Neuron Disease)
Kasların hareketini kontrol eden sinir hücrelerini etkileyen hastalık grubunun genel adı; ALS bu grubun en yaygın formudur.
Mobilite
Bireyin fiziksel çevresinde bağımsız, aktif ve amaçlı bir şekilde hareket edebilme yeteneği.
Modere Etmek (Moderation)
İstatistiksel ve klinik bağlamda, bir değişkenin (örn. yaş veya eğitim) diğer iki değişken arasındaki ilişkinin yönünü veya gücünü etkilemesi durumu.
Molecular Docking
Küçük bir molekülün (ilaç adayı), hedef bir proteinin bağlama bölgesine nasıl yerleştiğini ve bağlanma gücünü tahmin eden modelleme.
Molecular Pathways (Moleküler Yolaklar)
Hücre içinde belirli bir biyolojik işlevi veya değişikliği gerçekleştirmek için bir dizi molekül arasındaki etkileşimler zinciri.
Moleküler Dinamik (MD) Simülasyonu
Moleküllerin ve atomların zaman içindeki fiziksel hareketlerini bilgisayar ortamında analiz eden yöntem.
Moleküler heterojenite
Aynı klinik tanıya sahip hastalarda, hastalığa neden olan genetik veya biyokimyasal mekanizmaların farklılık göstermesi durumu.
Mondo Disease Ontology (Mondo Hastalık Ontolojisi)
Farklı kaynaklardaki hastalık terimlerini ve tanımlarını standartlaştırmak için kullanılan küresel bir hastalık ontolojisi sistemi.
Monoclonal Antibodies (mAbs)
Tek bir bağışıklık hücresi soyundan üretilen ve belirli bir antijene (hedefe) çok yüksek özgüllükle bağlanan proteinler.
Monogenic Disorders
Tek bir gendeki mutasyon veya bozukluk nedeniyle ortaya çıkan kalıtsal hastalıklar.
Monoklonal Antikor
Vücuttaki spesifik bir hedef yapıya bağlanmak üzere laboratuvarda üretilen, bağışıklık sistemi proteinleri.
Monomer
Bir protein kompleksini oluşturan tekil birim; SOD1 normalde iki birimden (dimer) oluşur.
Monosit (Monocyte)
Bir tür lökosit (beyaz kan hücresi) olup, bağışıklık sisteminde makrofajlara dönüşerek patojenleri ve hücresel kalıntıları temizlemede görev alır.
Mortalite
Belirli bir popülasyondaki ölüm oranı veya sıklığı.
Motor Conduction Velocity (MCV)
Bir motor sinirin elektriksel bir uyarıyı kas dokusuna iletme hızı.
Motor Cortex
Beyinde istemli kas hareketlerinin planlanması ve yürütülmesinden sorumlu olan bölge.
Motor decline
Motor gerileme, kas gücünde, hareket yeteneğinde ve genel motor fonksiyonda zamanla meydana gelen ilerleyici kayıptır.
Motor Fonksiyon Kaybı
Sinir sistemi hasarına bağlı olarak kasların istemli hareket ettirilme yeteneğinin azalması veya tamamen yitirilmesi.
Motor impairment
Motor fonksiyonlarda bozulma veya yetersizlik durumu.
Motor Neuron
Beyinden omuriliğe ve kaslara sinyal göndererek gönüllü hareketleri kontrol eden sinir hücresi. (Motor Nöron)
Motor neuron degeneration
Beyin ve omurilikte kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin (motor nöronlar) yapısının bozulması ve ölümü süreci.
Motor Neuron Disease (MND)
Kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerini etkileyen hastalıklar grubu; ALS bu grubun en yaygın türüdür.
Motor Neuron Diseases
Kasların hareketini kontrol eden sinir hücrelerinin (motor nöronlar) ilerleyici kaybı ile karakterize hastalık grubu (Örn: ALS).
Motor Neuron Disorders (Motor Nöron Hastalıkları)
Beyin ve omurilikteki kas hareketlerini kontrol eden motor nöronların hasar görmesiyle seyreden nörodejeneratif hastalık grubu.
Motor Neurone Disease (MND)
Motor nöronların ilerleyici kaybı ile karakterize, kas güçsüzlüğü ve atrofisine yol açan nörodejeneratif bir hastalık grubu (Örn: ALS).
Motor Neurons (MNs)
Beyin ve omurilikten kaslara sinyal göndererek istemli kas hareketlerini ve kasılmalarını kontrol eden özelleşmiş sinir hücreleri.
Motor Nöron (MN)
Merkezi sinir sisteminde bulunan ve kasların kasılmasını kontrol eden sinir hücresi.
Motor Nöron Dejenerasyonu
İstemli kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin zamanla işlevini kaybetmesi ve yıkıma uğraması süreci.
Motor Nöron Hastalıkları
Vücuttaki istemli kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin (motor nöronlar) hasar görmesiyle seyreden bir grup nörolojik bozukluk.
Motor Nöron Hastalığı (MND)
Kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin hasar görmesiyle seyreden, ALS'yi de kapsayan hastalıklar grubu.
Motor nöronlar
Beyinden ve omurilikten kaslara sinyal göndererek hareketi kontrol eden sinir hücreleri.
Motor Nöronopati
Motor sinir hücrelerinin (nöronların) hasar görmesi sonucu ortaya çıkan, kas güçsüzlüğü ve atrofi ile seyreden hastalık grubu.
Motor unit (MU)
Tek bir motor nöron ve onun uyardığı tüm kas liflerinin oluşturduğu, nöromüsküler sistemin en küçük fonksiyonel birimi.
MoU (Memorandum of Understanding)
Taraflar arasında ortak bir çalışma niyetini ve stratejik iş birliği çerçevesini belirleyen resmi mutabakat zaptı.
MR-Guided Focused Ultrasound (MRgFUS)
Manyetik Rezonans görüntüleme eşliğinde, yüksek enerjili ses dalgalarının vücudun derinliklerindeki belirli bir noktaya odaklanarak kullanıldığı tıbbi teknoloji.
MRC skoru
Medical Research Council kas gücü ölçeği; kas gruplarının gücünü 0 ile 5 arasında derecelendiren klinik değerlendirme yöntemi.
MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme)
Güçlü manyetik alan ve radyo dalgaları kullanarak vücudun ayrıntılı görüntülerini oluşturan radyasyon içermeyen teknik.
mRNA Splaysingi (Splicing)
Genetik bilginin protein üretimi için işlenmesi sırasında, öncül mRNA molekülünden protein kodlamayan kısımların çıkarılması süreci.
mRNA Spleysingi (Eklemlenmesi)
Pre-mRNA'dan protein kodlamayan bölgelerin (intronlar) çıkarılıp kodlayan bölgelerin (ekzonlar) birleştirilerek olgun mRNA'nın oluşturulması süreci.
mRNA Splicing (mRNA Ekleme/Kırpma)
Pre-mRNA molekülünden protein kodlamayan kısımların (intronlar) çıkarılıp kodlayan kısımların (ekzonlar) birleştirilerek olgun mRNA'nın oluşturulması süreci.
mRNA Yıkımı (mRNA decay)
Hücrenin hatalı veya gereksiz RNA moleküllerini parçalayarak genetik mesajların doğruluğunu koruduğu biyolojik kalite kontrol süreci.
mTOR (mammalian Target of Rapamycin)
Hücre büyümesi, protein sentezi ve enerji metabolizmasını düzenleyen, otofajiyi baskılayabilen kritik bir protein kinaz.
mTOR sinyal yolağı
Hücre büyümesi, metabolizması ve otofaji gibi kritik hücresel süreçleri düzenleyen protein kinaz yolağı.
mTOR yolu
Hücre büyümesi, çoğalması, protein sentezi ve otofaji gibi temel hücresel süreçleri düzenleyen bir sinyal yolu.
Mucus Clearance (Mukus Temizliği)
Solunum yollarında biriken balgam ve salgıların öksürük veya yardımcı cihazlar yoluyla dışarı atılması süreci.
Mukus
Solunum yollarında üretilen, ALS gibi yutma ve öksürme refleksinin zayıfladığı durumlarda akciğerlerde birikerek solunum güçlüğüne yol açabilen yapışkan salgı.
Multi-omik
Genomik, metabolomik ve proteomik gibi farklı biyolojik veri setlerinin birleştirilerek kapsamlı bir analiz yapılması yöntemi.
Multi-omiks
Genomik, transkriptomik ve proteomik gibi farklı biyolojik veri setlerinin bir arada analiz edildiği bütüncül yaklaşım.
Multi-regimen
Bir klinik çalışma içerisinde farklı ilaçların, dozajların veya tedavi yöntemlerinin ayrı kollar halinde eş zamanlı olarak incelenmesi.
MultiBacMam expression system
Memeli hücrelerinde yüksek verimli protein üretimi için kullanılan bir ekspresyon sistemidir.
Multidimensiyonel (Çok boyutlu)
Bir durumu etkileyen fiziksel, psikolojik ve sosyal gibi birden fazla farklı faktörün bir arada bulunması.
Multidisciplinary Clinic (MDC)
Hastaya bütüncül bir bakım sunmak amacıyla nörolog, fizyoterapist, konuşma terapisti, diyetisyen ve sosyal hizmet uzmanı gibi farklı disiplinlerden sağlık profesyonellerinin bir arada çalıştığı klinik yapı.
Multidisciplinary Team / Multidisipliner Ekip
Karmaşık hastalıkların yönetiminde, hastaya bütüncül bir bakım sunmak amacıyla farklı uzmanlık alanlarından (nöroloji, palyatif bakım, fizyoterapi, beslenme vb.) sağlık profesyonellerinin bir arada çalıştığı ortak hizmet modeli.
Multidisipliner Bakım
Hastanın tedavisinde nörolog, fizyoterapist, diyetisyen ve sosyal hizmet uzmanı gibi farklı disiplinlerden uzmanların koordineli çalışması.
Multidisipliner Yaklaşım
Bir hastanın tedavisinde ve bakımında farklı uzmanlık alanlarından (nörolog, fizyoterapist, diyetisyen vb.) sağlık profesyonellerinin bir araya gelerek bütüncül bir plan oluşturması ve uygulaması.
Multifokal Motor Nöropati (MMN)
Birden fazla motor siniri etkileyen, genellikle ellerde güçsüzlükle başlayan ve bağışıklık sistemi tedavilerine yanıt veren bir sinir sistemi hastalığı.
Multimodal biyobelirteç çerçeveleri
Hastalık hakkında daha kapsamlı bilgi edinmek için birden fazla farklı biyobelirteç türünün (örn. PET görüntüleme, kan testleri) bir arada kullanılması.
Multiple Sclerosis (MS)
Bağışıklık sisteminin beyin ve omurilikteki sinir liflerini koruyan miyelin kılıfına saldırmasıyla oluşan kronik, inflamatuar bir merkezi sinir sistemi hastalığı.
Multisistem Proteinopati (MSP)
Kas, kemik ve sinir sistemini aynı anda etkileyebilen, protein birikimiyle karakterize genetik bir hastalık grubu.
Multivalent
Bir molekülün hedef yapıya (örneğin bir proteine) birden fazla bölgeden bağlanabilme yeteneği.
Multivariate Classification Model
Birden fazla değişkeni aynı anda analiz ederek verileri belirli kategorilere veya sınıflara ayırmak için kullanılan istatistiksel/matematiksel model.
Multivesicular Endosomes (MVEs)
İçlerinde çok sayıda küçük vezikül barındıran ve hücre dışı veziküllerin (eksozomlar) oluşumu ve salınımında rol oynayan endositik organeller.
MUNIX (Motor Unit Number Index)
Kaslardaki işlevsel motor ünitelerin sayısını dolaylı olarak tahmin eden ve motor nöron kaybını kantitatif olarak değerlendiren elektrofizyolojik bir yöntem.
Muscarinic signaling
Asetilkolin nörotransmitterinin muskarinik reseptörlere bağlanarak hücre içinde başlattığı biyokimyasal süreçler dizisi.
Muscle Atrophy
Kas dokusunun kullanılmaması veya sinir hasarı nedeniyle hacimce küçülmesi ve zayıflaması.
Myeloid States
Kemik iliği kökenli bağışıklık hücrelerinin (monosit, makrofaj vb.) hastalık sürecinde büründüğü farklı fonksiyonel ve aktivasyon aşamaları.
Myeloradiculitis
Omurilik (miyelit) ve omurilikten çıkan sinir köklerinin (radikülit) eş zamanlı olarak etkilenmesiyle karakterize inflamatuar (iltihabi) durum.
MYOBLOC
Botulinum Toksini Tip B içeren, sinir uçlarından asetilkolin salınımını engelleyerek salgı bezlerinin aktivitesini azaltan biyolojik bir ilaç.
Müsküler Distrofi
Kas liflerinin zamanla zayıflamasına, hasar görmesine ve yıkımına neden olan, ilerleyici ve genetik geçişli bir kas hastalığı grubu.
Mütevelli Heyeti (Board of Trustees)
Bir vakıf veya kâr amacı gütmeyen kuruluşun stratejik yönetiminden, finansal sürdürülebilirliğinden ve misyonuna bağlılığından sorumlu üst düzey kurul.
N-terminal Domain (NTD)
Bir protein zincirinin amino grubuyla biten başlangıç bölgesi; TDP-43'te dimerleşmeyi sağlayan kısımdır.
NAD (Nikotinamid Adenin Dinükleotid)
Hücrelerde enerji üretimi, metabolizma ve DNA onarımı süreçlerinde hayati rol oynayan bir koenzim.
Nanocrystal
İlaçların biyolojik sistemlerdeki etkinliğini ve emilimini artırmak için nanometre boyutunda üretilen kristal yapılar.
NASA Raw Task Load Index (NASA-RTLX)
Bir görevi yerine getiren kişinin hissettiği zihinsel ve fiziksel iş yükünü ölçmek için kullanılan bir değerlendirme aracı.
Natural history (Doğal seyir)
Bir hastalığın tedavi edilmediği veya standart süreçte kendi haline bırakıldığı takdirde başlangıcından sonlanmasına kadar izlediği gelişim süreci.
Natural History Study (Doğal Seyir Çalışması)
Bir hastalığın, herhangi bir tedavi müdahalesi olmaksızın, başlangıcından sonlanımına kadar olan doğal gelişim ve ilerleme sürecini inceleyen klinik araştırma türü.
NEALS
ALS ve ilişkili motor nöron hastalıklarının tedavisini ve araştırmalarını geliştirmeyi amaçlayan uluslararası klinik araştırma konsorsiyumu.
Near Infrared Spectroscopy (NIRS)
Kızılötesine yakın ışık kullanarak dokulardaki (özellikle kas ve beyin) hemoglobin oksijenasyonunu invaziv olmayan bir şekilde ölçen yöntem.
Nebulize
Sıvı haldeki bir ilacın, bir cihaz (nebulizatör) aracılığıyla solunabilir ince bir sis veya buhar haline getirilmesi.
Necroptosis
Hücre içeriğinin dışarı sızmasına ve inflamasyona yol açan, genetik olarak programlanmış bir nekrotik hücre ölümü biçimi.
NEK1 (NIMA-related kinase 1)
ALS ile ilişkilendirilen ve bu çalışmada genetik varyantları incelenen bir kinaz enzimi.
Neopterin
Hücresel bağışıklık sisteminin aktivasyonu ve nöroinflamasyon sırasında makrofajlar tarafından salgılanan bir biyobelirteç.
Nerve Growth Factor (NGF)
Sinir hücrelerinin büyümesi, hayatta kalması ve fonksiyonlarını sürdürmesi için gerekli olan bir nörotrofin (protein).
Neural stem cell (NSC)
Kendini yenileme, nöral soylara farklılaşma ve nörotrofik faktörler salgılama yeteneğine sahip hücreler.
Neural Throughput
Sinir sistemi ile bir dış cihaz arasındaki bilgi transferinin hızı ve verimliliği.
Neuro-Interactome
Sinir sistemindeki proteinler, genler ve metabolitler arasındaki karmaşık etkileşim ağının tamamı.
Neuroaxonal damage
Sinir hücrelerinin (nöronların) sinyal ileten uzantıları olan aksonların hasar görmesi veya yıkılması.
NeuroBANK
ALS ve diğer nörolojik hastalıklar için tasarlanmış, hasta odaklı, güvenli bir klinik araştırma ve veri kayıt platformu.
Neurocritical Care
Beyin, omurilik ve sinir sistemi ile ilgili ciddi, yaşamı tehdit eden durumları olan hastaların yoğun bakım ünitesinde özel olarak yönetilmesi.
Neurodegeneration
Sinir hücrelerinin (nöronların) yapısının veya işlevinin zamanla bozulması ve kaybı ile seyreden süreç.
Neurodegenerative
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin ilerleyici bir şekilde bozulması ve kaybı ile karakterize edilen durum.
Neurodegenerative condition
Sinir sistemindeki nöronların zamanla ilerleyici bir şekilde hasar görmesi veya ölmesiyle karakterize olan hastalıklar grubudur, genellikle bilişsel veya motor işlevlerde bozulmaya yol açar.
Neurodegenerative Disease
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen, ALS, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkları kapsayan grup.
Neurodegenerative diseases (Nörodejeneratif hastalıklar)
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının ve işlevinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen hastalıklar (örn. ALS, Alzheimer).
Neurodegenerative diseases of the motor system (NDMS)
Motor sistemin nörodejeneratif hastalıkları; motor nöronların ve hareket kontrol merkezlerinin ilerleyici kaybıyla karakterize, ALS, Parkinson ve Huntington gibi hastalıkları kapsayan grup.
Neurodegenerative disorder
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin zamanla bozulması ve kaybı ile seyreden hastalıklar grubu.
Neurodegenerative Disorders (Nörodejeneratif Bozukluklar)
Merkezi sinir sistemindeki nöronların ilerleyici bir şekilde yapısal veya işlevsel kaybı ile seyreden hastalıklar grubu.
NeuroEXPLORER
Klinik TerimBeyin görüntülemede kullanılan özel PET izleyici (tracer) teknolojisi.
Neurofilament (Nörofilaman)
Nöronların yapısal iskeletini oluşturan ve sinir hücresi hasar gördüğünde beyin omurilik sıvısı ile kana salınan, nörodejenerasyonun önemli bir biyobelirteci olan protein.
Neurofilament light (NfL)
Sinir hücreleri (nöronlar) hasar gördüğünde vücut sıvılarına salınan ve sinir yıkımının şiddetini belirlemede kullanılan bir biyobelirteç.
Neurofilament light chain (NEFL)
Sinir hücrelerinin akson iskeletinde bulunan ve sinir hasarı meydana geldiğinde vücut sıvılarına salınan yapısal bir protein.
Neurological disorders (Nörolojik bozukluklar)
Beyin, omurilik ve sinirleri etkileyen, ALS, Parkinson, Alzheimer veya inme gibi durumları kapsayan sinir sistemi hastalıkları.
Neuromodulation / Nöromodülasyon
Sinir sistemi aktivitesini, belirli sinir gruplarına doğrudan uyaranlar (elektriksel, manyetik veya ultrasonik) göndererek değiştirme veya düzenleme işlemi.
Neuromuscular
Sinirler ve kaslar arasındaki ilişkiyi veya bu yapıların her ikisini birden etkileyen durumları ifade eder.
Neuromuscular and neurodegenerative (NMND) disorders
Sinir sistemi ve kasları etkileyen, ilerleyici hasara yol açan hastalıklar grubudur. ALS, Parkinson ve Lewy cisimcikli demans bu gruba dahildir.
Neuromuscular Diseases (NMD)
Sinir sistemi ile kasların iletişimini veya kasların doğrudan kendisini etkileyerek ilerleyici güçsüzlüğe neden olan hastalıklar grubu.
Neuromuscular Junction (NMJ)
Motor nöronun uç kısmı ile kas lifi arasındaki, sinir sinyallerinin kasa iletildiği bağlantı bölgesi.
Neuroplasticity (Nöroplastisite)
Sinir sisteminin yaralanma veya hastalık gibi durumlara yanıt olarak yapısal ve işlevsel olarak kendini yeniden organize etme yeteneği.
Neuroprosthetic
Sinir sistemi fonksiyonlarını desteklemek veya geri kazandırmak amacıyla kullanılan yapay cihaz.
Neuroprotection (Nöroproteksiyon)
Sinir hücrelerinin hasar görmesini engellemek, yapı ve işlevlerini korumak için uygulanan stratejiler.
Neuroprotective (Nöroprotektif)
Sinir hücrelerini hasara, işlev kaybına veya ölüme karşı koruyan madde veya mekanizma.
Neuropsychiatric manifestations
Nöropsikiyatrik belirtiler; merkezi sinir sistemi hastalıklarının seyri sırasında ortaya çıkan, doğrudan beyin patolojisi veya işlev bozukluğuyla ilişkili olduğu düşünülen psikiyatrik ve davranışsal semptomlar.
Neurosarcoidosis
Vücutta granülom adı verilen iltihap hücreleri yığınlarının oluşumuyla seyreden sarkoidoz hastalığının, merkezi veya periferik sinir sistemini tutması durumu.
NeuroTechnology
Sinir sistemi fonksiyonlarını izlemek, analiz etmek veya etkilemek için kullanılan teknolojik yöntemlerin bütünü.
Neurotoxicity (Nörotoksisite)
Biyolojik, kimyasal veya fiziksel ajanların sinir sistemi üzerinde oluşturduğu toksik veya hasar verici etki.
Neurotrophic factors
Sinir hücrelerinin hayatta kalmasını, büyümesini ve farklılaşmasını destekleyen proteinler.
Neurotrophic responses
Sinir hücrelerinin hayatta kalmasını, büyümesini ve fonksiyonunu destekleyen süreçler. Nörotrofik faktörler bu süreçlerde rol oynar.
Neutrophil (Nötrofil)
Vücudun enfeksiyonlara karşı savunmasında rol oynayan, beyaz kan hücrelerinin en yaygın türü.
NF-κB (Nükleer Faktör Kappa B)
Hücrelerin bağışıklık, inflamasyon ve hayatta kalma yanıtlarını düzenleyen kritik bir protein kompleksi.
NfL (Nörofilament Hafif Zincir)
Sinir hücrelerinin iskeletini oluşturan ve sinir hasarı meydana geldiğinde kana karışan, hastalık şiddetini gösteren bir protein.
NIH (National Institutes of Health)
Amerika Birleşik Devletleri'nin biyomedikal ve halk sağlığı araştırmalarından sorumlu ana devlet kurumu.
Nitrik Oksit (NO)
Nöronal iletişim, sinaptik plastisite ve vasküler regülasyonda rol oynayan gaz yapısındaki bir sinyal molekülü.
Nitrogen oxides (NOx)
Azot ve oksijen atomlarından oluşan bir grup reaktif gaz. Genellikle fosil yakıtların yanmasıyla oluşur ve hava kirliliğinin önemli bir bileşenidir.
Nitrosative stress (Nitrozatif stres)
Reaktif azot türlerinin (RNS) aşırı üretimi sonucu hücresel proteinlerin, lipidlerin ve DNA'nın zarar görmesi durumu.
NLRP3 Inflammasome
Hücre içinde iltihabi yanıtları başlatan ve sitokin salınımını tetikleyen bir protein kompleksi.
NLRP3 İnflamazomu
Hücre içi hasar sinyallerini algılayarak iltihabi yanıtı (sitokin salınımı) başlatan bir protein kompleksi.
NMDAR (N-metil-D-aspartat Reseptörü)
Sinaptik plastisite ve bellek fonksiyonlarında rol oynayan, kalsiyum geçişini düzenleyen bir glutamat reseptör alt tipi.
Nomogram
Birden fazla klinik değişkeni kullanarak belirli bir tıbbi sonucun veya riskin olasılığını hesaplamaya yarayan grafiksel hesaplama aracı.
Non-cell autonomous mechanism
Bir hücredeki genetik bozukluğun veya patolojinin, doğrudan o hücreyi değil, etkileşimde olduğu komşu hücrelerin fonksiyonlarını bozması durumu.
Non-cell-autonomous
Bir hücredeki patolojinin veya hastalığa bağlı bozukluğun, hücrenin kendi iç genetik kusurlarından ziyade, çevresindeki diğer komşu hücrelerin etkisiyle ortaya çıkması durumu.
Non-invasive / Non-invaziv
Vücuda herhangi bir cerrahi kesi yapılmadan veya doku bütünlüğü bozulmadan dışarıdan uygulanan tıbbi işlemler.
Non-invasive Ventilation (NIV)
Hastaya cerrahi bir müdahale (entübasyon) yapılmadan, maske aracılığıyla uygulanan dış destekli solunum yardımı.
Non-invaziv
Vücuda herhangi bir cerrahi müdahale, iğne veya giriş yapılmadan uygulanan tanı veya tedavi yöntemi.
Non-invaziv Ventilasyon (NIV)
Cerrahi bir işlem gerektirmeden, bir maske aracılığıyla dışarıdan hava basıncı desteği sağlayarak solunuma yardımcı olan yöntem.
Non-motor neurons (non-MN)
Motor dışı nöronlar (non-MN), kas hareketlerinin doğrudan kontrolünde rol oynamayan, ancak duyusal işleme, biliş, ruh hali ve diğer otonomik fonksiyonlarda görev alan sinir hücreleridir.
Non-motor symptoms
Motor dışı semptomlar; hareket bozukluğu ile seyreden hastalıklarda, hareket sistemini doğrudan etkilemeyen ancak duygu durum, uyku, bilişsel işlevler ve otonom sistem gibi alanlarda ortaya çıkan belirtiler.
Non-SOD1 ALS
SOD1 genindeki mutasyonlardan kaynaklanmayan Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) türü.
Noninvasive breathing equipment
Trakeostomi gerektirmeyen, maske veya burun kanülü gibi yöntemlerle solunum desteği sağlayan cihazlar (örn: BiPAP, CPAP).
Normal Pressure Hydrocephalus (NPH)
Beyin omurilik sıvısının beyin karıncıklarında birikmesiyle oluşan, yürüme bozukluğu, idrar kaçırma ve demans ile seyreden klinik tablo.
Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI)
Uydu verileri kullanılarak bir bölgedeki canlı ve sağlıklı bitki örtüsünün yoğunluğunu ölçmek için kullanılan bir yöntem.
Nrf2 (Nuclear factor erythroid 2-related factor 2)
Hücreleri oksidatif hasara karşı koruyan antioksidan proteinlerin üretimini kontrol eden bir transkripsiyon faktörü.
Nrf2/HO-1 Yolu
Hücreyi oksidatif hasardan koruyan ve antioksidan enzimlerin üretimini sağlayan temel savunma mekanizması.
Nrf2/HO-1/GPx4 Sinyal Yolağı
Hücreyi oksidatif strese karşı koruyan, antioksidan yanıtı ve hücre savunmasını düzenleyen temel bir hücresel yolak.
NRG3 (Neuregulin 3)
Sinir sistemi gelişiminde, sinaps oluşumunda ve hücreler arası iletişimde rol oynayan, ERBB4 reseptörüne bağlanan bir ligand protein.
Nuclear export
Moleküllerin hücre çekirdeğinden sitoplazmaya taşınması süreci.
Nöral Progenitör Hücreler (NPC)
Sinir sistemindeki nöronlar ve destek hücrelerine dönüşme yeteneğine sahip olan özelleşmiş öncül hücreler.
Nöral Veri
Beyin veya sinir sistemi tarafından üretilen elektriksel veya kimyasal sinyallerle ilgili veriler.
Nöroaksonal hasar biyobelirteçleri (pNfH ve NfL)
Sinir hücrelerinin (aksonların) hasar görmesi sonucu kana veya beyin omurilik sıvısına salınan ve nörodejenerasyonun şiddetini gösteren protein yapıları.
Nörodejenerasyon
Sinir hücrelerinin (nöronların) ilerleyici kaybı veya işlev bozukluğu.
Nörodejeneratif
Sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ile karakterize hastalıkları tanımlayan terim.
Nörodejeneratif Bozukluk
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının veya işlevinin zamanla bozulması ve hücre ölümüyle karakterize edilen hastalık grubu.
Nörodejeneratif Bozukluklar
Beyin veya omurilikteki sinir hücrelerinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen hastalıklar (Örn: Alzheimer, Parkinson).
Nörodejeneratif Hastalık
Beyin ve sinir sisteminin ilerleyici ve geri dönüşü olmayan hasarına neden olan hastalıklar grubudur.
Nörodejeneratif Hastalıklar (NDs)
Merkezi sinir sistemindeki nöronların yapısının ve işlevinin ilerleyici bir şekilde kaybıyla karakterize edilen hastalıklar grubu (Örn: ALS, Alzheimer).
Nörodejeneratif sendromlar
Sinir hücrelerinin (nöronların) yapısının veya işlevinin ilerleyici kaybı ile karakterize edilen, genellikle nöron ölümüyle sonuçlanan hastalıklar grubu.
Nöroenflamasyon
Merkezi sinir sistemindeki mikroglia ve astrosit gibi bağışıklık hücrelerinin aktivasyonuyla karakterize, sinir dokusundaki kronik iltihabi süreç.
Nörofilamanlar (NfL, pNfH)
Sinir hücrelerinin (nöronlar) iç iskeletini oluşturan proteinlerdir. Sinir hasarı veya dejenerasyonu durumunda, bu proteinler beyin omurilik sıvısı ve kana salınarak nöroaksonal hasarın bir göstergesi olarak kullanılabilir.
Nörofilament (NF)
Sinir hücrelerinin yapısında bulunan ve sinir hasarı meydana geldiğinde vücut sıvılarına (kan, BOS) sızan, hasarın şiddetini gösteren bir protein.
Nörofilament hafif zincir (NfL)
Aksonal hasar meydana geldiğinde beyin omurilik sıvısı ve kana salınan, sinir hücresi yıkımının hassas bir biyobelirteci.
Nörofilament Hafif Zinciri (NfL)
Sinir hasarının bir biyobelirteci olarak kullanılan, nöronların yapısal bir proteinidir. Plazma NfL seviyeleri ALS'de yükselir.
Nörogelişimsel Bozukluk (Neurodevelopmental Condition)
Beynin gelişimi ve işleyişindeki farklılıklardan kaynaklanan, genellikle erken yaşlarda ortaya çıkan ve bilişsel, motor, dil veya sosyal becerileri etkileyen gelişimsel durumlar.
Nöroimmün Crosstalk
Sinir sistemi ile bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ve çift yönlü iletişim ağı.
Nöroimmünometabolizma
Sinir sistemindeki bağışıklık hücrelerinin işlevleri ile metabolik süreçler arasındaki etkileşimi inceleyen bilim dalı.
Nöroinflamasyon (Neuroinflammation)
Merkezi sinir sistemindeki dokuların, hasar veya hastalığa yanıt olarak geliştirdiği iltihabi süreç.
Nörojenez (Neurogenesis)
Sinir sisteminde yeni nöronların (sinir hücrelerinin) üretilmesi ve gelişmesi süreci.
Nörolog
Beyin, omurilik ve sinir sistemi hastalıklarının teşhis ve tedavisi üzerine uzmanlaşmış tıp doktoru.
Nörolojik bozukluk
Sinir sisteminin yapısını veya işlevini etkileyen, beyin, omurilik ve sinirleri kapsayan hastalıklar grubu.
Nörolojik Muayene
Refleksler, kas gücü, denge, koordinasyon ve görme gibi sinir sistemi fonksiyonlarının sistematik olarak değerlendirilmesi.
Nörolojik Semptom
Beyin, omurilik ve sinir sistemindeki bir işlev bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan uyuşma, güç kaybı, koordinasyon bozukluğu veya refleks değişiklikleri gibi fiziksel belirtiler.
Nöromodülasyon
Sinir sisteminin aktivitesini değiştirmek veya düzenlemek için elektriksel, manyetik veya kimyasal uyarılar gibi yöntemlerin kullanılması.
Nöromusküler Bozukluk
Sinirlerin ve kasların işlevini etkileyerek kas zayıflığına, erimesine ve hareket kısıtlılığına yol açan hastalıklar grubu.
Nöromüsküler (Neuromuscular)
Sinirler ve kaslar arasındaki ilişkiyi veya hem sinir sistemini hem de kasları etkileyen durumları ifade eden tıbbi terim.
Nöromüsküler Hastalık (NMD)
Kasları kontrol eden sinirleri ve kasların kendisini etkileyerek hareket kaybı, güçsüzlük ve kas erimesine yol açan hastalıklar grubu.
Nöromüsküler Hastalıklar (Neuromuscular Diseases)
Kasları kontrol eden sinir sistemini ve kasların kendisini etkileyerek kas güçsüzlüğü, erimesi ve hareket kaybına yol açan ilerleyici hastalıklar grubu.
Nöromüsküler Kavşak (NMJ)
Motor sinir hücresinin uç kısmı ile kas lifi arasındaki, sinirsel iletinin kasa aktarılarak hareketin oluşmasını sağlayan bağlantı bölgesi.
Nöron kaybı
Beyin ve sinir sisteminin temel hücreleri olan nöronların, çeşitli patolojik süreçler sonucunda geri dönüşümsüz olarak ölmesi durumudur.
Nöronal disfonksiyon
Sinir hücrelerinin (nöronların) normal işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirememesi durumu.
Nöronal Hasar (Neuronal Injury)
Sinir hücrelerinde meydana gelen ve hücre ölümüne veya işlev kaybına yol açan yapısal ve fonksiyonel hasar.
Nöronal Kimlik Stabilitesi
Bir sinir hücresinin yaşamı boyunca kendine özgü işlevlerini ve yapısal özelliklerini koruma yeteneği.
Nöropatoloji
Sinir sistemi hastalıklarının patolojik incelemesi; doku ve hücre düzeyindeki değişiklikleri inceler.
Nöropatolojik
Sinir sistemi hastalıklarının doku ve hücre düzeyinde meydana getirdiği yapısal ve işlevsel bozukluklarla ilgili.
Nöroplastisite
Sinir sisteminin ve beynin, yeni bilgiler öğrenme veya hasara yanıt verme sürecinde yapısal ve işlevsel olarak kendini yenileme ve değiştirme yeteneği.
Nöroproteksiyon
Sinir hücrelerini hasara karşı koruma, işlevlerini sürdürme ve ölümlerini engelleme stratejisi.
Nöroprotektif (Neuroprotective)
Sinir hücrelerini hasardan, bozulmadan veya ölmekten koruyan mekanizmalar veya maddeler.
Nörorestorasyon
Hasar görmüş sinir sistemi yapılarının veya fonksiyonlarının biyolojik olarak onarılması süreci.
Nörotransmitter
Sinir hücreleri (nöronlar) arasında veya bir sinir hücresi ile başka bir hücre arasında kimyasal sinyallerin iletilmesini sağlayan kimyasal taşıyıcılar.
Nörotrofik Faktör (Neurotrophic Factor)
Sinir hücrelerinin (nöronların) büyümesini, hayatta kalmasını, gelişimini ve hücresel sağlığını destekleyen protein yapısındaki moleküller.
Nörovasküler Ünite
Nöronlar, kan damarları ve destek hücrelerinin (glia) oluşturduğu, beyin kan akışını ve bariyer işlevini düzenleyen fonksiyonel yapı.
Nötrofil-Lenfosit Oranı (NLR)
Kandaki nötrofil sayısının lenfosit sayısına bölünmesiyle hesaplanan, sistemik inflamasyonun (yangı) bir göstergesi olan biyobelirteç.
Nükleaz Direnci
RNA veya DNA moleküllerinin, nükleik asitleri parçalayan enzimlere karşı gösterdiği dayanıklılık.
Nükleer Deplesyon
Normalde hücre çekirdeğinde (nükleus) bulunması gereken bir proteinin miktarının azalması veya tamamen kaybolması.
Nükleer temizlenme
TDP-43 patolojisinin bir tanımı olarak, TDP-43'ün çekirdekten ayrılması durumu.
Nükleositoplazmik Taşıma
Moleküllerin hücre çekirdeği ile sitoplazma arasındaki çift yönlü hareketi; ALS'de bu sürecin bozulduğu bilinmektedir.
Nükleositoplazmik Yanlış Konumlanma (Nucleocytoplasmic Mislocalization)
Proteinlerin hücre çekirdeği (nükleus) ile hücre sıvısı (sitoplazma) arasındaki normal dağılım dengesinin bozularak, bulunmamaları gereken bölgede birikmesi durumu.
Nükleositoplazmik Yanlış Lokalizasyon
Bir proteinin normalde bulunması gereken hücre çekirdeğinden (nükleus) çıkıp anormal şekilde hücre sıvısına (sitoplazma) geçmesi ve orada birikmesi durumu.
Nükleositoplazmik Şatıllama (Nucleocytoplasmic Shuttling)
Protein ve RNA gibi moleküllerin hücre çekirdeği (nükleus) ile hücre sıvısı (sitoplazma) arasındaki kontrollü ve çift yönlü taşınma süreci.
Objective Assessment
Gözlemcinin kişisel yorumundan bağımsız, somut ve ölçülebilir verilere dayanan değerlendirme biçimi.
Occupational therapy
Kişilerin günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık kazanmalarını sağlamak amacıyla uygulanan ergoterapi yöntemi.
Odds Ratio (OR)
Bir maruziyete (örneğin hava kirliliği) maruz kalan grupta bir olayın (örneğin ALS geliştirme) olasılığının, maruz kalmayan gruptaki olasılığa oranını gösteren istatistiksel bir ölçü.
Off-label (Endikasyon Dışı Kullanım)
Bir ilacın, resmi otoriteler tarafından onaylanmış kullanım amaçları, dozları, uygulama yolları veya yaş grupları dışındaki bir yöntemle kullanılması.
Off-target effect
Hedef dışı etki; gen düzenleme teknolojilerinde (örneğin CRISPR), tasarlanan rehber RNA'nın hedef bölge dışındaki benzer DNA dizilerine bağlanarak istenmeyen kesimler veya mutasyonlar yapması durumu.
Offset-MCV
Bileşik kas aksiyon potansiyelinin (CMAP) bitiş noktasına dayanarak hesaplanan, en yavaş ileten motor aksonların hızını temsil eden yeni bir parametre.
Oksidatif Fosforilasyon
Hücrelerin mitokondri içerisinde oksijen kullanarak besin maddelerinden enerji (ATP) üretmesi süreci.
Oksidatif Stres (OS)
Vücuttaki serbest radikaller ile bunları etkisiz hale getiren antioksidanlar arasındaki dengenin bozulması sonucu hücrelerde oluşan hasar.
Oksidatif-Nitrozatif Stres
Hücrelerde reaktif oksijen türleri (ROS) ve reaktif nitrojen türleri (RNS) üretimi ile antioksidan savunma mekanizmaları arasındaki dengesizliğin neden olduğu hücresel hasar durumu.
Okülomotor nöronlar (OMN)
Göz hareketlerini kontrol eden ve ALS'de genellikle hastalıktan etkilenmeyen dirençli nöron grubu.
Olfacto-gustatory sensorialite
Koku ve tat duyularının birleşimiyle oluşan, yiyeceklerin algılanmasında ve tüketiminde rol oynayan duyusal deneyim.
Oligodendrocytes
Sinir hücrelerinin uzantılarını (akson) çevreleyerek elektrik iletimini hızlandıran miyelin kılıfını üreten hücreler.
Oligodendrosit
Merkezi sinir sisteminde nöronların aksonlarını çevreleyen ve elektriksel iletimi hızlandıran miyelin kılıfını üreten hücre tipi.
Oligogenic inheritance
Birkaç genin etkileşimiyle belirlenen kalıtım şekli.
Oligogenic model
Bir hastalığın gelişiminde birden fazla genin rol oynadığı genetik bir model.
Omaveloxolone
Friedreich ataksisi tedavisinde kullanılan veya araştırılan bir ilaç etken maddesidir.
Omni-Dimensional Dynamic Convolution (ODConv)
Görüntü işlemede kullanılan, sabit filtreler yerine giriş verisinin özelliklerine göre dinamik olarak şekil değiştiren ve uzamsal boyutlar ile kanal boyutları üzerinde çok yönlü dikkat mekanizmaları barındıran gelişmiş bir yapay sinir ağı katmanı.
Onkoloji
Kanserlerin oluşumu, nedenleri, teşhisi, tedavisi ve kalıtımı ile ilgilenen tıp dalı.
Onuf Çekirdeği
Omuriliğin sakral bölgesinde bulunan ve ALS hastalığında dejenerasyona karşı direnç göstermesiyle bilinen motor nöron grubu.
Open label trial
Hem araştırmacıların hem de katılımcıların hangi tedavinin uygulandığını bildiği bir klinik çalışma türü.
Open-label
Hem araştırmacıların hem de katılımcıların hangi ilacın veya dozun uygulandığını bildiği, gizli tutulmadığı çalışma türü.
Operasyonelleştirmek (Operationalize)
Tıbbi kılavuzların veya teorik yaklaşımların klinik uygulamada somut ve uygulanabilir adımlara dönüştürülmesi.
Oral Administration
İlacın ağız yoluyla (yutularak) vücuda alınması yöntemi.
Oral Diadokokinezi (DDK)
Bir bireyin hızlı ve tekrarlayan konuşma seslerini üretme yeteneği; motor konuşma kontrolünü ve koordinasyonunu ölçmek için kullanılır.
Oral Edaravone
ALS tedavisinde kullanılan, oksidatif stresi azaltmaya yardımcı serbest radikal temizleyici edaravon ilacının ağız yoluyla (oral) alınan formu.
Oral Motor Fonksiyon
Ağız, dudak, dil, yanak ve çene kaslarının konuşma, çiğneme ve yutma gibi hayati işlevleri gerçekleştirmek üzere koordineli çalışabilme yeteneği.
Oral Motor Fonksiyonlar
Çiğneme, yutma ve konuşma gibi ağız ve yüz kaslarının koordineli hareketlerini içeren işlevler.
Oral uygulama
İlacın ağız yoluyla alınması.
Organ retrieval
Organ alımı; nakil amacıyla donörden organların cerrahi olarak çıkarılması işlemi.
Organ viability
Organ canlılığı; nakledilecek organın işlevselliğini ve nakil sonrası hayatta kalma potansiyelini ifade eden durum.
Organel
Hücre içinde belirli yaşamsal işlevleri yerine getiren, mitokondri gibi özelleşmiş yapılar.
Organel Homeostazisi
Hücre içindeki mitokondri, endoplazmik retikulum gibi yapıların işlevsel ve yapısal dengesinin korunması durumu.
Organoid
Kök hücrelerden türetilen, bir organın mimarisini ve işlevsel özelliklerini laboratuvar ortamında taklit eden üç boyutlu doku kültürü.
Organoid-dilim konnektoid
Organoidler (3D hücre kültürleri) ve doku dilimlerini birleştirerek fonksiyonel bağlantılar kuran gelişmiş bir 3D in vitro model.
Originator Study (Öncü Çalışma)
Mevcut çalışmaya temel teşkil eden ve katılımcıların ilk olarak dahil edildiği başlangıç araştırması.
Otofaji (Autophagy)
Hücrelerin kendi içindeki hasarlı veya gereksiz bileşenleri parçalayarak geri dönüştürdüğü hücresel temizlik ve kendini sindirme süreci.
Otofaji-Lizozom Yolağı (Autophagy-Lysosome Pathway)
Hücre içindeki yaşlanmış, hasarlı organellerin ve protein agregatlarının lizozomlar aracılığıyla sindirilerek ortadan kaldırılmasını sağlayan hücresel temizlik sistemi.
Otofaji-lizozomal yolak
Hücrelerin hasarlı organelleri, protein agregatlarını ve diğer hücresel atıkları lizozomlara taşıyarak parçaladığı ve geri dönüştürdüğü temel bir hücresel temizleme ve geri dönüşüm mekanizması.
Otonom Sinir Sistemi
Kalp hızı, sindirim ve solunum gibi istemsiz vücut fonksiyonlarını kontrol eden sinir sistemi bölümü.
Otozomal Resesif Kalıtım
Bir genetik hastalığın ortaya çıkması için, ilgili genin her iki kopyasının da (hem anneden hem babadan gelen) mutasyonlu olması gereken kalıtım şekli.
Out-of-pocket expenses
Sağlık sigortası veya devlet desteği tarafından karşılanmayan, doğrudan bireyin kendi bütçesinden ödediği giderler.
Outcome Measurement Instruments (Sonuç Ölçüm Araçları)
Bir hastalığın seyrini veya tedavinin etkinliğini standart bir şekilde değerlendirmek için kullanılan ölçekler ve testler.
Oxidative Stress (Oksidatif Stres)
Hücrelerdeki serbest radikallerin antioksidan savunma sistemini aşarak hücre bileşenlerine zarar vermesi durumu.
Ön Baskı (Preprint)
Bilimsel bir çalışmanın, henüz hakem denetiminden geçmeden ve bir akademik dergide resmi olarak yayımlanmadan önce paylaşılan taslak hali.
Ötrofikasyon
Sularda besin maddelerinin aşırı artması sonucu alg varlığının kontrolsüz çoğalması ve ekosistemin bozulması süreci.
p-AKT/HO-1 yolu
Hücre sağkalımı ve antioksidan savunmada rol oynayan sinyal yoludur. AKT protein kinazını ve hem oksijenaz-1 (HO-1) enzimini içerir.
P-bodies (Processing bodies)
Hücre sitoplazmasında bulunan, mRNA'ların transkripsiyonel kontrolü, geçici olarak depolanması ve yıkımından sorumlu ribonükleoprotein granülleri.
P-değeri
Bir çalışmada elde edilen sonuçların tesadüf eseri oluşma olasılığını gösteren, istatistiksel anlamlılığı belirleyen değer.
p.Pro56Ser mutation
VAPB proteininin 56. pozisyonundaki prolin amino asidinin serine dönüşmesiyle sonuçlanan ve ALS8'e yol açan spesifik genetik mutasyon.
P2X7 Receptor (P2X7 Reseptörü)
Nöroinflamasyon ve hücre ölümü süreçlerinde anahtar rol oynayan, ATP ile aktive olan bir iyon kanalı.
P300
Bir kişinin görsel veya işitsel bir uyarana dikkatini vermesiyle beyinde oluşan, yaklaşık 300 milisaniye sonra ortaya çıkan elektriksel dalga (olaya ilişkin potansiyel).
p300/CBP-HDAC Aksı
Hücre içi proteinlerin asetilasyon (p300/CBP transferazlar aracılığıyla) ve deasetilasyon (HDAC - histon deasetilazlar aracılığıyla) dengesini kontrol eden, gen ifadesi ve protein fonksiyonunda rol oynayan enzimatik yolak.
p62 (Sequestosome 1)
Hücre içindeki atıkların temizlenmesi (otofaji) ve sinyal iletiminde görev alan, ALS ile ilişkili çok fonksiyonlu bir protein.
Palatability (Palatabilite)
Bir ilacın veya gıdanın ağızdaki tadı, kokusu ve dokusu bakımından hasta tarafından kabul edilebilirliği, lezzeti.
Palliative Care (Palyatif Bakım)
Ciddi hastalıkları olan hastaların acılarını hafifletmek ve yaşam kalitelerini artırmak amacıyla uygulanan, semptom yönetimi odaklı destekleyici bakım.
Palmitoylasyon
Proteinlere palmitik asit gibi yağ asitlerinin kovalent olarak bağlanmasıyla gerçekleşen, proteinlerin hücre zarına tutunmasını ve işlevselliğini düzenleyen bir modifikasyon süreci.
PALS (People with ALS)
Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalığı ile yaşayan bireyleri tanımlamak için kullanılan tıbbi kısaltma.
Palyatif Bakım (Palliative Care)
Ciddi hastalıkları olan kişilerde ağrı, stres ve diğer semptomların hafifletilerek yaşam kalitesinin artırılmasını hedefleyen tıbbi yaklaşım.
Papilödem
Kafa içi basınç artışına bağlı olarak göz siniri başının şişmesi.
Parkinson Hastalığı
Beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıkan, titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge bozukluğu ile seyreden kronik bir sinir sistemi hastalığı.
Parkinson's disease (PD)
Beyindeki dopamin üreten nöronların kaybıyla ilişkili, titreme, bradikinezi (hareket yavaşlığı), rijidite (katılık) ve postüral instabilite (duruş bozukluğu) gibi motor semptomlarla karakterize ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır.
PARP1 (Poli ADP-Riboz Polimeraz 1)
DNA hasarını tespit eden ve onarım sinyallerini başlatan, ancak aşırı aktivasyonu durumunda hücre enerjisini (NAD) tüketen bir enzim.
Participatory Action Research (PAR)
Araştırmacıların ve araştırılan grubun, mevcut bir sorunu anlamak ve çözmek amacıyla iş birliği içinde eylemler geliştirdiği ve uyguladığı araştırma yöntemi.
Partikül Madde (PM)
Havada asılı kalan katı parçacıklar ve sıvı damlacıkların karışımından oluşan hava kirletici türü.
Pathogenesis
Bir hastalığın başlangıcı ve gelişimi sırasında meydana gelen biyolojik mekanizmaların bütünü.
Pathogenic Variant
Bir genin normal diziliminde meydana gelen ve doğrudan bir hastalığa veya tıbbi duruma neden olduğu kanıtlanmış olan genetik değişiklik.
Pathogenicity
Bir etkenin hastalığa neden olma yeteneği.
Pathognomonic (Patognomonik)
Bir hastalık için tamamen karakteristik olan ve görüldüğünde kesin teşhis koyduran klinik veya patolojik bulgu.
Pathological protein aggregation (Patolojik protein agregasyonu)
Nörodejeneratif hastalıklarda görülen, proteinlerin anormal şekilde katlanarak hücre içinde veya dışında birikmesi durumu.
Pathology
Patoloji; hastalıkların nedenlerini, mekanizmalarını ve vücutta oluşturdukları morfolojik değişiklikleri inceleyen tıp dalı.
Pathophysiology
Bir hastalığın neden olduğu işlevsel bozukluklar ve bu bozuklukların altında yatan biyolojik mekanizmalar.
Patient Stratification (Hasta Tabakalama)
Hastaların genetik, biyolojik veya klinik özelliklerine göre en uygun tedaviyi almaları için alt gruplara ayrılması.
Patient Trajectories (Hasta Yörüngeleri)
Bir hastanın zaman içindeki sağlık durumunu, aldığı tanıları, geçirdiği tıbbi süreçleri ve klinik olayları gösteren kronolojik seyir.
Patient-Centered Care
Klinik karar alma süreçlerinde hastanın kişisel tercihlerini, ihtiyaçlarını ve değerlerini merkeze alan tıbbi bakım yaklaşımı.
Patient-Centred Decision-Making
Tedavi seçenekleri değerlendirilirken hastanın kişisel tercihlerinin, değerlerinin ve ihtiyaçlarının ön planda tutulduğu yaklaşım.
Patofizyoloji
Bir hastalığın veya durumun vücutta neden olduğu işlevsel değişiklikleri ve mekanizmaları inceleyen bilim dalı.
Patogenez
Bir hastalığın gelişimi ve ilerleyişi
Patojenez
Bir hastalığın gelişim mekanizması.
Patojenik Agregatlar
Hücre içinde birikerek toksik etki gösteren ve nörodejeneratif hastalıklara yol açan anormal protein kümeleri.
Patojenik mutasyonlar
Bir hastalığa neden olan veya hastalığın gelişimine katkıda bulunan genetik değişiklikler.
Patolojik Hallmark
Bir hastalığı tanımlayan, o hastalığa özgü en temel ve ayırt edici mikroskobik veya biyokimyasal özellik.
PBMC (Periferik Kan Mononükleer Hücreleri)
Kanda bulunan, tek çekirdekli lenfosit ve monosit gibi bağışıklık hücrelerinin genel adı.
Peak Cough Flow (Tepe Öksürük Akımı)
Bir kişinin öksürme sırasında üretebildiği maksimum hava akış hızı; öksürüğün etkinliğini ve balgam çıkarma yeteneğini ölçer.
Peak Expiratory Flow on Cough (PEFC)
Öksürme manevrası sırasında elde edilen en yüksek hava akış hızı; öksürüğün etkinliğini belirlemede kullanılır.
PEG (Perkütan Endoskopik Gastrostomi)
Karın duvarından geçirilerek doğrudan mideye yerleştirilen ve hastanın beslenmesini sağlayan esnek tüp.
Penetrance
Belirli bir genetik varyanta sahip bireylerde hastalığın klinik olarak ortaya çıkma olasılığı.
Penetrans
Belirli bir genotipi taşıyan bir bireyin, bu genotiple ilişkili fenotipi (klinik belirtileri) gösterme olasılığı.
Percutaneous Endoscopic Gastrostomy (PEG)
Karın duvarından mideye endoskopik yöntemle bir tüp yerleştirilerek hastanın doğrudan beslenmesini sağlayan tıbbi işlem.
Periferik lökositler
Kanda dolaşan ve bu çalışmada protein seviyelerinin ölçümü için kullanılan akyuvar hücreleri.
Periferin (Peripherin)
Özellikle periferik sinir sistemi nöronlarında bulunan ve gelişimsel süreçler ile akson rejenerasyonunda rol oynayan bir tip III ara filaman proteini.
Perineuronal Nets (PNNs)
Sinir hücrelerinin (özellikle gövde ve sinapslarının) etrafını saran, sinaptik bağlantıları stabilize eden ve nöronal plastisiteyi düzenleyen özelleşmiş hücre dışı matris yapıları.
Peripheral (Periferik)
Merkezi bir yapının (bu bağlamda merkezi sinir sisteminin) dışında kalan, çevre birimlerle ilgili olan.
Perisynaptic Schwann cells (PSCs)
Nöromüsküler kavşakta bulunan, sinapsların bakımı, onarımı ve sinyal iletiminin düzenlenmesinden sorumlu özelleşmiş glial hücreler.
Peroneal sinir felci
Bacakta bulunan peroneal sinirin hasar görmesi sonucu oluşan hareket kaybı.
Peroxynitrite (Peroksinitrit)
Hücrelerde proteinlere ve dokulara zarar verebilen, kontrolsüz nitrasyona neden olan güçlü bir reaktif oksidan.
Perpetual Trial
Yeni tedavi kollarının eklenmesine olanak tanıyan, belirli bir bitiş süresi olmayan ve sürekli veri akışı sağlayan klinik çalışma türü.
Personalized Therapy
Hastanın genetik, çevresel ve yaşam tarzı özelliklerine göre her birey için özel olarak uyarlanan tıbbi tedavi yaklaşımı.
PET Tarayıcı (Pozitron Emisyon Tomografisi)
Vücuttaki organ ve dokuların metabolik veya fonksiyonel aktivitesini gösteren üç boyutlu görüntüler elde etmek için radyoaktif izleyiciler kullanan bir tıbbi görüntüleme tekniğidir.
PET/BT
Klinik TerimPET/BT (Pozitron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografi): Vücuttaki metabolik aktiviteyi (PET) ve anatomik yapıyı (BT) aynı anda görüntüleyen birleşik tıbbi görüntüleme yöntemi.
PET/CT (PET/BT)
Pozitron Emisyon Tomografisi ve Bilgisayarlı Tomografi kombinasyonu olan, hücresel düzeydeki metabolik aktiviteleri görüntüleyen ileri düzey bir görüntüleme yöntemi.
PFKFB3
Glikoliz hızını belirleyen en kritik enzimlerden biri; nörodejeneratif hastalıklarda potansiyel bir tedavi hedefidir.
Pgc1α
Mitokondriyal biyogenezi, enerji metabolizmasını ve hücresel solunumu düzenleyen kritik bir protein/transkripsiyonel koaktivatör.
Pharmacodynamics (Farmakodinami)
İlacın vücut üzerindeki biyokimyasal ve fizyolojik etkilerini ve bu etkilerin mekanizmasını inceleyen bilim dalı.
Pharmacokinetic variability
İlacın vücut tarafından emilimi, dağılımı, metabolizması ve atılımının bireyler arasında farklılık göstermesi.
Pharmacokinetics (PK) / Farmakokinetik
İlacın vücuda girişinden atılımına kadar geçen süreçte vücudun ilaca ne yaptığını (emilim, dağılım, metabolizma, atılım) inceleyen bilim dalı.
Pharyngeal swallowing
Yutma sürecinin, bolusun orofarinksten özofagusa doğru itildiği, solunum yolunun korunduğu ve faringeal kasların koordineli çalıştığı ikinci fazıdır. Bu faz istemsizdir ve yutma refleksini içerir.
Phase 1/2 Study
İlacın hem güvenliğinin ve dozajının (Faz 1) hem de erken dönem etkinlik belirtilerinin (Faz 2) birlikte değerlendirildiği klinik araştırma evresi.
Phase transition
Bir maddenin fiziksel halinin (örneğin, sıvıdan katıya) değişimi.
Phase Value (Faz Değeri)
EIM ölçümlerinde kasın hücre zarı bütünlüğünü ve doku kalitesini yansıtan, derece cinsinden ifade edilen bir parametre.
Phenotype (Fenotip)
Bir canlının genetik yapısı ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan, gözlemlenebilir fiziksel ve klinik özelliklerinin tamamı.
Phenotypic spectrum
Belirli bir genetik mutasyonun veya hastalığın, farklı bireylerde ortaya çıkarabileceği klinik belirti, bulgu ve ağırlık derecelerinin tüm çeşitliliği.
Phrenic Long-Term Facilitation (pLTF)
Akut aralıklı hipoksi sonrasında frenik sinir aktivitesinde meydana gelen ve uyaran kesildikten sonra da devam eden uzun süreli artış.
PI(3,5)P (Fosfatidilinositol 3,5-bifosfat)
Lizozomal sinyal iletiminde görev alan ve eksikliği nörolojik hastalıklara yol açan bir sinyal lipidi.
PI3K/AKT/mTOR Yolağı
Hücre büyümesi, sağkalımı, metabolizması ve otofajinin baskılanmasında rol oynayan kritik bir hücre içi sinyal iletim yolu.
Pilot Çalışma
Daha büyük bir araştırmanın uygulanabilirliğini, maliyetini ve olası sonuçlarını test etmek için yapılan küçük ölçekli ön çalışma.
PINK1-Parkin Yolağı
Hasarlı mitokondrileri tespit ederek onları mitofaji (seçici yıkım) için işaretleyen ve hücre içi kalite kontrolünü sağlayan temel protein sinyal yolağı.
Pipeline (İlaç Geliştirme Süreci)
Bir ilacın keşfinden klinik deneylere ve piyasaya sürülmesine kadar geçen tüm aşamaları kapsayan süreç.
Placebo (Plasebo)
İlaçla karşılaştırma yapmak amacıyla kullanılan, içinde aktif madde bulunmayan etkisiz formülasyon.
Placebo-controlled (Plasebo kontrollü)
Test edilen aktif tedavinin etkisini karşılaştırmak amacıyla, etken madde içermeyen etkisiz bir madde (plasebo) kullanan kontrol grubunun dahil edildiği çalışma tasarımı.
Plasebo Kontrollü (Placebo-controlled)
İlacın etkisini ölçmek amacıyla, aktif madde içermeyen bir kontrol grubuyla karşılaştırma yapılan çalışma yöntemi.
Plasma Extracellular Vesicles (EVs)
Hücrelerden salınan, kan plazmasında bulunan, zarla çevrili küçük keseciklerdir. Proteinler, lipitler ve nükleik asitler taşıyarak hücreler arası iletişimde rol oynarlar ve hastalık biyobelirteçleri olarak potansiyel taşırlar.
Platform Trial
Birden fazla deneysel tedavinin, ortak bir ana protokol ve kontrol grubu kullanılarak aynı anda değerlendirildiği klinik araştırma tasarımı.
Platform Çalışması (Platform Trial)
Tek bir ana protokol altında birden fazla tedavinin veya ilacın aynı anda değerlendirildiği, verimliliği artıran klinik araştırma tasarımı.
Plazma
Kanın pıhtılaşma faktörlerini de içeren, hücrelerinden arındırılmış sıvı kısmı.
Plazma Belirteçleri
Kanın sıvı kısmı olan plazmada ölçülebilen ve belirli bir biyolojik durum, hastalık veya fizyolojik süreç hakkında bilgi veren moleküller veya maddeler.
Pleiotropik
Bir genin veya molekülün birden fazla, birbiriyle ilişkisiz gibi görünen fenotipik özelliği veya biyolojik süreci aynı anda etkileme yeteneği.
PM2.5
Çapı 2.5 mikrometreden küçük olan, solunum yoluyla akciğerlerin derinliklerine ve kan dolaşımına karışabilen ince partikül maddeler.
Poli-GR (Poli-glisin-arjinin)
C9orf72 genindeki heksanükleotid tekrar artışından üretilen, mitokondriyal disfonksiyon ve oksidatif strese yol açan toksik bir dipeptid tekrar proteini.
Polifenoller
Bitkilerde bulunan, antioksidan özellikleri olan ve bağırsak bakterileri tarafından işlenerek faydalı bileşiklere dönüştürülen doğal kimyasallar.
Polihidramnios
Gebelik sırasında amniyotik sıvının normalden fazla olması durumu.
Politika Karnesi
Belirli bir konuda (bu bağlamda sağlık politikaları) eyaletlerin performansını ölçmek, kıyaslamak ve iyileştirilmesi gereken alanları belirlemek için kullanılan değerlendirme raporu.
Poly-GR
C9orf72 genindeki mutasyon sonucu üretilen, arjinin içeren ve sinir hücreleri için toksik olan dipeptid tekrar proteini.
Polyglutamine expansion (Poliglutamin genişlemesi)
Bir gendeki CAG nükleotid tekrarlarının normalden fazla olması sonucu oluşan ve nörodejeneratif hastalıklara yol açan mutasyon tipi.
Polymorphic enzyme
Aynı türün bireyleri arasında genetik varyasyonlar nedeniyle farklı aktivite seviyeleri veya yapısal formlar gösteren enzim.
Polymorphism (Polimorfizm)
Aynı protein dizisinin farklı üç boyutlu fibril yapıları (konformasyonlar) oluşturabilme yeteneği.
Pompe Hastalığı (LOPD)
Glikojenin kas hücrelerinde birikmesiyle karakterize, nadir görülen genetik bir metabolik hastalıktır. LOPD, hastalığın geç başlangıçlı formudur.
Population-based study
Belirli bir coğrafi bölgedeki veya ülkedeki tüm nüfusu temsil eden verilerin kullanıldığı, sonuçların genel topluma uyarlanabildiği araştırma türü.
Post-sinaptik Yoğunluk (PSD)
Sinapsın alıcı tarafında bulunan, sinyal iletimi ve yapısal bütünlük için kritik olan protein açısından zengin bölge.
Post-transkripsiyonel regülasyon (Post-transcriptional regulation)
Gen ifadesinin, RNA molekülü sentezlendikten sonra ve protein üretilmeden önce kontrol edilmesi ve düzenlenmesi mekanizması.
Post-translasyonel Modifikasyon
Proteinlerin sentezlendikten sonra işlevlerini, yerleşimlerini veya ömürlerini belirlemek amacıyla uğradıkları kimyasal değişimler.
Postmitotic Neural Tissue / Postmitotik Sinir Dokusu
Bölünme ve kendini yenileme yeteneğini kaybetmiş, olgunlaşmış sinir hücrelerinden oluşan doku.
Postmortem
Ölüm sonrası; bir organizmanın ölümünden sonra gerçekleştirilen tıbbi inceleme veya işlemler.
Postüral İnstabilite
Vücut dengesini koruma yeteneğinin kaybı; hastanın ayakta dururken veya yürürken dengesini sağlayamaması durumu.
PP1 (Protein Fosfataz 1)
GADD34 ile birlikte TDP-43 RNA granül dinamiklerini düzenleyen ve TDP-43 oksidasyonu tarafından granül oluşturma yeteneği kontrol edilen bir fosfataz enzimi.
Practice Parameter
Belirli bir hastalığın teşhis ve tedavisi için kanıta dayalı verilerle oluşturulmuş uygulama standartları veya kılavuzları.
Pre-analitik değişkenlik
Biyolojik bir örneğin (kan, BOS vb.) hastadan alınmasından laboratuvar analizine kadar geçen süreçteki (örnek toplama, işleme, depolama, taşıma) farklılıklardan kaynaklanan değişkenliktir. Bu değişkenlik, test sonuçlarının doğruluğunu ve güvenilirliğini etkileyebilir.
Pre-analitik faktörler
Laboratuvar analizi öncesinde; örnek toplama, taşıma, saklama, dondurma-çözme ve kontaminasyon gibi test sonuçlarını doğrudan etkileyebilecek değişkenlerin tamamı.
Pre-diagnostik
Bir hastalığın klinik belirtilerinin ortaya çıkıp resmi tanısının konulmasından önceki süreci ifade eden tıbbi terim.
Precision Medicine (Hassas Tıp)
Tedavi ve önleme stratejilerinin, bireylerin genetik, çevresel ve yaşam tarzı özelliklerine göre kişiselleştirilmesi.
Preclinical stages
Hastalığın dışarıdan fark edilebilir belirtiler göstermediği ancak biyolojik olarak beyinde başladığı en erken evre.
Predictive Factors
Belirli bir sonucun veya durumun (bu vakada ölüm isteğinin) ortaya çıkma olasılığını önceden belirleyen değişkenler.
Preklinik (Klinik Öncesi) Testler
Bir ilaç adayının insanlar üzerinde denenmeden önce, laboratuvar ortamında (in vitro) ve hayvanlar üzerinde (in vivo) güvenlik ve biyolojik etkinlik açısından test edildiği aşama.
Preliminary Efficacy
Bir klinik araştırmanın erken aşamalarında gözlemlenen, yöntemin beklenen etkiyi gösterip göstermediğine dair ilk bulgular.
Premortem
Ölüm gerçekleşmeden önce, canlılık süresi içerisinde yapılan tıbbi inceleme veya durum.
Presemptomatik
Bir hastalığın biyolojik olarak mevcut olduğu ancak henüz hastada fark edilebilir klinik belirti veya semptom vermediği dönem.
Prevalans
Belirli bir hastalık veya durumun, belirli bir popülasyonda belirli bir andaki görülme sıklığı.
Prevalence (Prevalans)
Belirli bir hastalık veya durumun, belirli bir zaman diliminde bir popülasyonda görülme sıklığı veya yaygınlığı.
Primary Lateral Sclerosis (PLS)
Sadece üst motor nöronların etkilenmesiyle karakterize, kaslarda sertlik ve güçsüzlüğe neden olan, yavaş ilerleyici nadir bir hastalık.
Primer Lateral Skleroz (PLS)
Motor nöronların dejenerasyonu ile karakterize, ilerleyici bir nörolojik hastalıktır. ALS'nin bir varyantıdır.
Prion benzeri agregasyon
Hatalı katlanmış proteinlerin, normal proteinlerin de yapısını bozarak kendisi gibi hatalı katlanmaya ve kümelenmeye zorlaması süreci.
Prion-benzeri Alan (PLD)
Proteinlerin kümelenmeye ve agregasyona eğilimli olan, prion proteinlerine benzer yapısal özellikler gösteren bölgesi.
Prion-benzeri enfektivite
Hatalı katlanmış bir proteinin, normal yapıdaki proteinleri de kendisi gibi hatalı katlanmaya zorlayarak hastalığı hücreden hücreye yayma yeteneği.
Prion-benzeri Tohumlanma (Seeded Aggregation)
Hatalı katlanmış bir proteinin, çevresindeki normal proteinleri de kendi hatalı formuna dönüştürerek kümelenmeye zorlaması süreci.
PRO-ACT Database
ALS klinik çalışmalarından elde edilen anonim hasta verilerinin toplandığı dünyanın en büyük açık erişimli veri tabanı.
Pro-apoptotic
Hücrenin programlı ölüm (apoptoz) sürecini başlatan veya teşvik eden etki.
Pro-inflamatuar Sitokin
Vücutta iltihaplanma sürecini başlatan ve hücre hasarını artıran bağışıklık sistemi proteinleri.
Pro-inflamatuar Sitokinler
Vücutta iltihaplanma sürecini başlatan ve hücre hasarına yol açabilen TNF-α ve IL-1β gibi bağışıklık sistemi proteinleri.
Pro67Arg Mutasyonu
SOD1 proteinindeki 67. pozisyonda bulunan Prolin amino asidinin Arginin ile yer değiştirdiği spesifik genetik değişim.
Probiyotik
Yeterli miktarda alındığında konakçının sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratan canlı mikroorganizmalar.
Prognosis (Prognoz)
Bir hastalığın seyri, gelişimi ve sonuçları hakkında yapılan tıbbi öngörü.
Prognostic
Bir hastalığın seyri, iyileşme şansı veya beklenen yaşam süresi hakkındaki tıbbi öngörü.
Prognostic biomarker (Prognostik biyobelirteç)
Bir hastanın gelecekteki klinik durumunu, hastalık seyrini, sağkalım süresini veya tedaviye vereceği yanıtı tahmin etmeye yarayan biyolojik ölçüm.
Prognostic factor
Bir hastalığın gelecekteki seyrini, iyileşme şansını veya hayatta kalma süresini öngörmeye yardımcı olan klinik değişken.
Prognostik
Bir hastalığın seyri, ilerleyişi ve muhtemel sonucu ile ilgili öngörü.
Prognoz
Bir hastalığın seyri, iyileşme olasılığı ve gelecekteki gelişimi hakkında yapılan tıbbi öngörü.
Progresif
Zaman içinde kötüleşen, ilerleyici seyir gösteren durum.
Progresif Nörolojik Hastalıklar
Zamanla ilerleyen ve sinir sistemi fonksiyonlarında kademeli kayba neden olan hastalıklar grubu (örneğin ALS, Parkinson, Huntington).
Progressive muscular atrophy (PMA)
Esas olarak alt motor nöronların hasarıyla seyreden, motor nöron hastalığının ilerleyici bir alt tipi.
Progressive Supranuclear Palsy (Progresif Supranükleer Palsi - PSP)
Göz hareketlerinde kısıtlılık, postural instabilite (denge kaybı), parkinsonizm ve bilişsel yıkımla seyreden, tau proteini birikimiyle karakterize ilerleyici nörodejeneratif hastalık.
Progresyon
Bir hastalığın zaman içindeki ilerleme hızı ve yayılımı.
Progresyon Modifikatörü
Bir hastalığın ilerleme hızını, şiddetini veya klinik gidişatını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen biyolojik veya çevresel faktörler.
Proof-of-concept
Bir yöntemin veya teorinin klinik olarak uygulanabilirliğini ve potansiyel başarısını göstermek için yapılan öncül çalışma.
Propensity Score-Matched Analysis
Gözlemsel çalışmalarda, tedavi alan ve almayan gruplar arasındaki temel özellikleri eşitleyerek yanlılığı azaltan istatistiksel bir yöntem.
Prospektif Kohort Analizi
Belirli bir grubun zaman içinde ileriye dönük olarak izlendiği ve hastalık gelişimi gibi sonuçların gözlemlendiği araştırma yöntemi.
Prospektif çalışma (Prospective study)
Katılımcıların belirli bir süre boyunca ileriye dönük olarak takip edildiği, neden-sonuç ilişkilerini ve risk faktörlerini belirlemeyi amaçlayan araştırma tasarımı.
PROTAC (Proteolysis-Targeting Chimera)
Bir ucu hedef proteine, diğer ucu E3 ligaza bağlanan ve hedef proteinin hücre tarafından yok edilmesini sağlayan çift fonksiyonlu küçük molekül.
Proteaz Dirençli
Proteinleri parçalayan enzimler olan proteazlar tarafından yıkılamayan, bu sebeple dokularda birikme eğilimi gösteren yapılar.
Proteazom
Hücre içinde hatalı veya işlevini yitirmiş proteinleri parçalayarak geri dönüştüren protein kompleksleri.
Protein Aggregation (Protein Agregasyonu)
Proteinlerin hatalı katlanarak hücre içinde veya dışında toksik kümeler oluşturması; ALS ve Alzheimer gibi hastalıkların temel özelliğidir.
Protein Agregasyonu
Hücre içindeki proteinlerin yanlış katlanarak birikmesi ve kümelenmesi sonucu hücre fonksiyonlarını bozan toksik yapılar oluşturması.
Protein Agregat
Hücrelerde biriken ve normal işlevini yitirmiş, nörodejeneratif hastalıklarda toksik etki yaratan protein kümeleri.
Protein Agregatları
Hücre içinde normal yapısı bozularak biriken, çözünmeyen ve sinir hücrelerine zarar veren protein kümeleri.
Protein Corona
Nanopartiküllerin biyolojik sıvılara (kan gibi) girdiğinde yüzeylerinin proteinlerle kaplanması sonucu oluşan tabaka; bu durum nanopartikülün vücuttaki kaderini ve bağışıklık yanıtını belirler.
Protein Disulfide Isomerase (PDI)
Hücrede proteinlerin doğru katlanmasını sağlayan (şaperon aktivitesi) ve disülfid bağlarının oluşumunu/izomerizasyonunu katalize eden enzim.
Protein kalite kontrol (PQC) sistemi
Hücre içinde proteinlerin doğru şekilde katlanmasını, işlenmesini ve hasarlı veya yanlış katlanmış proteinlerin temizlenmesini sağlayan mekanizmalar bütünü.
Protein yanlış katlanması
Proteinlerin hatalı şekillenerek birikmesi sonucu nöronal homeostazı bozan patojenik süreç.
Proteinopathy
Belirli proteinlerin hatalı katlanması, birikmesi veya yanlış yerleşimi sonucu ortaya çıkan hastalıklar grubu.
Proteinopati
Belirli proteinlerin hatalı katlanması, kümelenmesi veya birikmesi sonucu ortaya çıkan hastalıklar grubu.
Proteolitik
Proteinlerin enzimler yardımıyla daha küçük parçalara veya fragmanlara parçalanması süreci.
Proteoliz
Proteinlerin enzimler yardımıyla daha küçük parçalara veya amino asitlere ayrıştırılması işlemi.
Proteom
Bir organizma, doku veya hücre tarafından belirli bir zamanda ifade edilen proteinlerin tamamı.
Proteomics
Bir organizma veya sistemdeki tüm proteinlerin yapısını, işlevini ve etkileşimlerini geniş ölçekli olarak inceleyen bilim dalı.
Proteomik
Bir organizma veya sistemdeki tüm proteinlerin yapısını, işlevini ve etkileşimlerini inceleyen bilim dalı.
Proteomik Analiz
Bir hücre, doku veya organizmadaki tüm proteinlerin (proteom) yapısını, işlevini ve ekspresyon düzeylerini sistematik olarak inceleyen biyokimyasal yöntem.
Proteostasis (Proteostaz)
Hücre içindeki proteinlerin üretimi, katlanması, taşınması ve yıkımı arasındaki hassas dengenin korunması süreci.
Proteostatic Stress (Proteostatik Stres)
Hücre içindeki proteinlerin katlanması, taşınması ve yıkımı gibi dengelerin (proteostazis) bozulması sonucu oluşan hücresel stres.
Proteostazis
Hücrelerde proteinlerin sentezi, katlanması, taşınması ve yıkımının dengesini ifade eden süreç.
Prothrombotik
Pıhtı oluşumuna eğilimi artıran, pıhtılaşmayı tetikleyen süreç veya madde.
Proximity Ligation Assay (PLA)
Hücre veya dokularda iki proteinin birbirine olan aşırı yakınlığını (etkileşimini) tek bir molekül düzeyinde görselleştirmeye yarayan yüksek hassasiyetli bir immünolojik yöntem.
Psikiyatrik Bozukluklar
Düşünce, duygu, davranış veya işlevsellikte klinik olarak önemli bir bozulmaya neden olan zihinsel sağlık durumları (Örn: Depresyon, Şizofreni).
Psikolojik uyum
Bireyin kronik veya yaşamı tehdit eden bir hastalık sürecinde yaşadığı duygusal ve zihinsel değişimlere karşı geliştirdiği başa çıkma mekanizmaları.
Psilosibin (Psilocybin)
Bazı mantar türlerinde doğal olarak bulunan, serotonin reseptörleri üzerinden etki ederek algı ve duygu durumunda değişiklik yaratan psikoaktif bileşik.
Psödobulber Afekt (PBA)
Nörolojik hasara bağlı olarak gelişen, kişinin o anki duygu durumuyla uyumsuz, ani ve kontrol edilemeyen gülme veya ağlama nöbetleri.
Psödobulber Affekt (PBA)
Nörolojik bir durum olup, istemsiz ve kontrol edilemeyen ağlama veya gülme nöbetleri ile karakterizedir.
Psödobulber Etki (PBA)
Nörolojik bir durum olup, istemsiz ve kontrol edilemeyen ağlama veya gülme nöbetleri ile karakterizedir. Genellikle altta yatan bir nörolojik hastalıktan kaynaklanır.
pTau-T181
Tau proteininin 181. treonin amino asit bölgesinden fosforillenmiş hali; genellikle nöronal hasar veya nörodejenerasyonun bir işaretidir.
pTau181 (Phosphorylated tau 181)
Normalde hücre içi iletimde görev alan tau proteininin belirli bir bölgesinden fosforillenmiş hali; bu çalışmada alt motor nöron yıkımının göstergesi olarak kullanılmıştır.
pTDP-43 inclusions
pTDP-43 inklüzyonları, ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda görülen, fosforile TDP-43 proteininin hücre içinde anormal birikintileridir.
pTDP43 aggregates
ALS ve frontotemporal demans (FTD) gibi nörodejeneratif hastalıklarda görülen, fosforile TDP-43 proteininin hücre içi birikintileri.
PUFA (Çoklu Doymamış Yağ Asitleri)
Hücre zarlarında bulunan ve oksidatif hasara (ferroptozise) en duyarlı olan yağ asidi grubu.
Pulmoner emboli
Akciğer damarlarının pıhtı ile tıkanması durumu.
Pulmoner Fonksiyon
Akciğerlerin kapasitesini, hava akış hızını ve genel solunum verimliliğini ifade eden işlevsel durum.
Pulmoner Fonksiyon Testi
Akciğerlerin kapasitesini ve solunum gücünü ölçen testler.
pwALS
Amyotrofik Lateral Skleroz ile yaşayan bireyleri (people with ALS) ifade eden kısaltma.
Pyramidal Involvement
Beyinden omuriliğe istemli hareket sinyallerini taşıyan piramidal yolakların (üst motor nöron yollarının) hasar görmesi veya bu sürece dahil olması.
Pyroptosis
Genellikle enfeksiyon veya inflamasyon (iltihap) durumlarında tetiklenen, gazdermin proteinlerinin hücre zarında gözenekler açmasıyla karakterize inflamatuar hücre ölümü.
R&D (Research and Development)
Araştırma ve Geliştirme; yeni bilgi üretme ve bu bilgiyi yeni ürünler veya tedavi yöntemleri geliştirmek için kullanma süreci.
r(G₄C₂)
C9orf72 genindeki mutasyon sonucu oluşan, ALS ve FTD hastalıklarına yol açan toksik RNA tekrar dizisi.
R-loop
Transkripsiyon sırasında yeni sentezlenen RNA'nın kalıp DNA zincirine tekrar bağlanmasıyla oluşan, bir RNA:DNA hibridi ve yer değiştirmiş tek zincirli bir DNA'dan meydana gelen üç zincirli nükleik asit yapısı.
RADICAVA / RADICAVA ORS
Edaravone etken maddesini içeren, ALS tedavisinde kullanılan ilacın ticari isimleridir; sırasıyla intravenöz (damar içi) ve oral (ağızdan) formlarını ifade eder.
Radius of Gyration (Rg)
Bir proteinin ne kadar sıkı veya gevşek bir yapıda olduğunu gösteren, yapısal kompaktlık ölçüsü.
Radyoaktif İşaretleyici (Radiotracer)
Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) gibi görüntüleme yöntemlerinde, vücuttaki belirli dokuları veya moleküler süreçleri görselleştirmek için kullanılan radyoaktif bileşik.
Radyoizotop (Tracer)
PET görüntülemede vücuda enjekte edilen, belirli biyolojik süreçleri veya proteinleri görünür kılan radyoaktif işaretli madde.
Raman Spektroskopisi (Raman Spectroscopy)
Moleküllerin titreşimsel modlarını inceleyerek kimyasal yapı, konformasyon ve protein ikincil yapısı hakkında bilgi veren invaziv olmayan analitik bir yöntem.
RAN Translasyonu (Repeat-Associated Non-AUG Translation)
Başlangıç kodonu (AUG) olmadan, tekrarlayan RNA dizilerinden anormal dipeptid tekrar proteinlerinin (DPR) üretilmesi süreci.
Randomised controlled pilot study
Randomize kontrollü pilot çalışma: Katılımcıların tesadüfi yöntemlerle gruplara ayrıldığı, yeni bir yöntemin veya tedavinin uygulanabilirliğini ve güvenliğini test etmek amacıyla yapılan küçük ölçekli öncü araştırma.
Randomizasyon
Klinik çalışmalarda katılımcıların gruplara tamamen şans eseri atanmasıyla yanlılığın önlenmesi yöntemi.
Randomization
Klinik araştırmalarda, katılımcıların hangi tedavi grubuna (veya doza) dahil edileceğinin tamamen rastgele (şansa bağlı) yöntemlerle belirlenmesi işlemi.
Randomize
Katılımcıların tedavi gruplarına şans eseri (rastgele) atanması yöntemi.
Randomize, plasebo kontrollü
Katılımcıların rastgele yöntemlerle tedavi veya etkisiz madde (plasebo) grubuna ayrıldığı, bilimsel tarafsızlığı sağlayan klinik çalışma yöntemi.
Range of Motion (ROM)
Bir eklemin veya vücut bölümünün normal sınırlar içinde hareket edebildiği maksimum açısal mesafe; eklem hareket açıklığı.
Ranolazin
Bu çalışmada ALS tedavisi için değerlendirilen farmakolojik ajan.
Reaktif Astrogliyozis
Merkezi sinir sistemindeki astrosit hücrelerinin yaralanma, enfeksiyon veya nörodejenerasyon gibi durumlara yanıt olarak yapısal ve moleküler düzeyde değişime uğraması.
Reaktif Oksijen Türleri (ROS)
Hücre hasarına neden olabilen, oksijen içeren moleküllerdir. Serbest radikaller ve peroksitler gibi çeşitli formlarda bulunurlar.
Reaktif Oksijen Türleri - ROS (Reactive Oxygen Species)
Hücrelerde normal metabolizma sırasında oluşan, ancak aşırı miktarda biriktiğinde hücresel yapılara ve DNA'ya zarar veren reaktif oksijen molekülleri.
Recalibration
Yeniden kalibrasyon; beyin sinyallerindeki değişimlere uyum sağlamak ve cihazın kod çözme (kodlama) performansını korumak için algoritmanın yeniden ayarlanması süreci.
Receiver Operating Characteristic (ROC)
Bir tanı testinin hassasiyet ve özgüllüğünü değerlendirmek, tanısal doğruluğunu (AUC - eğri altında kalan alan değeri ile) ölçmek için kullanılan grafiksel analiz yöntemi.
Receiver Operating Characteristic (ROC) Curve
Bir tanı testinin veya biyobelirtecin duyarlılık ve özgüllük parametrelerini kullanarak doğru sınıflandırma yapma yeteneğini gösteren grafiksel eğri.
Recombinant Protein
Genetik mühendisliği yoluyla bir organizmanın (örneğin bir bakteri) genetiğine dışarıdan eklenen DNA ile üretilen protein.
Recruitment current (Rekrutman akımı)
Bir motor nöronun aksiyon potansiyeli üretmeye (ateşlemeye) başlaması için gereken minimum uyarım akımı eşiği.
Recurrent Variational Autoencoder (RVA)
Zaman serisi veya boylamsal verilerdeki karmaşık yapıları ve gizli kalıpları öğrenmek için kullanılan bir derin öğrenme mimarisi.
Redoks Dengesi
Hücre içindeki indirgenme (redüksiyon) ve yükseltgenme (oksidasyon) tepkimeleri arasındaki hassas denge.
Redoks Duyarlılığı
Bir molekülün veya proteinin, hücredeki oksidasyon ve indirgenme dengesindeki değişimlere karşı gösterdiği tepki kapasitesi.
Regulated Cell Death (RCD)
Belirli genetik programlar ve sinyal iletim yolakları aracılığıyla kontrol edilen, hücrenin kendi kendini yok etme süreci (düzenlenmiş hücre ölümü).
Regulatory T cells (Tregs)
Düzenleyici T hücreleri, bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesini engelleyen ve toleransı sağlayan bir T hücre alt grubudur.
Regulatory T-lymphocyte (Treg)
Bağışıklık yanıtını düzenleyen ve aşırı inflamasyonu baskılayarak doku hasarını önleyen bir T-hücresi alt grubu.
Regülatuar T-hücreleri (Treg)
Bağışıklık sistemini dengeleyen ve aşırı enflamatuar yanıtları baskılayarak doku hasarını önleyen bağışıklık hücreleri.
Regülatör T Hücreleri (Treg)
Bağışıklık yanıtını baskılayarak otoimmüniteyi önleyen, inflamasyonu (iltihabı) sınırlayan ve doku koruyucu özellikleri olan T lenfosit alt grubu.
Rejeneratif tıp
Hasar görmüş doku veya organların işlevini geri kazandırmak veya yenilemek amacıyla hücre, doku mühendisliği ve gen terapisi yöntemlerini kullanan tıp dalı.
Related Disorders
ALS ile benzer klinik özellikler taşıyan veya benzer patolojik mekanizmalara sahip olan diğer motor nöron ve sinir sistemi hastalıkları.
Remote Monitoring (Uzaktan İzleme)
Hastaların sağlık verilerinin dijital teknolojiler ve giyilebilir cihazlar aracılığıyla hastane dışındayken takip edilmesi süreci.
Reseptör Aracılı Transitoz
Makromoleküllerin, hücre yüzeyindeki spesifik reseptörlere bağlanarak hücre içinden geçmesi ve bariyerin diğer tarafına taşınması süreci.
Respiratory Failure
Solunum sisteminin kana yeterli oksijen sağlayamaması veya karbondioksiti vücuttan uzaklaştıramaması durumu.
Respiratory Functions
Akciğerlerin gaz değişimi yapma, nefes alma ve verme kapasitesini ifade eden solunum işlevleri.
Respiratory Insufficiency
Akciğerlerin vücudun oksijen ihtiyacını karşılayamaması veya karbondioksiti yeterince atamaması durumu; solunum yetmezliği.
Respiratory Motor Plasticity
Solunum sistemini kontrol eden nöral devrelerin, deneyim veya çevresel uyaranlara yanıt olarak yapısal veya işlevsel değişim gösterme yeteneği.
Respiratory Therapy
Solunum yetmezliği gelişen hastalarda nefes almayı desteklemek için kullanılan cihaz ve yöntemleri kapsayan tedavi süreci.
Resting-state Functional Connectivity (rs-FC)
Kişi herhangi bir görev yapmazken (dinlenme halindeyken) beynin farklı bölgeleri arasındaki aktivite senkronizasyonu ve iletişim düzeyi.
Restriktif solunum yetmezliği
Akciğerlerin tam olarak genişleyememesi sonucu ortaya çıkan, solunum kaslarının zayıflığı veya akciğer dokusunun sertleşmesi gibi nedenlerle gelişen solunum yetmezliği türü.
Retinol
A vitamininin aktif formu olan, görme işlevi, bağışıklık sistemi ve hücre büyümesi için gerekli olan bir bileşik.
Retroelement
Genom içinde yer değiştirebilen (transpozonlar) veya evrimsel süreçte konakçı genoma entegre olmuş virüs benzeri genetik diziler.
Retrospektif gözlemsel kohort çalışması
Geçmişe dönük verilerin incelendiği, müdahale içermeyen klinik araştırma yöntemi.
Reverse Translational Research (Tersine Translasyonel Araştırma)
Klinik denemelerden veya hastalardan elde edilen gözlem ve verilerin, mekanizmaları anlamak ve yeni hipotezler geliştirmek üzere laboratuvar ortamına (hücre modellerine) geri taşınması süreci.
RGD Peptides (RGD Peptidleri)
Arjinin-Glisin-Aspartik asit diziliminden oluşan ve hedef hücre yüzeyindeki integrin reseptörlerine bağlanarak ilaç taşıyıcı sistemlerin hedefe ulaşmasını kolaylaştıran moleküller.
Ribonükleik asit (RNA)
Hücrelerde genetik bilginin taşınması, protein sentezi ve çeşitli hücresel süreçlerin düzenlenmesinde rol oynayan nükleik asit molekülü.
Ribozomal Çarpışma
Protein sentezi sırasında birden fazla ribozomun mRNA üzerinde sıkışarak birbirine çarpması ve sentez sürecini durdurması.
Riluzol
EXSERVAN'ın etken maddesi olan ve ALS tedavisinde glutamat salınımını modüle ederek sinir hasarını azaltmayı hedefleyen kimyasal bileşik.
Riluzole
ALS tedavisinde kullanılan, glutamat seviyelerini etkileyerek motor nöron hasarını yavaşlatmayı amaçlayan FDA onaylı ilaç.
Risk Factor
Bir bireyin bir hastalığa yakalanma veya bir sağlık durumunun gelişme olasılığını artıran değişken veya özellik.
Risk Faktörü
Bir hastalığın gelişme olasılığını artıran herhangi bir değişken veya durum.
Risk Stratification
Hastaların hastalık seyri, şiddeti veya beklenen sonuçlarına göre farklı risk gruplarına ayrılması işlemi.
RMST
Kısıtlanmış Ortalama Hayatta Kalma Süresi; belirli bir zaman dilimi içinde hastaların beklenen yaşam süresini tahmin eden bir analiz tekniği.
RNA chaperone (RNA şaperonu)
RNA'nın doğru katlanmasına, stabilizasyonuna ve işlenmesine yardımcı olan protein. Yanlış katlanmış veya kümelenmiş RNA moleküllerini düzelterek hücresel fonksiyonları destekler.
RNA Foci
Hücre çekirdeğinde biriken, proteinleri hapseden ve hücresel işleyişi bozan toksik RNA kümeleri.
RNA hedefleme stratejileri
Hastalığa neden olan proteinlerin üretimini kontrol eden RNA moleküllerini hedefleyerek gen ekspresyonunu modüle etmeyi amaçlayan terapötik yaklaşımlar.
RNA phase transition (RNA faz geçişi)
RNA moleküllerinin sıvı benzeri bir fazdan daha yoğun, katı benzeri bir faza geçişi; bu durum, ALS ve FTD gibi nörodejeneratif hastalıklarda gözlemlenen anormal protein ve RNA kümelerinin oluşumuna katkıda bulunabilir.
RNA Polimeraz II
Ökaryotik hücrelerde protein kodlayan genlerin transkripsiyonunu (DNA'dan mRNA sentezini) gerçekleştiren ana enzim kompleksi.
RNA splicing
Ön-mRNA'dan intronların uzaklaştırılması ve ekzonların birleştirilerek olgun mRNA'nın oluşturulması sürecidir.
RNA Tanıma Motifi (RRM)
Proteinlerin RNA moleküllerine spesifik ve güçlü bir şekilde bağlanmasını sağlayan, evrimsel olarak korunmuş yapısal protein alanı.
RNA Tanıma Motifleri (RRM)
Proteinlerin RNA moleküllerine spesifik olarak bağlanmasını sağlayan yapısal bölgeler.
RNA-binding proteins (RNA Bağlayıcı Proteinler)
RNA moleküllerine bağlanarak gen ifadesini, protein sentezini ve RNA'nın hücre içindeki konumunu düzenleyen proteinler.
RNA-Lipid Nanopartikül (LNP)
Genetik materyali (mRNA gibi) hedef hücrelere ulaştırmak için kullanılan, yağ moleküllerinden oluşan mikroskobik taşıyıcı sistem.
RNA-Seq
RNA dizileme, bir RNA örneğindeki nükleotid dizisini belirleme işlemidir. Gen ekspresyonunu incelemek için kullanılır.
RNase H1
RNA:DNA hibritlerindeki RNA zincirini spesifik olarak hidrolize ederek R-loop yapılarının çözülmesini ve genomik bütünlüğün korunmasını sağlayan bir endonükleaz enzimi.
rNLS8
Doksisiklin (Dox) maddesinin diyetten çıkarılmasıyla insan TDP-43 proteininin motor nöron sitoplazmasında birikmesini sağlayan, ALS araştırmalarında kullanılan transjenik fare modeli.
RNS60
Hücre içi sinyal yollarını modüle ederek anti-inflamatuar ve nöroprotektif etkiler göstermesi beklenen, fiziksel olarak modifiye edilmiş deneysel bir solüsyon.
Rollator
Dört tekerleği, tutacakları ve bazen bir oturma yeri olan bir yürüme yardımcısı.
S-açillenme (S-acylation)
Yağ asitlerinin proteinlerdeki sistein kalıntılarına kovalent olarak bağlanmasıyla gerçekleşen ve proteinin işlevini, yerleşimini veya çözünürlüğünü değiştiren biyokimyasal süreç.
Safety profile
Bir ilacın kullanımı sırasında ortaya çıkan yan etkilerin ve risklerin toplam değerlendirmesi.
Salivary glands
Ağız içine tükürük salgılayan parotis, submandibuler ve sublingual bezlerden oluşan yapılar.
Sarcopenia (Sarkopeni)
İskelet kası kütlesinin, gücünün ve fonksiyonunun ilerleyici ve yaygın kaybı ile karakterize olan durum.
SARM1
Sinir hücrelerinde akson dejenerasyonunda önemli rol oynayan bir protein. Aşırı aktivasyonu nöron hasarına ve ölümüne katkıda bulunabilir.
Savunuculuk (Advocacy)
Belirli bir hasta grubu veya hastalık hakkında farkındalık yaratma, haklarını koruma ve destek sağlama süreci.
Sağkalım (Survival)
Bir hastalığın teşhisinden sonra hastanın hayatta kaldığı süreyi ifade eden tıbbi terim.
Sağkalım Analizi (Survival Analysis)
Bir olayın (genellikle ölüm veya hastalığın nüksetmesi) gerçekleşmesine kadar geçen süreyi inceleyen istatistiksel yöntemler bütünü.
Sağlamcılık (Ableizm)
Engelli bireylere yönelik sistematik ayrımcılık; toplumun sadece engelsiz bireylerin ihtiyaçlarına göre tasarlanması ve engelli bireylerin yetersiz veya eksik görülmesi eğilimi.
Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi (HRQoL)
Hastalığın ve tedavinin hastanın fiziksel, psikolojik ve sosyal refahı üzerindeki etkilerini değerlendiren ölçüt.
Schmidt-Lanterman incisures (SLIs)
Miyelin kılıfı boyunca sitoplazmik sürekliliği sağlayan ve bu çalışmada otoantikorların birincil hedefi olan mikroskobik kanallar.
Schwann Hücresi
Periferik sinir sistemindeki aksonları saran ve miyelin kılıfı oluşturan glia hücreleri.
Scoping Review
Belirli bir araştırma alanındaki mevcut kanıtları haritalandırmak, temel kavramları tanımlamak ve literatürdeki boşlukları belirlemek için kullanılan sistematik inceleme yöntemi.
sdLDL-c (Small dense LDL)
Küçük yoğun düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol; damar sertliği ve metabolik bozukluklarla ilişkili, LDL'nin daha küçük ve yoğun bir alt parçacığı.
Secretory Autophagy (Sekretuar Otofaji)
Hücre içindeki bazı protein ve sitozolik bileşenlerin, lizozomda yıkılmak yerine otofajik veziküller aracılığıyla hücre dışına salgılanmasını sağlayan konvansiyonel olmayan salgılama yolu.
Seed Amplification Assay (SAA)
Yanlış katlanmış patolojik proteinlerin (örneğin TDP-43) çok düşük miktarlarda bile laboratuvar ortamında çoğaltılarak tespit edilmesini sağlayan yüksek hassasiyetli teknik.
Segmentasyon Algoritması
Veri setlerini (bu vakada ses kayıtlarını) belirli özelliklerine göre anlamlı parçalara veya birimlere ayıran matematiksel işlem dizisi.
Segregasyon (Segregation)
Belirli bir genetik varyantın veya hastalığın, aile bireyleri arasında nesilden nesile hastalık durumuyla uyumlu şekilde aktarılması.
Sekonder Progresif Multipl Skleroz (SPMS)
Multipl skleroz (MS) hastalığının, başlangıçtaki atak ve iyileşme dönemlerinin ardından, nörolojik fonksiyonların kademeli ve sürekli olarak kötüleştiği ilerleyici evresi.
Selektif Kırılganlık
Nörodejeneratif hastalıklarda belirli sinir hücresi gruplarının, diğerlerine göre hastalığa karşı daha duyarlı olması ve daha erken hasar görmesi durumu.
Self-administered (Kendi kendine uygulanan)
Bir sağlık profesyonelinin doğrudan gözetimi veya müdahalesi olmaksızın, hastanın testi veya ölçümü kendi başına gerçekleştirmesi yöntemi.
Semptom
Bir hastalığın veya durumun belirtisi.
Semptom Başlangıcı (Symptom Onset)
Hastalığa ait ilk belirtilerin hastada görülmeye başladığı zaman noktası.
Senesans
Hücrenin normal fonksiyonlarını sürdürmesine rağmen bölünme yeteneğini kalıcı olarak kaybetmesi, hücresel yaşlanma.
Senolitik
Yaşlanmış (senesent) ve artık bölünmeyen ancak çevre dokulara zarar veren hücreleri seçici olarak yok etmeyi hedefleyen tedavi yöntemi veya ajan.
Sense of Coherence
Bireyin yaşam olaylarını anlamlı, yönetilebilir ve başa çıkılabilir olarak algılama derecesini ifade eden psikolojik bir kavram veya çerçeve.
Sensorimotor Korteks
Beyinde hem duyusal bilgilerin işlendiği hem de motor hareketlerin planlanıp kontrol edildiği merkezleri kapsayan bölge.
Sensory neuropathy
Duyu sinirlerinin hasar görmesiyle karakterize, his kaybı veya anormal hislere yol açan durum.
Septin multimer
Hücre içi iskelet yapısında yer alan ve bu çalışmada otoantikorların hedefi olarak tanımlanan protein kompleksleri.
Serbest Radikaller
Eşleşmemiş elektron içeren, hücre yapılarına ve DNA'ya zarar verebilen yüksek derecede reaktif moleküller.
Serebrospinal Sıvı (CSF)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, koruma ve besleme görevi gören beyin omurilik sıvısı.
Serious Adverse Events (SAE)
Tedavi sürecinde meydana gelen ölüm, hastaneye yatış veya kalıcı sakatlık gibi ciddi tıbbi sonuçlar.
SERM (Seçici Östrojen Reseptör Modülatörü)
Vücudun farklı dokularında östrojen reseptörlerini bazen taklit eden bazen de engelleyen ilaç sınıfı.
Seronegatif
Bir hastalıkta (bu vakada Miyasteni Gravis'te) genellikle tespit edilen spesifik antikorların hastanın kan serumunda bulunmaması durumu.
Serum neurofilament heavy chain (sNfH)
Özellikle motor nöron hasarını yansıtan, aksonal iskeletin yapısal bir bileşeni olan ve kan serumunda ölçülebilen ağır zincir protein biyobelirteci.
Serum neurofilament light (sNfL)
Sinir hücrelerinin (aksonların) hasar görmesiyle kana salınan, ALS ve diğer nörodejeneratif hastalıklarda hastalık şiddetini ve seyrini izlemek için kullanılan hassas bir biyobelirteç.
Serum neurofilament light chain (sNfL)
Aksonal hasar meydana geldiğinde kan dolaşımına salınan, nörodejenerasyonun hassas bir biyobelirteci olan protein alt birimi.
Servikal Spinal MRG
Boyun bölgesindeki omuriliğin yapısını ve olası doku kayıplarını incelemek için kullanılan manyetik rezonans görüntüleme tekniği.
Sex-stratified
Verilerin biyolojik cinsiyete göre gruplara ayrılarak, her grup için ayrı ayrı analiz edilmesi yöntemi.
Sfingolipidler
Hücre zarlarının temel bileşenlerinden olan ve hücreler arası iletişim ile sinyal iletiminde kritik rol oynayan bir yağ sınıfı.
Sfingozin-1-Fosfat (S1P)
Hücre büyümesi, hayatta kalması ve göçü gibi birçok biyolojik süreci düzenleyen, sinyal iletiminde görev alan bir lipid molekülü.
SHAP (Shapley Additive Explanations)
Makine öğrenmesi modellerinin çıktılarını açıklamak için kullanılan, her bir özelliğin tahmine ne kadar katkıda bulunduğunu gösteren yöntem.
SHIRPA score
Farelerde nörolojik ve davranışsal anormallikleri değerlendirmek için kullanılan bir tarama protokolüdür.
Sialorrhea
Aşırı tükürük salgılanması veya tükürüğün ağız dışına akması durumu; salya akması.
Sigma-1 reseptörü (Sig1R)
Endoplazmik retikulum (ER) fonksiyonunu, hücresel stres yanıtlarını ve otofajiyi düzenleyen bir ER şaperon proteinidir.
Signal-to-Noise Ratio (Sinyal-Gürültü Oranı)
İstenen anlamlı bilginin (sinyal), istenmeyen arka plan verisine (gürültü) olan oranı; BCI sistemlerinde doğruluğu belirleyen temel faktör.
Silimarin
Antioksidan ve nöroprotektif (sinir koruyucu) özelliklere sahip, polifenolik yapıda bir bileşik.
Siliyogenez (Ciliogenesis)
Hücre yüzeyinde bulunan ve hücreler arası iletişim ile sinyal iletiminde görev alan silya (kamçı benzeri yapılar) oluşumu süreci.
Silo Halinde Çalışmak
Araştırmacıların veya ekiplerin birbirinden izole, bilgi ve kaynak paylaşımı yapmadan, kendi içlerine kapalı bir şekilde çalışması durumu; iş birliğinin önünde engel teşkil eder.
Sinaps
Nöronların birbirleriyle veya diğer efektör hücrelerle iletişim kurmasını sağlayan özelleşmiş bağlantı noktaları.
Sinaptik Aktif Zon
Nörotransmitterlerin salgılandığı, sinir hücreleri arasındaki iletişimin gerçekleştiği presinaptik membrandaki özelleşmiş bölge.
Sinaptik Budanma (Synaptic Pruning)
Beyin gelişimi veya hastalık süreçlerinde, nöronlar arasındaki zayıf veya gereksiz bağlantıların (sinapsların) temizlenmesi süreci.
Sinaptik Disfonksiyon
Nöronlar arasındaki iletişim noktaları olan sinapsların işlevini yerine getirememesi, sinirsel iletimin bozulması.
Sinaptik Plastisite
Sinir hücreleri arasındaki bağlantıların (sinapsların) deneyim ve öğrenmeye bağlı olarak güçlenme veya zayıflama yeteneği.
Sinaptik Yarık (Synaptic Cleft)
İki sinir hücresi arasında kimyasal sinyallerin iletildiği mikroskobik boşluk.
Sinaptik Yoğunluk
Sinir hücreleri arasındaki iletişim noktalarının (sinapsların) belirli bir alandaki miktarı; beyin sağlığı ve bilişsel yetinin önemli bir göstergesidir.
Single-nuclei RNA sequencing (snRNA-seq)
Tek bir hücre çekirdeğindeki genetik materyali inceleyerek, doku içindeki hücrelerin çeşitliliğini ve işlevini belirleyen ileri teknoloji yöntem.
Single-nucleus transcriptomics
Tek bir hücre çekirdeğindeki genetik ifadelerin (RNA) analiz edilerek hücrenin fonksiyonel durumunun belirlenmesi yöntemi.
Sinir Sistemi
Vücudun içsel ve dışsal uyaranları algılamasını, işlemesini ve bunlara tepki vermesini sağlayan karmaşık biyolojik ağ.
Sinyal Yolları (Wnt, Shh, Tie-2)
Hücreler arası iletişimi sağlayan ve Kan-Beyin Bariyeri'nin yapısal bütünlüğünü ve onarımını kontrol eden biyokimyasal mekanizmalar.
Sinükleinopatiler
Beyin hücrelerinde alfa-sinüklein proteininin anormal birikimi ile karakterize edilen, Parkinson ve Lewy cisimcikli demans gibi hastalıkları kapsayan grup.
Siplizumab (TCD601)
T lenfositleri ve doğal katil (NK) hücreleri üzerinde bulunan CD2 molekülüne bağlanan, bağışıklık sistemini düzenleyici bir monoklonal antikor.
siRNA (Small interfering RNA)
Gen ifadesini susturmak için spesifik haberci RNA (mRNA) moleküllerini parçalayan kısa, çift sarmallı RNA dizileri.
Sirtuin
Hücresel yaşlanma, inflamasyon, metabolizma ve protein deasetilasyonu süreçlerinde önemli roller oynayan, NAD+ bağımlı bir enzim ailesi.
Sistematik Derleme
Belirli bir klinik soruya yanıt vermek amacıyla, ilgili tüm bilimsel kanıtların kapsamlı, şeffaf ve tekrarlanabilir bir şekilde toplanması, değerlendirilmesi ve sentezlenmesi süreci.
Sisterna Magna
Beyincik ile omurilik soğanı arasında bulunan ve beyin omurilik sıvısı içeren genişlemiş alan.
Site of onset (Başlangıç bölgesi)
ALS hastalığında ilk kas güçsüzlüğü veya belirtilerinin ortaya çıktığı anatomik bölge (örneğin konuşma/yutma kaslarını etkileyen bulber başlangıç veya kol/bacakları etkileyen spinal başlangıç).
Sitoplazmik Agregasyon
Proteinlerin hücrenin sitoplazma kısmında anormal şekilde kümelenerek birikmesi ve hücresel işlevleri bozması.
Sitoplazmik Mislokalizasyon
Normalde hücre çekirdeğinde bulunması gereken bir proteinin, hatalı bir şekilde hücrenin sitoplazma kısmına göç etmesi ve orada birikmesi.
Sitoplazmik yanlış yerleşim (Cytoplasmic mislocalization)
Normalde hücre çekirdeğinde bulunması gereken bir proteinin (TDP-43 gibi) hücrenin sitoplazma adı verilen dış kısmına hatalı bir şekilde taşınması veya orada birikmesi durumu.
Sitoskeleton
Hücreye şeklini veren, yapısal destek sağlayan ve hücre içi taşımada rol oynayan protein lifleri ağı (hücre iskeleti).
Sitotoksisite
Hücreler için zehirli olma, hücre hasarına veya ölümüne yol açma durumu.
Siyanotoksin
Mavi-yeşil algler (siyanobakteriler) tarafından üretilen ve suda yaşayan canlılar ile insanlar için zehirli olan biyolojik maddeler.
Skeletal muscle atrophy (İskelet kası atrofisi)
ALS gibi nörodejeneratif hastalıklarda motor sinirlerin uyarımını kaybetmesi veya metabolik bozukluklar sonucu kas kütlesinin, lif çapının ve gücünün azalması durumu.
Skin Biopsy (Deri Biyopsisi)
Sinir lifi yoğunluğu ve morfolojik değişiklikleri incelemek amacıyla deriden küçük bir doku parçası alınması işlemi.
Slc7a11
Hücre içine sistin alımını sağlayarak antioksidan üretimi için kritik rol oynayan bir taşıyıcı protein.
Slow vital capacity
Akciğerlerden yavaş ve tam bir şekilde nefes verilebilen hava hacmi; solunum fonksiyonunu değerlendirmek için kullanılır.
SMA (Spinal Müsküler Atrofi)
Omurilikteki motor sinir hücrelerini etkileyerek kas kaybına, zayıflığına ve ilerleyici hareket kısıtlılığına yol açan genetik bir nöromüsküler hastalık.
Small Molecules (Küçük Moleküller)
Düşük moleküler ağırlığa sahip, hücre zarlarından kolayca geçebilen ve genellikle ağız yoluyla alınan farmasötik bileşikler.
sncRNA (Small non-coding RNA)
Protein kodlamayan ancak gen ifadesi ve hücresel süreçlerin düzenlenmesinde kritik rol oynayan küçük RNA molekülleri.
Sniff Nasal Pressure
Burun yoluyla yapılan nefes alma gücünü ölçerek solunum kaslarının durumunu değerlendiren bir test.
snRNA-seq
Tek çekirdekli RNA dizileme. Tek tek hücre çekirdeklerinden elde edilen RNA'nın dizilenmesi tekniğidir.
Social Cognition (Sosyal Biliş)
Bireylerin diğer insanların duygularını, niyetlerini, düşüncelerini ve sosyal ipuçlarını anlama, yorumlama ve bunlara uygun şekilde yanıt verme yeteneği.
SOD1 (Superoxide Dismutase 1)
ALS vakalarının bir kısmına neden olan mutasyonları barındırabilen, hücreleri oksidatif hasardan koruyan bir enzim ve bu enzimi kodlayan gen.
SOD1 Geni
Süperoksit dismutaz 1 enzimini kodlayan ve mutasyonları ailesel ALS vakalarının önemli bir kısmından sorumlu olan gen.
SOD1 mouse model
İnsanlardaki ailesel ALS'yi taklit etmek için süperoksit dismutaz 1 gen mutasyonu taşıyan transjenik fare modeli.
SOD1 Mutasyonu
Süperoksit dismutaz 1 geninde meydana gelen ve ALS'nin ailesel formlarında sıkça görülen genetik değişiklik.
SOD1 Proteini
Süperoksit dismutaz 1, hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasardan koruyan bir enzimdir. Bazı ALS vakalarında yanlış katlanması hastalığın ilerlemesine katkıda bulunur.
SOD1 variant
SOD1 genindeki normal dizilimden farklılık gösteren bir genetik değişiklik.
SOD1*G93A mouse model
İnsan ALS hastalığının genetik bir formunu taklit etmek için kullanılan, SOD1 geninde G93A mutasyonu taşıyan bir fare modelidir.
SOD1-ALS
Süperoksit dismutaz 1 genindeki mutasyonlar sonucu gelişen, ALS'nin genetik bir formu.
SOD1-G93A
Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığının fare modelinde kullanılan transgenik bir mutasyon.
Solunum disfonksiyonu
Diyafram ve interkostal kasların zayıflığına bağlı olarak gelişen, akciğerlerin yeterli havalanmasını engelleyen solunum yetmezliği durumu.
Solunum Yetmezliği (Respiratory Insufficiency)
Akciğerlerin vücut için gerekli gaz değişimini (oksijen alımı ve karbondioksit atımı) yeterli düzeyde gerçekleştirememesi durumu.
Somatic mosaicism
Bir bireyin hücrelerinde farklı genetik yapılar bulunması durumu. Bu, gelişim sırasında veya daha sonra ortaya çıkan somatik mutasyonlar sonucu oluşur.
Somatik Mutasyon
Germ hattı hücrelerinde değil, vücut hücrelerinde (somatik hücreler) meydana gelen genetik değişiklikler.
Somatosensoriyel Korteks
Beynin dokunma, sıcaklık, ağrı ve vücut pozisyonu gibi duyusal bilgileri işleyen bölgesi.
Sonication
Belirli bir bölgeye kontrollü bir şekilde ultrason veya ses dalgaları uygulama işlemi.
Sonographic assessment
Ses dalgaları (ultrason) kullanılarak vücut yapılarının, bu bağlamda kas kalınlığının görüntülenmesi ve ölçülmesi.
Spastic paraparesis
Bacaklarda kas tonusunun artması (sertlik) ve buna bağlı olarak ortaya çıkan hafif güç kaybı ile karakterize motor bozukluk.
Spatial Transcriptomics
Hücrelerin doku içindeki konumlarını koruyarak gen ifadelerini haritalandıran ileri düzey bir analiz yöntemi.
Spatiotemporal
Bir olgunun hem mekansal (beyindeki konum) hem de zamansal (zaman içindeki değişim) boyutlarını kapsayan terim.
Specialty Palliative Care (SPC) / Uzmanlaşmış Palyatif Bakım
Ciddi ve yaşamı tehdit eden hastalıklara sahip bireylerde ağrı, nefes darlığı gibi fiziksel semptomları hafifletmeyi, psikososyal ve manevi destek sağlayarak yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen, bu alanda uzmanlaşmış sağlık profesyonelleri tarafından sunulan multidisipliner bakım dalı.
Spectral data
Spektral veri; beyin dalgalarının frekans bileşenlerine (örn. alfa, beta, gama bantları) ayrıştırılarak analiz edilmesiyle elde edilen veri.
Spectral Moments
Bir ses spektrumunun şeklini ve dağılımını tanımlayan istatistiksel ölçütler (ortalama, standart sapma, çarpıklık ve basıklık).
Speech and Language Pathologist (Dil ve Konuşma Patoloğu)
Konuşma, dil, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirilmesi, teşhisi ve rehabilitasyonu konusunda uzmanlaşmış sağlık profesyoneli.
Speech Fluency (Konuşma Akıcılığı)
Bireyin kelimeleri ve cümleleri duraksamadan, hızlı ve dilbilgisel olarak doğru bir şekilde üretebilme yeteneği; bilişsel işlevlerin önemli bir göstergesi.
Speech-language pathologist (Dil ve Konuşma Terapisti)
Konuşma, dil, ses ve yutma bozukluklarının tanısı ve rehabilitasyonu üzerine uzmanlaşmış sağlık profesyoneli.
Speech-Language Pathology (SLP)
İletişim, konuşma, dil, ses ve yutma bozukluklarının önlenmesi, teşhisi ve rehabilitasyonu ile ilgilenen klinik uzmanlık alanı (Dil ve Konuşma Terapisi).
Spektrum Bozukluğu
Benzer belirtileri paylaşan ancak şiddeti ve sunumu kişiden kişiye değişebilen bir grup ilişkili hastalığı tanımlayan terim.
Sphingolipids (Sfingolipidler)
Hücre zarı yapısında bulunan, sinyal iletimi ve hücresel süreçlerde rol oynayan, ALS patogenezinde de rolü olduğu düşünülen bir lipid (yağ) sınıfı.
Spinal Başlangıç
ALS belirtilerinin ilk olarak kol veya bacaklardaki kaslarda güçsüzlük ve seyirme ile başlaması durumu.
Spinal Cord (Spinal Kord / Omurilik)
Beyinden gelen sinirsel sinyalleri vücuda ileten ve merkezi sinir sisteminin önemli bir parçası olan omurilik yapısı.
Spinal fluid (Spinal sıvı)
Beyin ve omuriliği çevreleyen, bu yapıları koruyan ve besleyen berrak sıvı (beyin omurilik sıvısı).
Spinal Müsküler Atrofi (SMA)
Omurilikteki motor sinir hücrelerini etkileyerek ilerleyici kas kaybına, güçsüzlüğe ve hareket kısıtlılığına yol açan genetik bir nöromüsküler hastalık.
Spinal Network Excitability
Omurilikteki sinir hücreleri ve sinapsların, gelen uyarılara yanıt verme eşiği ve şiddeti; sinir ağının uyarılma kapasitesi.
Spinal ve Bulber Müsküler Atrofi (SBMA)
Kennedy hastalığı olarak da bilinen, motor nöronların kaybı sonucu kaslarda erime ve zayıflıkla seyreden genetik bir nöromüsküler bozukluk.
Spinal-onset
ALS hastalığının ilk belirtilerinin omurilik kaynaklı olarak kol veya bacak kaslarında başlaması durumu.
Spinocerebellar Ataxia (SCA)
Beyincik ve omurilik yollarının bozulmasıyla karakterize, denge ve koordinasyon kaybına yol açan genetik hastalık grubu.
Splay score
Farelerde arka ayakların ayrıklık derecesini ölçerek motor fonksiyonunu değerlendiren bir ölçüttür.
Splaysing (Ekleme)
Ham RNA molekülünden işlevsiz kısımların çıkarılıp anlamlı kısımların birleştirilerek olgun mRNA oluşturulması işlemi.
Splice Modulation
Genetik bilginin protein üretimi sırasında işlenme sürecinin (kırpılma ve birleştirme) tedavi amaçlı değiştirilmesi.
Spliceosome (Splaysozom)
Hücre çekirdeğinde genetik koddaki gereksiz kısımları (intronları) çıkararak anlamlı protein kodlarını (ekzonları) birleştiren karmaşık yapı.
Spliceozom
RNA splicing işlemini gerçekleştiren RNA ve protein kompleksidir.
Splicing (Ekleme) Düzenleyiciler
RNA'nın protein üretimi öncesinde hatalı kısımlarının (intronlar) temizlenip doğru kısımlarının birleştirilmesi sürecini düzenleyen tedavi edici ajanlar.
Splicing Repression (Ekleme Baskılanması)
Genetik bilginin işlenmesi sırasında belirli RNA dizilerinin (intronlar veya kriptik ekzonlar) olgun mRNA'ya dahil edilmesinin engellenmesi süreci.
Split hand pattern
ALS hastalığında el kaslarının belirli bir düzen dahilinde erimesini ifade eden, ancak flail limb sendromunda nadir görülen klinik bulgu.
Sporadic (sALS and sFTD)
Ailevi olmayan, kalıtsal olmayan ALS ve FTD vakaları.
Sporadic ALS (Sporadik ALS)
Aile öyküsü olmaksızın, kalıtsal olmayan nedenlerle kendiliğinden ortaya çıkan ALS formu (tüm ALS vakalarının yaklaşık %90-95'ini oluşturur).
Sporadic Amyotrophic Lateral Sclerosis (sALS)
Belirgin bir aile öyküsü olmaksızın ortaya çıkan, motor nöronların kaybıyla karakterize ilerleyici sinir sistemi hastalığı.
Sporadik ALS
ALS vakalarının çoğunluğunu oluşturan, bilinen genetik bir nedeni olmayan ALS formu.
Sporadik Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS)
Ailesel olmayan, rastlantısal olarak ortaya çıkan ve motor nöronların ilerleyici dejenerasyonu ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır.
Sporadik ve Familial ALS
Sporadik ALS, genetik bir geçmiş olmaksızın rastgele ortaya çıkan; Familial ALS ise ailevi geçişli, genetik mutasyonlara bağlı gelişen ALS türüdür.
SPP1 (Secreted Phosphoprotein 1)
Osteopontin olarak da bilinen, hücre göçü, inflamasyon ve doku onarımında rol oynayan, nörodejenerasyonda ekspresyonu artan bir protein.
Stacking Ensemble
Birden fazla makine öğrenmesi modelinin tahminlerini birleştirerek daha yüksek performans elde etmeyi amaçlayan öğrenme yöntemi.
Staging
Bir hastalığın ilerleme derecesini veya ciddiyetini belirli kriterlere göre sınıflandırma süreci.
Standard-of-care (Standart Bakım)
Belirli bir hastalık veya durum için tıp camiası tarafından kabul görmüş ve yaygın olarak uygulanan mevcut en iyi tedavi veya tanı yöntemi.
Statin
Kanda kolesterol seviyelerini düşürmek için kullanılan, HMG-CoA redüktaz enzimini inhibe eden ilaç grubu.
Statinler
Kolesterol seviyelerini düşürmek için kullanılan ilaçlardır.
Stentrode
Damar içine yerleştirilen ve beyin sinyallerini kaydedebilen stent benzeri elektrot dizisi.
Stepwise Linear Discriminant Analysis (SWLDA)
Beyin sinyallerini sınıflandırmak ve gürültüden arındırarak anlamlı veriyi seçmek için kullanılan istatistiksel bir yöntem.
Sterik Engel (Steric Hindrance)
Moleküllerin hacimsel büyüklükleri nedeniyle birbirlerine yaklaşamaması veya belirli bir bölgeye bağlanamaması durumu.
Steroid Stres Dozları
Vücudun stresli durumlarda (ameliyat, ciddi enfeksiyon vb.) normalden daha fazla kortizol üretmesi gerektiğinde, dışarıdan verilen yüksek doz steroid tedavisidir. Özellikle bazı hastalıkları olan kişilerde hayati önem taşıyabilir.
Stoma
Vücutta cerrahi olarak açılan ve dışarıya açılan ağız veya açıklık; bu vakada tüpün mideye girdiği bölge.
Stratification
Hastaların tedaviye yanıt, hastalık seyri veya risk faktörlerine göre homojen alt gruplara ayrılması işlemi.
Stratifikasyon (Tabakalandırma)
Hastaların klinik veya biyolojik özelliklerine göre, tedaviye verecekleri yanıtı veya hastalık seyrini öngörmek amacıyla benzer alt gruplara ayrılması.
sTREM2
Miyeloid hücrelerde eksprese edilen çözünür tetikleyici reseptör 2; mikroglial aktivasyonu ve nöroinflamasyonu yansıtan bir protein.
Stres granülleri
Stres altında oluşan ve iyileşme sırasında hızla parçalanan korunmuş biyomoleküler yoğunlaşmalar.
Stress Granules (SG)
Hücre stres altındayken RNA ve proteinlerin geçici olarak bir araya gelerek oluşturduğu kümeler; ALS'de bu yapıların bozulması patolojiktir.
Structural perturbation
Bir molekülün veya protein lifinin doğal yapısının, laboratuvar işlemleri sırasında bozulması veya değişikliğe uğraması.
Structure-Activity Relationship (SAR)
Bir kimyasal bileşiğin moleküler yapısı ile gösterdiği biyolojik aktivite arasındaki ilişkiyi inceleyen analiz.
Subcellular compartmentalization
Hücre içindeki yapıların (çekirdek, sitoplazma, organeller) belirli görevleri yerine getirmek üzere birbirinden ayrılmış bölümler halinde organize olması.
Subkutan
İlacın deri altındaki dokuya enjekte edilmesi yöntemi.
Sublingual
İlacın dil altından emilerek kana karışmasını sağlayan uygulama yolu.
Substantia Nigra
Orta beyinde yer alan, dopamin üreten hücrelerin yoğun olduğu ve Parkinson hastalığında hasar gören bölge.
SUMOylasyon
Küçük ubiquitin benzeri modifikatör (SUMO) proteinlerinin, hedef proteinlere kovalent olarak bağlanmasıyla gerçekleşen ve protein işlevini düzenleyen bir post-translasyonel modifikasyon süreci.
Superior Parietal Lobül (SPL)
Beynin parietal lobunun üst kısmında bulunan, duyusal bilgilerin birleştirilmesi, mekansal algı ve dikkat süreçlerinden sorumlu bölge.
Suppressive function
Düzenleyici hücrelerin, diğer bağışıklık hücrelerinin aktivitesini durdurma veya yavaşlatma kapasitesi.
Supraspinal Pathways
Beyinden başlayıp omuriliğe inen ve buradaki motor faaliyetleri ile refleksleri yukarıdan aşağıya doğru düzenleyen sinir yolları.
Sural nerve biopsy
Teşhis amacıyla bacağın duyu sinirinden küçük bir parça alınması işlemi.
Surface Electromyography (sEMG)
Kas aktivitesini cilt yüzeyine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla ölçen, iğne gerektirmeyen (non-invaziv) yöntem.
Suspension (Süspansiyon)
Katı bir etkin maddenin sıvı bir ortam içinde çözünmeden, homojen bir şekilde dağılmasıyla elde edilen sıvı ilaç formu.
Symptom prevalence
Belirli bir popülasyonda veya hastalık grubunda, belirli bir zaman diliminde görülen hastalık belirtilerinin (semptomların) görülme sıklığı veya yaygınlığı.
Synaptic Plasticity (Sinaptik Plastisite)
Sinir hücreleri arasındaki bağlantıların (sinapsların) deneyim ve aktiviteye bağlı olarak güçlenme veya zayıflama yeteneği.
Synaptic Transmission (Sinaptik İletim)
Bir sinir hücresinden diğerine kimyasal veya elektriksel sinyaller aracılığıyla bilgi aktarılması süreci.
Synergistic Effect (Sinerjik Etki)
İki veya daha fazla ilacın birlikte kullanıldığında, tek başlarına gösterdikleri etkilerin toplamından daha güçlü bir etki yaratması.
Systematic Review
Belirli bir soruya yanıt aramak amacıyla, önceden belirlenmiş kriterlere uygun tüm bilimsel çalışmaların sistematik olarak taranması ve değerlendirilmesi.
Süperoksit Dismutaz 1 (SOD1)
Oksijen radikallerini detoksifiye eden bir enzimdir. Mutasyonları ALS'ye neden olabilir.
Sınıflandırıcı (Classifier)
Veri setlerini önceden tanımlanmış kategorilere (örneğin: ALS hastası veya kontrol grubu) atamak için kullanılan algoritma.
Sıvı-Katı Geçişi (Liquid-to-Solid Transition)
Protein kondensatlarının dinamik, sıvı benzeri bir durumdan, geri dönüşümsüz ve patolojik katı/amiloid benzeri bir duruma dönüşmesi süreci.
Sıvı-Sıvı Faz Ayrışması (LLPS)
Hücre içindeki protein ve RNA gibi moleküllerin, bir zarla çevrili olmaksızın yağ damlacıkları gibi yoğunlaşarak organize olması süreci.
Şaperon Aracılı Otofaji (CMA)
Hücre içindeki hasarlı proteinlerin şaperon proteinleri tarafından tanınarak doğrudan lizozomlara taşındığı ve burada parçalandığı seçici bir geri dönüşüm mekanizması.
Şaperonlar
Diğer proteinlerin katlanmasına ve açılmasına yardımcı olan proteinler.
T cells
Bağışıklık sisteminin adaptif (edinilmiş) koluna ait olan ve spesifik antijenlere yanıt veren beyaz kan hücreleri.
T-Cell Dysregulation (T-Hücresi Disregülasyonu)
Bağışıklık yanıtında kritik rol oynayan T-lenfositlerinin miktar veya fonksiyon açısından normal dengesinin bozulması.
Tanı (Diagnosis)
Bir hastalığın belirtilerini, bulgularını ve test sonuçlarını değerlendirerek hastalığın ne olduğunu belirleme süreci.
Tanısal gecikme
Bir hastalığın semptomlarının başlaması ile kesin tanısının konulması arasında geçen sürenin uzaması durumu.
Tanısal Gruplar
Hastaların sahip oldukları hastalıklara göre sınıflandırıldığı kategoriler.
Tarama (Screening)
Belirli bir hastalığı veya durumu, klinik olarak tam belirginleşmeden veya hastalar tarafından bildirilmeden önce tespit etmek için kullanılan değerlendirme süreci.
Tarama Sorusu (Screening Question)
Belirli bir hastalığı veya durumu klinik olarak tespit etmek amacıyla kullanılan yönlendirici soru.
TARDBP
TAR DNA-bağlayıcı protein, RNA metabolizmasında rol oynayan bir proteindir.
Tau
Sinir hücrelerinin iç yapısını stabilize eden ancak Alzheimer gibi hastalıklarda yumaklar oluşturarak hücre hasarına yol açan bir protein.
Tau fosforilasyonu
Hücre içi iskeleti destekleyen tau proteinine fosfat gruplarının eklenmesi; aşırı gerçekleştiğinde sinir hücrelerinde düğümlere ve hasara yol açar.
Tau Hiperfosforilasyonu
Tau proteinine aşırı fosfat bağlanması sonucu mikrotübül yapısının bozularak nöron içinde zararlı yumaklar oluşturması süreci.
Tau Proteini
Normalde sinir hücrelerinin yapısını destekleyen ancak Alzheimer gibi hastalıklarda beyinde anormal şekilde birikerek hücre ölümüne yol açan bir protein.
Tau-PET tracers
Beyindeki tau protein birikimlerini radyoaktif işaretleyiciler kullanarak görüntülemeyi sağlayan ileri teknoloji görüntüleme ajanları.
Tauopathies
Beyinde tau proteinlerinin anormal şekilde katlanması ve birikmesiyle karakterize edilen nörodejeneratif hastalıklar grubu.
Tavan Vinci (Overhead Lift)
Hareket kabiliyeti kısıtlı hastaların yataktan tekerlekli sandalyeye veya başka bir yere güvenli transferini sağlayan mekanik kaldırma sistemi.
TCA Döngüsü
Trikarboksilik asit döngüsü (Krebs döngüsü); hücrelerin enerji üretmek için kullandığı temel metabolik yolak.
TDP-43 (TAR DNA-binding protein 43)
ALS hastalarının %90'ından fazlasında hücre çekirdeğinden sitoplazmaya sızarak anormal kümeler oluşturan ve sinir hücresi ölümüne yol açan kritik bir protein.
TDP-43 Pathology
ALS hastalarının %97'sinde görülen, normalde çekirdekte bulunan TDP-43 proteininin sitoplazmada anormal şekilde birikmesi durumu.
TDP-43 Patolojisi
ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda, normalde çekirdekte bulunan TDP-43 proteininin sitoplazmada anormal şekilde birikerek kümelenmesi ve hücresel toksisiteye yol açması durumu.
TDP-43 Proteini
Gen ekspresyonu ve RNA metabolizmasında rol oynayan bir protein. ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda anormal şekilde katlanarak hücre içinde toksik kümeler oluşturabilir.
TDP-43 Proteinopatisi
ALS hastalarının büyük çoğunluğunda görülen, TDP-43 proteininin hücre çekirdeğinden sitoplazmaya yer değiştirerek anormal kümeler oluşturması durumu.
TDP-43 türleri
ALS ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda anormal birikimler ve yanlış katlanmalar gösteren, RNA metabolizmasında rol oynayan bir protein olan 'TAR DNA bağlayıcı protein 43'ün farklı formlarıdır.
Tedavi
Bir hastalığı veya yaralanmayı iyileştirmek için uygulanan tıbbi müdahale.
Tek hücre transkriptomik
Gen ifadesini tek tek hücreler düzeyinde yüksek çözünürlükle incelemeye olanak tanıyan bir moleküler biyoloji tekniği.
Tek Karbon Metabolizması (OCM)
Hücrelerde metil gruplarının transferini sağlayan, DNA sentezi ve amino asit dengesi için kritik olan biyokimyasal reaksiyonlar dizisi.
Tek Çekirdek Çözünürlüğü (Single-nucleus resolution)
Hücrelerin genetik ve moleküler aktivitelerini, hücre bütünlüğünü bozmaya gerek kalmadan, doğrudan tek bir hücre çekirdeği düzeyinde incelemeye olanak tanıyan son derece hassas bir analiz yöntemi.
Telehealth (Tele-sağlık)
Sağlık hizmetlerinin ve klinik takibin, telekomünikasyon teknolojileri kullanılarak uzaktan gerçekleştirilmesi.
Telemedicine (Tele-tıp)
Sağlık hizmetlerinin ve tıbbi bilgilerin iletişim teknolojileri aracılığıyla uzaktan sunulması.
Teletıp (Telemedicine)
Sağlık hizmetlerinin ve tıbbi bilgilerin telekomünikasyon teknolojileri aracılığıyla uzaktan sunulması.
Terapötik
Hastalıkların iyileştirilmesi veya semptomların hafifletilmesi amacıyla uygulanan tedavi edici yöntemler.
Terapötik Hedef
Bir hastalığın tedavisinde, ilacın etki etmesi için seçilen spesifik bir molekül, gen veya metabolik yolak.
Terapötik Hedefleme (Therapeutic targeting)
Belirli bir hastalığı tedavi etmek amacıyla, hastalık patolojisinde rol oynayan spesifik bir molekülü, reseptörü veya biyolojik yolu hedef alan ilaç veya tedavi yöntemi geliştirilmesi.
Terminal phase
Bir hastalığın tedaviye yanıt vermediği, aktif tedavinin yerini semptom yönetimine bıraktığı ve ölümün beklendiği son yaşam evresi.
Tetraplegia (Tetrapleji)
Boyun hizasındaki omurilik hasarı veya nörolojik hastalıklar nedeniyle her iki kol ve bacağın (dört uzvun) felç olması durumu.
Tetraspaninler
Hücre zarında bulunan ve hücre adezyonu, hareket ve sinyal iletimi gibi çeşitli hücresel süreçlerde rol oynayan protein ailesidir. CD9, CD63 ve CD81 örnekleridir.
Teşhis (Tanı)
Bir hastalığın veya tıbbi durumun muayene ve tetkikler sonucu belirlenmesi süreci.
TFR1 (Transferrin Reseptörü 1)
Hücre dışındaki demirin hücre içine alınmasını sağlayan ana taşıyıcı reseptör.
TGR5 (Takeda G-protein-coupled receptor 5)
Safra asitlerine yanıt veren, enerji harcamasını ve inflamasyonu düzenleyen bir hücre yüzeyi reseptörü.
Theranostic / Teranostik
Hem teşhis (tanı) hem de tedavi edici özellikleri tek bir sistemde birleştiren tıbbi yaklaşım.
Therapeutic Targets
Bir ilacın hastalığı tedavi etmek amacıyla vücutta etkileşime girdiği spesifik proteinler, genler veya biyolojik yolaklar.
TIGLUTIK
Riluzol etken maddesini içeren, ALS tedavisinde kullanılan bir ilacın ticari adı.
Tip I Hata
İstatistiksel analizlerde, aslında doğru olan bir boş hipotezin (etki yok hipotezi) yanlışlıkla reddedilmesi.
Tip-I İnterferon (IFN-I)
Bağışıklık sistemi hücreleri tarafından salgılanan, antiviral ve enflamatuar süreçleri düzenleyen, ancak kronik yüksekliğinde doku hasarına yol açabilen sitokin grubu.
tiRNA (tRNA-derived stress-induced RNA)
Hücresel stres durumlarında transfer RNA'ların (tRNA) belirli enzimlerle kesilmesi sonucu oluşan ve stres yanıtını koordine eden RNA parçacıkları.
Tofersen
SOD1 gen mutasyonuna bağlı ALS hastalarında, hatalı protein üretimini azaltmak için tasarlanmış bir antisens oligonükleotit tedavisidir.
Tofersen (BIIB067)
SOD1 mutasyonuna bağlı ALS hastalarında hatalı protein üretimini azaltmak için tasarlanmış antisens oligonükleotid (ASO) tipi bir ilaç.
Tokoferoller
E vitamini aktivitesi gösteren, hücre zarlarını oksidatif hasara karşı koruyan yağda çözünen bileşikler grubu.
Tolerabilite (Tolerability)
Bir ilacın veya tedavinin hastalar tarafından ne kadar iyi tolere edildiği, yani yan etkilerin şiddeti ve sıklığı nedeniyle tedaviyi bırakma oranları ve hastanın yaşam kalitesi üzerindeki etkisi.
Toll-like reseptör 4 (TLR4)
İnflamatuar yanıtların başlatılmasında rol oynayan bir sinyal yolu reseptörü.
Tongue resistance exercises (Dil direnç egzersizleri)
Dil kaslarının kuvvetini ve dayanıklılığını artırmak amacıyla, dilin bir nesneye veya cihaza karşı güç uygulayarak çalıştırılması.
Topluluk içinde yürüme/mobilite
Bireyin günlük yaşamda ev dışında, toplum içinde bağımsız olarak hareket edebilme yeteneği.
Tracer (İzleyici / Radyofarmasötik)
Vücut içindeki biyolojik süreçleri görüntülemek amacıyla damar yoluyla verilen, hafif radyoaktif özellik taşıyan işaretleyici madde.
Tracheostomy (Trakeostomi)
Hava yolunu açmak ve solunumu desteklemek amacıyla boyun bölgesinden soluk borusuna cerrahi bir delik açılması işlemi.
Tracheostomy Ventilation (TV)
Nefes borusuna cerrahi bir delik açılarak, bir cihaz yardımıyla hastanın solunumunun uzun süreli desteklenmesi işlemi.
Trajectory
Bir hastalığın başlangıcından sonuna kadar olan doğal seyri, ilerleyişi veya gidişatı.
Trakeostomi
Trakeostomi, solunum yolunu açmak için trakeaya cerrahi olarak bir açıklık oluşturulması işlemidir.
Transcranial (Transkraniyal)
Kafatası kemiği aracılığıyla veya kafatasının içinden geçen işlem veya uygulama.
Transcranial Magnetic Stimulation (TMS)
Beyindeki sinir hücrelerini uyarmak için kafa derisi üzerinden uygulanan manyetik alanları kullanan cerrahi olmayan yöntem.
Transcriptome (Transkriptom)
Bir hücre veya dokuda belirli bir zamanda sentezlenen tüm RNA moleküllerinin toplam seti.
Transcriptomic Analysis
Bir organizma veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptom) toplamının incelenerek gen ifadesindeki değişikliklerin belirlenmesi.
Transcriptomic remodeling
Yaşlanma gibi süreçlerin etkisiyle bir hücrenin gen ifade profilinde meydana gelen kapsamlı ve sistematik değişiklikler.
Transcriptomics (Transkriptomik)
Bir hücredeki veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptom) toplamını ve gen ifade düzeylerini inceleyen bilim dalı.
Transcytosis / Transisitoz
Maddelerin bir hücrenin bir ucundan diğer ucuna veziküller (kesecikler) aracılığıyla taşınması süreci; ilaçların kan-beyin bariyerini geçmesi için kullanılan bir mekanizmadır.
Transformer Architecture
Dikkat mekanizmasına (attention mechanism) dayanan, verideki uzak ilişkileri paralel olarak işleyebilen gelişmiş bir derin öğrenme modeli mimarisi.
Transgenik fare modeli
Genetik materyali (bu durumda insan CASP4 geni) yapay olarak değiştirilmiş, yabancı bir genin eklenmesiyle oluşturulmuş fare. Hastalık mekanizmalarını incelemek için kullanılır.
Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS)
Beyindeki motor korteksi dışarıdan manyetik alanla uyararak üst motor nöronların fonksiyonlarını ve uyarılabilirliğini ölçen yöntem.
Transkripsiyon
DNA üzerinde bulunan genetik bilginin RNA molekülü olarak kopyalanması süreci.
Transkripsiyonel değişiklikler
Genlerin mRNA'ya dönüştürülme sürecinde meydana gelen değişiklikler.
Transkripsiyonel Hassasiyet
Genetik bilginin RNA'ya aktarılması sürecinin hatasız ve hücrenin ihtiyacına tam uygun şekilde gerçekleşmesi.
Transkripsiyonel kayma
Bir hücredeki gen ifadesi paterninde (hangi genlerin ne ölçüde aktif veya inaktif olduğu) meydana gelen değişiklik.
Transkriptom
Bir hücre veya dokuda belirli bir zamanda sentezlenen tüm RNA moleküllerinin (mRNA, tRNA, rRNA vb.) tamamı.
Transkriptomik (Transcriptomics)
Bir hücre veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptlerin) yapısını, miktarını ve işlevini inceleyen genomik alt dalı.
Transkriptomik profilleme
Bir hücre veya dokudaki tüm RNA moleküllerinin (transkriptom) türünü ve miktarını belirleyerek gen aktivitesini analiz eden yöntem.
Transkutanöz Süperior Laringeal Sinir Stimülasyonu (TENS-SLN)
Cilt üzerinden uygulanan elektriksel uyarı ile gırtlağın üst kısmındaki siniri (süperior laringeal sinir) hedef alarak yutma refleksini veya hissini düzenlemeyi amaçlayan invaziv olmayan bir yöntem.
Translasyonel
Laboratuvar ortamındaki temel bilimsel bulguların, hastaların tanı ve tedavi süreçlerine (kliniğe) aktarılması süreci.
Translasyonel Araştırma
Laboratuvar ortamında elde edilen temel bilimsel bulguların, hastalar için pratik klinik tedavilere ve tanı yöntemlerine dönüştürülmesi süreci.
Translasyonel İnceleme
Temel bilimsel bulguların klinik uygulamalara ve hasta tedavisine dönüştürülme sürecinin değerlendirilmesi.
Translasyonel Preklinik Modeller
Laboratuvar ortamında elde edilen bulguların insanlardaki klinik çalışmalara ne kadar başarılı aktarılabileceğini belirleyen deney modelleri.
Translational Challenges
Laboratuvar ortamında elde edilen temel bilimsel bulguların, klinik uygulamalara ve insan sağlığı tedavilerine dönüştürülmesinde karşılaşılan zorluklar.
Translational Infrastructure
Laboratuvar ortamındaki temel bilimsel bulguların, klinik uygulamalara ve hasta tedavilerine dönüştürülmesini sağlayan köprü mekanizması.
Translational Research (Translasyonel Araştırma)
Laboratuvarda elde edilen temel bilimsel bulguların, klinik uygulamalara ve hastalar için yeni tedavi yöntemlerine dönüştürülmesi süreci (laboratuvardan hasta başına).
Transmisyon Elektron Mikroskobu (TEM)
Hücre içi yapıları ve sinapsları nanometre düzeyinde yüksek çözünürlükle incelemeyi sağlayan gelişmiş mikroskopi tekniği.
Transmisyon Elektron Mikroskopisi (TEM)
Hücrelerin iç yapısını ve organellerini atomik düzeyde incelemeye olanak sağlayan yüksek çözünürlüklü görüntüleme tekniği.
Transposable elements (Transpoze elementler)
Genom içerisinde yer değiştirebilen DNA dizileri; ALS'de RNA mekanizmalarındaki bozulmalarla ilişkilendirilmektedir.
Transverse Myelitis
Omuriliğin bir kesitinde meydana gelen, duyusal, motor ve otonomik fonksiyon kayıplarına neden olan inflamatuar (iltihabi) durum.
Traumatic Head Injury (THI)
Dış bir fiziksel güç nedeniyle beyin dokusunda meydana gelen hasar; travmatik beyin hasarı.
Treatment pathway
Hastanın tanıdan tedaviye ve takibe kadar olan süreçte izlediği yol.
Treatment-Emergent Adverse Events (TEAE)
İlacın ilk dozundan sonra ortaya çıkan veya mevcut durumu kötüleştiren her türlü istenmeyen yan etki.
Tregs (Regulatory T cells)
Bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesini engelleyen ve iltihabı baskılayan düzenleyici T hücreleri.
Trinucleotide repeat expansion
DNA'da üç nükleotitlik bir dizinin anormal sayıda tekrarlanması.
Triumeq
Abakavir, dolutegravir ve lamivudin etkin maddelerini içeren, retrovirüslerin çoğalmasını engelleyen kombine bir antiretroviral ilaç.
TrkB (Tropomyosin receptor kinase B)
BDNF proteininin bağlandığı ve hücre içinde koruyucu sinyalleri başlatan birincil reseptör.
TRPML1
Lizozom membranında bulunan, kalsiyum geçişini düzenleyerek hücre içi temizlik ve vezikül trafiğini kontrol eden geçici reseptör potansiyel katyon kanalı.
Tryptophan (Triptofan)
Vücutta üretilemeyen ve dışarıdan besinlerle alınması gereken, bağırsak mikrobiyotası tarafından çeşitli biyoaktif bileşiklere dönüştürülen esansiyel bir amino asit.
TTBK1/2 (Tau Tubulin Kinase 1/2)
Tau ve tübülin proteinlerini fosforile eden, nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde rol oynayan bir grup enzim.
Tyrosine Nitration
Oksidatif stres sırasında tirozin amino asidine bir nitro grubunun eklenmesiyle oluşan ve protein fonksiyonunu bozan bir modifikasyon.
Tüm Genom Dizileme (Whole Genome Sequencing - WGS)
Bir organizmanın DNA'sındaki nükleotid diziliminin tamamının tek bir seferde belirlenmesini sağlayan kapsamlı laboratuvar yöntemi.
Tünel açan nanotüpler (TNT)
Nöronlar arasında moleküler ve organel transferini sağlayan, hücreleri birbirine bağlayan ince, mikroskobik tüp benzeri yapılar.
Tünikamisin
Laboratuvar çalışmalarında hücrelerde şiddetli endoplazmik retikulum stresini tetiklemek için kullanılan bir ajan.
Ubikitin
Hücre içinde parçalanması gereken proteinleri işaretleyen küçük bir protein molekülü.
Ubikuitin
Hücrede hasar görmüş veya artık ihtiyaç duyulmayan proteinlerin işaretlenerek yıkıma gönderilmesini sağlayan küçük bir düzenleyici protein.
Ubikuitin-Proteazom Sistemi (UPS)
Hücre içindeki hasarlı, hatalı katlanmış veya gereksiz proteinlerin işaretlenip parçalanarak geri dönüştürülmesini sağlayan ana hücresel mekanizma.
Ubikuitinasyon
Bir proteinin yıkılması veya işlevinin değiştirilmesi için ubikuitin adı verilen küçük bir proteinle işaretlenmesi süreci.
Ubiquitin C-terminal Hydrolase L1 (UCHL-1)
Nöronlarda bol miktarda bulunan ve protein yıkım yollarında rol oynayan bir enzim; nöronal hasarın bir biyobelirteci olarak değerlendirilir.
Ubiquitin-Proteasome Yolu
Hücre içindeki proteinlerin 'etiketlenerek' (ubiquitin) geri dönüşüm kutusu benzeri bir yapıda (proteazom) parçalanmasını sağlayan sistem.
Ubiquitination (Ubikuitinasyon)
Proteinlerin hücre içinde yıkılması, taşınması veya aktive edilmesi için ubikuitin molekülü ile işaretlenmesi süreci.
UHPLC-QTOF-MS
Karmaşık biyolojik örneklerdeki bileşenleri yüksek çözünürlük ve hassasiyetle ayırıp tanımlayan ileri bir kimyasal analiz tekniği.
ULK1 Kompleksi
Otofaji sürecinin başlatılmasında (initiation) anahtar rol oynayan, hücresel stres ve besin sinyallerine yanıt veren protein kinaz kompleksi.
Ultra-high-caloric
Vücudun günlük bazal ihtiyacının çok üzerinde enerji sağlayan, yoğun kalori içerikli beslenme biçimi.
UNC13A
Nörotransmitter salınımında ve sinaptik vezikül döngüsünde rol oynayan, ALS ve frontotemporal demans (FTD) patogenezinde TDP-43 proteinopatisi ile ilişkili genetik bir modifikatör.
Underlying cause of death
Ölüme yol açan olaylar zincirini başlatan temel hastalık veya yaralanma.
Unfolded Protein Response (UPR)
Hücrede yanlış katlanmış proteinlerin birikmesi sonucu oluşan strese karşı hücrenin verdiği savunma yanıtı.
Unsupervised Multivariate Approach (Denetimsiz Çok Değişkenli Yaklaşım)
Verilerde önceden tanımlanmış etiketler veya gruplar olmadan, birden fazla değişken arasındaki gizli ilişkileri ve kalıpları yapay zeka/istatistiksel yöntemlerle keşfetme yöntemi.
Untargeted metabolomic profiles
Biyolojik örneklerdeki tüm küçük moleküllü metabolitlerin (metabolom) kapsamlı ve önceden belirlenmiş bir hedef olmaksızın analiz edilmesi.
Upper and Lower Motor Neuron Signs
Merkezi sinir sistemi (üst) ve çevresel sinir sistemi (alt) kaynaklı motor sinir hasarlarını gösteren klinik belirtiler.
Upper and Lower Motor Neurons
Beyinden kaslara hareket sinyallerini taşıyan, merkezi (üst) ve omurilikteki (alt) motor sinir hücreleri.
Upper Extremity
Vücudun omuz, kol, ön kol, bilek ve el kısımlarını kapsayan üst bölgesi.
Upper Motor Neuron (UMN)
Beyin ve beyin sapından omuriliğe inen motor yolları oluşturan nöronlar. Hareketin planlanması ve başlatılmasında rol oynarlar.
Upper motor neurone (UMN)
Beyinden omuriliğe motor sinyalleri taşıyan ve istemli hareketlerin başlatılmasında rol oynayan üst motor sinir hücreleri.
Uyarılabilirlik
Bir hücrenin bir uyarıya yanıt verme veya aksiyon potansiyeli oluşturma yeteneği.
Uyku iğci
Uyku sırasında elektroensefalografide (EEG) gözlemlenen, 11-16 Hz frekansında görülen ani ve kısa süreli beyin dalgalanmalarıdır.
Uyku mimarisi
Uykunun evrelerinin (REM ve non-REM) yapısal organizasyonu ve döngüsel düzeni.
Uzamsal transkriptomik
Gen aktivitesinin doku içindeki spesifik konumunu belirlemeye yarayan ileri düzey bir moleküler analiz tekniği.
Uzunlamasına
Aynı bireylerin zaman içinde birden fazla noktada takip edildiği ve verilerin toplandığı bir çalışma tasarımı.
Üst Motor Nöron
Beyinde bulunan ve hareket komutlarını omuriliğe ileten ana sinir hücreleri.
Üst Motor Nöron (UMN) Bulguları
Beyindeki motor merkezlerden kaynaklanan hasarı gösteren; kas sertliği (spastisite) ve artmış tendon refleksleri gibi klinik belirtiler.
Üst Motor Nöron (UMN) Yükü
Beyinden omuriliğe hareket sinyallerini taşıyan sinir hücrelerindeki hasarın klinik ve nörofizyolojik toplam ağırlığı.
Üst Motor Nöron Sendromu
Beyin korteksinden omuriliğe sinyal ileten nöronların hasarı sonucu oluşan spastisite, hiperrefleksi ve babinski bulgusu ile seyreden klinik tablo.
Vakuoler Tauopati
Beyin hücrelerinde tau proteinlerinin anormal birikimi ve hücre içinde boşlukların (vakuol) oluşmasıyla seyreden nadir bir nörodejeneratif hastalık.
VAPB (Vesicle-associated membrane protein-associated protein B)
Endoplazmik retikulumda bulunan, organeller arası membran temas noktalarını ve lipid taşımasını düzenleyen adaptör protein; mutasyonları ALS8 formuna yol açar.
Variant curation (Varyant kürasyonu)
Genetik varyantların klinik önemini belirlemek için bilimsel literatür ve veri tabanlarının sistematik olarak değerlendirilmesi süreci.
Variants of Uncertain Significance (VUS)
Genetik testlerde tespit edilen, hastalığa neden olup olmadığı veya klinik önemi belirsiz olan genetik varyantlar.
Varyant
Bir genin veya DNA dizisinin popülasyonda görülen, normalden farklı olan bir versiyonu veya formu. Genetik varyantlar hastalık riskini veya seyrini etkileyebilir.
Vascular Dissection
Bir damar duvarının katmanlarının yırtılarak birbirinden ayrılması ve kan akışını bozması durumu.
Vekaletname
Bir kişinin, başka bir kişiye kendi adına belirli yasal veya tıbbi kararları alma yetkisi verdiğini belirten resmi bir belgedir.
Vekil Belirteç (Surrogate Marker)
Klinik bir faydayı (sağkalım gibi) öngördüğü kabul edilen ve ilaç onay süreçlerinde kullanılan dolaylı ölçüm parametresi.
Vekil sonlanım noktası (Surrogate endpoint)
Klinik bir sonucun (örneğin sağkalım süresi) doğrudan ölçümü yerine kullanılan ve tedavinin etkinliğini daha erken aşamada yansıtan biyolojik ölçüm veya işaret.
Venöz Tromboembolizm (VTE)
Derin ven trombozu ve akciğer embolisini kapsayan, toplardamarlar içinde kan pıhtısı oluşması durumu.
Verbal Communication
Düşüncelerin sesli dil, kelimeler ve cümleler aracılığıyla ifade edildiği iletişim biçimi.
Veri Portalı
Belirli bir konu veya alanla ilgili büyük miktarda verinin merkezi olarak toplandığı, düzenlendiği ve kullanıcıların erişimine sunulduğu çevrimiçi platform.
Videofloroskopik Yutma Çalışması (VFSS)
Yutma fonksiyonunu gerçek zamanlı olarak değerlendirmek için kullanılan bir görüntüleme tekniği. Hastanın baryum içeren yiyecek ve içecekleri yutması sırasında X-ışını (floroskopi) kullanılarak yutma mekanizması detaylı bir şekilde incelenir.
Videofluoroscopy (VF)
Yutma fizyolojisini gerçek zamanlı olarak değerlendirmek için kullanılan, baryum içeren gıda ve sıvılarla yapılan dinamik bir X-ışını görüntüleme tekniğidir. Yutma güvenliği (aspirasyon/penetrasyon) ve etkinliği (rezidü) hakkında bilgi sağlar.
Viral Vectors
Genetik materyali hedef hücrelere taşımak için kullanılan, hastalık yapma yeteneği modifiye edilmiş virüsler.
Visual Analog Scale (VAS)
Hastanın ağrı şiddetini genellikle 0 ile 10 arasındaki bir çizgi üzerinde işaretleyerek belirttiği subjektif ölçüm skalası.
Vizkoelastik Jel Ağı (Viscoelastic Gel Network)
Akson içinde hem sıvısal akışkanlık hem de katısal esneklik özellikleri göstererek hücreyi mekanik streslere karşı koruyan jel benzeri koruyucu yapı.
Vocal Prosody (Vokal Prozodi)
Konuşmanın ritmi, vurgusu, tonlaması ve melodisi; kelimelerin ötesinde duygusal anlamı ve niyeti ileten ses özellikleri.
Volatile Organic Compounds (VOC)
Oda sıcaklığında kolayca buharlaşabilen, hem iç hem de dış mekanlarda hava kalitesini ve insan sağlığını olumsuz etkileyebilen uçucu organik kimyasal bileşikler.
Voltage-gated calcium channel Ca2.2
Hücre zarında bulunan, voltaja duyarlı bir kalsiyum kanalıdır ve nöronal eksitabilite ve kalsiyum homeostazında rol oynar.
Voltage-gated sodium currents
Sinir hücrelerinin elektriksel sinyal (aksiyon potansiyeli) üretebilmesi için hücre zarı üzerindeki sodyum kanallarından geçen iyon akışları.
Voluntary assisted dying (VAD)
Gönüllü destekli ölüm; tıbbi gözetim altında, terminal dönemdeki bir hastanın kendi isteğiyle yaşamını sonlandırması süreci.
Voluntary Motor Control
İskelet kaslarının bilinçli ve istemli bir şekilde hareket ettirilmesi yeteneği.
Vücut Kitle İndeksi (VKI)
Vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilen, bireyin kilo durumunu değerlendiren tıbbi ölçüm.
Yanlış katlanmış proteinler
Normal üç boyutlu yapılarını alamayan veya yanlış katlanmış olan proteinler; bu durum, hücre içinde toksik agregatlar oluşturarak nörodejeneratif hastalıklara katkıda bulunabilir.
Yanlış Pozitif (False-positive)
Gerçekte bir etki veya fark yokken, analiz sonucunda hatalı bir şekilde anlamlı bir sonuç bulunması durumu.
Yanlış tanı
Bir hastalığın veya durumun hatalı bir şekilde teşhis edilmesi.
Yapay Zeka (AI)
Bilgisayar sistemlerinin insan zekasına benzer görevleri (öğrenme, problem çözme, karar verme gibi) yerine getirme yeteneğidir.
Yapısal Eşitlik Modellemesi (SEM)
Gözlemlenen ve gizli değişkenler arasındaki karmaşık ilişkileri analiz etmek için kullanılan çok değişkenli bir istatistiksel tekniktir. Doğrudan ve dolaylı etkileri değerlendirmeye olanak tanır.
Yapısal varyant (Structural variant)
Genomda meydana gelen ve DNA diziliminde büyük ölçekli eklenme, silinme, ters dönme veya yer değiştirme gibi değişiklikleri kapsayan yapısal farklılıklar.
Yardımcı iletişim teknolojileri
Konuşma veya yazma yetisi kısıtlı olan bireylerin iletişim kurmasını sağlayan, yapay zeka veya özel yazılımlar içeren destekleyici araçlar.
Yas (Grief)
Önemli bir kayıp, kronik hastalık veya yaşam değişikliği karşısında bireyin verdiği çok boyutlu fiziksel, zihinsel ve duygusal tepkilerin bütünü.
Yavaş Vital Kapasite (SVC)
Kişinin derin bir nefesten sonra yavaş ve kontrollü bir şekilde verebildiği maksimum hava miktarını ölçen, solunum kaslarının gücünü değerlendiren bir solunum fonksiyon testi.
Yaşa göre düzeltilmiş (Age-adjusted)
Farklı popülasyonlar veya zaman dilimleri arasındaki yaş yapısı farklılıklarını ortadan kaldırarak karşılaştırma yapmayı sağlayan istatistiksel yöntem.
Yaşam kalitesi (QoL)
Bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan kendi sağlığı ve yaşam standartları hakkındaki öznel algısı.
Yaşayabilirlik
Hücrenin canlı kalma ve işlev görme yeteneği.
Yeni İlaç Başvurusu (NDA)
Bir ilacın piyasaya sürülmesi için düzenleyici kuruma (FDA) sunulan kapsamlı onay dosyası.
Yeni Nesil Dizileme (NGS)
Milyonlarca DNA parçasını aynı anda ve hızla okuyabilen yüksek kapasiteli genetik analiz teknolojisi.
Yetim İlaç (Orphan Drug)
Nadir görülen hastalıkların teşhis, önleme veya tedavisinde kullanılan ve pazar potansiyeli düşük olduğu için devlet tarafından özel teşviklerle desteklenen ilaçlara verilen statü.
Yönetim Kurulu (Board of Directors)
Bir şirketi veya organizasyonu yönetmekle görevli seçilmiş veya atanmış bir grup kişidir.
Yürütme Komitesi
Bir kuruluşun yönetim kurulunun yetkilerini devralan ve günlük operasyonları yöneten bir alt komitesidir.
Yürütücü İşlev Bozukluğu
Planlama, karar verme, odaklanma ve sosyal kurallara uygun davranma gibi karmaşık zihinsel süreçlerin bozulması.
Zarit Burden Interview
Kronik hastalığı olan bireylere bakım veren kişilerin yaşadığı sosyal, duygusal, fiziksel ve finansal yükü değerlendiren yaygın bir klinik ölçek.
Zihinsel Stimülasyon
Bilişsel işlevleri aktif tutmak, nöroplastisiteyi desteklemek ve izolasyonun etkilerini azaltmak için yapılan zihinsel aktiviteler.
Zorlu Vital Kapasite (FVC)
Tam bir nefesten sonra zorlu ve hızlı bir şekilde dışarı verilen hava hacmi; ALS'de solunum kas gücünü izlemek için kullanılır.
Qalsody (Tofersen)
SOD1-ALS tedavisinde kullanılan, SOD1 proteininin üretimini azaltmayı hedefleyen bir ilaçtır.
QT Uzaması
Kalbin karıncıklarının kasılıp tekrar gevşemesi için geçen sürenin uzamasıyla karakterize, ölümcül ritim bozukluklarına (aritmi) yol açabilen elektrokardiyografik (EKG) bir değişim.
Qualitative Study
Sayısal verilerden ziyade mülakat, gözlem ve metin analizi gibi yöntemlerle bireylerin deneyimlerini ve bakış açılarını derinlemesine inceleyen araştırma türü.
Quality of Life (QoL)
Bireyin yaşadığı kültür ve değerler sistemi bağlamında kendi yaşamındaki konumunu algılama biçimi; genel iyilik hali.
Quality Standards Subcommittee
Tıbbi uygulamaların kalitesini ve güvenliğini artırmak için standartlar belirleyen uzman heyeti.
Quantitative assessment
Gözleme dayalı yorumlar yerine, sayısal ve ölçülebilir verilere dayanan nesnel değerlendirme.
Quantitative Gait Analysis
Yürüyüşün hız, adım uzunluğu, eklem açıları ve basış süreleri gibi parametrelerinin teknolojik cihazlar ve sensörler yardımıyla sayısal olarak ölçülmesi yöntemi.
Wash-out phase (Arınma dönemi)
Çapraz geçişli çalışmalarda, bir tedavinin etkisinin vücuttan tamamen silinmesi ve bir sonraki aşamaya geçilmesi için beklenen süre.
WGS (Whole Genome Sequencing)
Tüm Genom Dizileme, bir organizmanın tüm genetik materyalinin dizisini belirleme işlemidir.
Wheat-germ agglutinin (WGA) staining
Hücre zarlarındaki glikoproteinlere bağlanarak özellikle kas liflerinin sınırlarını, boyutlarını ve hücre dışı matris yapısını mikroskop altında görünür kılmak için kullanılan bir lektin boyama yöntemi.
White matter degeneration
Beynin beyaz madde bölgelerindeki miyelin kılıfının ve aksonların hasar görmesi veya kaybı.
Whole-exome sequencing
Bir bireyin tüm protein kodlayan gen bölgelerinin (ekzomların) dizilenmesi işlemi.
Wishes to Hasten Death (WTHD)
Hastanın, yaşadığı acı veya kayıplar nedeniyle yaşamının normalden daha erken sonlanması yönündeki genel isteği.
Wnt/β-katenin Yolağı
Hücre kaderini, embriyonik gelişimi ve yetişkin doku homeostazını düzenleyen evrimsel olarak korunmuş bir sinyal iletim yolu.
X-linked (X'e bağlı)
Genetik bir özelliğin veya hastalığın X kromozomu üzerindeki genler aracılığıyla taşınması; genellikle erkeklerde belirti gösterir.
XGBoost (eXtreme Gradient Boosting)
Karar ağaçlarını temel alan, hızlandırılmış gradyan optimizasyonu kullanan güçlü bir makine öğrenimi algoritması.
XRCC1
DNA tek zincir kırıklarının onarımında görev alan, onarım proteinlerini hasar bölgesine toplayan bir iskele proteini.
α-Motonöron (α-MN)
Omurilikten çıkan ve kas liflerinin kasılmasını sağlayan, motor ünitelerin temelini oluşturan büyük sinir hücreleri.
α-tübülin
Mikrotübüllerin yapısını oluşturan ve hücre içi taşımada görev alan temel protein bileşenlerinden biri.
β-hydroxy-β-methylbutyrate (HMB)
Lösin metaboliti olan ve kas sağlığı için takviye olarak kullanılan bir bileşik.
β-N-methylamino-L-alanine (BMAA)
Siyanobakteriler tarafından üretilen, protein yapısında olmayan ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen bir amino asit nörotoksini.
β-Tabaka (β-Sheet)
Proteinlerin ikincil yapılarından biri olan, hidrojen bağlarıyla stabilize edilmiş ve amiloid plaklarının oluşumunda anahtar rol oynayan katlanma şekli.
γH2AX (Gama-H2AX)
Çift zincirli DNA kırılmalarına yanıt olarak histon H2AX'in fosforile olmasıyla oluşan ve hücresel DNA hasarını ölçmek için kullanılan hassas bir moleküler belirteç.
Terim Bulunamadı
Arama sorgunuza uyan herhangi bir sözlük terimi bulunamadı.